Site menu:

İçindekiler

ŞEHR-İ EREĞLİ

EREĞLİNİN SON DÖNEM ÜNLÜ SİYASETCİLERİ

EREĞLİ İSİMLERİ

EREĞLİLERE İL SÖZÜ VERİLİYOR

YİTİK ŞEHİR

EREĞLİ KAYMAKAMLARI

EREĞLİ BELEDİYE BAŞKANLARI

EREĞLİ DOĞUMLU AKADEMİSYENLER

İLÇEMİZDE SPOR

İVRİZ BARAJI

GELENEKSEL YEMEK KÜLTÜRÜMÜZ

 

11. CUMHURBAŞKANIMIZ ABDULLAH GÜL


ŞEHR-İ EREĞLİ’ NİN İL OLMASINA KATKILARINIZI
BEKLİYORUZ.

59. 60. ve 61. DÖNEM HÜKÜMETLERİ
BAŞBAKANIMIZ RECEP TAYYİP ERDOĞAN

Atalarımızın ömrüne il olmayı sığdıramadık. Sayenizde İl olursa bir milyon Ereğliliyi Onurlandırırsınız

 

ESKİ MİLLİ EĞİTİM BAKANI NİMET ÇUBUKCU

     EREĞLİYE EĞİTİM KONUSUNDA BÜYÜK KATKILARI OLAN ASLA UNUTAMAYACAĞIMIZ BAKANIMIZ.
BAKANLIKLARI DÖNEMİNDE EREĞLİMİZE EĞİTİM FAKÜLTESİ GELDİ. DOĞA BİLİMLERİ VE MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ SENATODAN GEÇTİ. UZAY FAKÜLTESİNE BAĞLI İŞLETME FAKÜLTESİ İÇİN KARGACI KÖYÜNDEKİ ARAZİNİN TAHSİSİ İÇİN GEREKLİ OLAN DESTEĞİ VERMİŞLERDİR. ÇOK İLDE OLMAYAN MODERN BİR ÖĞRETMEN EVİ EREĞLİYE KAZANDIRILMIŞ EĞİTİM İLE İLGİLİ SORUNLAR BÖLGEMİZDE KALMAMIŞTIR.                                                                                                                                                                                                                            
 ADALET VE KALKINMA PARTİSİ ÇOK ÜNLÜ ERKEK SİYASETCİYİ BÜNYESİNDE BULUNDURMAKTADIR. OYLARINDAKİ  ARTIŞ  BU BAŞARININ ESERİDİR GÖZDEN KAÇMAMASI GEREKEN  İSE  59  VE  60 HÜKÜMETLERDE GÖREV  ALAN  SAYIN  BAKANIMIZIN BAŞARILARI EN AZ ERKEK SİYASETCİ DÜZEYİNDE İDİ MİLLİ EĞİTİMİN İMAJININ DEĞİŞMESİNİ, TELEVİZYON  VE   BASIN  KATKILARI  SON  DERECE  BAŞARILI İDİ. İSTATİKLER YALAN SÖYLEMEZ. BİZLERE GÖRE ADALET VE KALKINMA PARTİSİNİN TEK BAŞARILI KADIN SİYASETCİSİ SAYIN BAKANIMIZDIR.

ÖNSÖZ
Birçok medeniyete beşiklik etmiş ve bu köklü geçmişin oluşturduğu birikimi başarıyla günümüze kadar taşımış olan Ereğli’nin uzun ve parlak geçmişine, sosyo-ekonomik ve kültürel hayatına ilişkin bu değerli kültür hizmetinde emeği geçenleri başta Sayın Sami Akdoğan olmak üzere en içten dileklerimle kutluyorum. Ereğli’yi bütün boyutlarıyla tanıtan kaynak bir esere önsöz yazmaktan büyük bir mutluluk duymaktayım.
     Kitaba başını eğenleri aynı zamanda görsel bir tarih yolculuğuna çıkaran “Şehr-i Ereğli” isimli eser, hiç kuşkusuz Ereğli’nin tarihi ve kültürel mirasını başarıyla yeni nesillere aktaran eserler arasındaki yerini alacaktır. Zamanlarının çok değerli tanığı olan, birer belge niteliği taşıyan, geçmişimize ve tarihe ilişkin çok şey anlatan fotoğraflar da görsel dağarcığımıza ve kültür hayatımıza da çok önemli katkılar sağlayacaktır.
     Hiç kuşku yok ki birçok medeniyetin mirası üzerinde yükselen Ereğli’nin tarihi ve kültürel varlıklarının sadece hatırlanmakta kalmayıp, yeni nesiller tarafından özümsenerek geliştirilmesi de gerekmektedir. Her nesil kendisinden sonrakilere bir miras bırakıyor. Eğer bir sonraki nesil bir öncekinden bir şeyler alabiliyor ve ona bir şeyler katıyorsa toplumlar ilerliyor. Tarih bu anlamda hem değişmeyi, hem de birikmeyi içermektedir. Unutulmamalıdır ki her medeniyet, kendinden önce gelen medeniyetlerin birikimini aktararak ve tekrarlayarak değil; bu birikimi özümseyip kendi orijinal katkısını yaparak insana, hayata, çevreye saygıyı gözeten abidelerini yükseltmiştir.
     Ereğli bu anlamda sahip olduğu muazzam birikim ve değerlerden aldığı güç ve ivmeyle hızlı gelişimini sürdürmektedir. Bu süreçte yeni nesillere bu değerli mirası hatırlatmak, yaşadığı şehrin siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel tarihi konusunda bir bilgi ve bilinç kazandırmak çok büyük önemi haizdir. Bu amaç doğrultusunda yapılan her çalışma, her eser gençlerimizi kendi geçmişi ve kültürel değerleriyle buluşturacaktır. “Şehr-i Ereğli” isimli değerli çalışma da, bir kaynak eser olmanın yanında gençlerimize yaşadıkları şehre ilişkin yeni bir perspektif ve bakış kazandıracak niteliktedir. Büyük ilgi ve beğeni toplayacağına inandığım bu değerli eserin ilgi duyan herkese faydalı olmasını diliyorum, bu kültür hizmetinde emeği geçenlere teşekkürü bir borç biliyorum.
                                                                                           

 

 

Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu

Ahmet Davutoğlu1959 yılında Konya/Taşkent'te doğdu. Ortaöğretimini İstanbul Erkek Lisesi'nde tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi ve Siyaset Bilimi bölümlerinden mezun oldu. Aynı üniversitenin Kamu Yönetimi Bölümü'nde yüksek lisans, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde doktorasını tamamladı. 1990-1995 yılları arasında yurtdışında görev yaptıktan sonra 1996-1999 yılları arasında Marmara Üniversitesi'nde çalıştı. 1993'te doçent, 1999'da profesör oldu. Beykent Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanlığını yürütmektedir. Alternative Paradigms (Lanham: University Press Of America, 1994) ve Civilizational Transformation and the Muslim World başlıklı kitapları yayınlanmıştır. Ayrıca, özellikle uluslararası İlişkiler, bölgesel analizler, mukayeseli siyaset felsefesi, mukayeseli medeniyet tarihi araştırmalarını kapsayan değişik alanlarda disiplinler arası bir yöntemle kaleme alınmış çalışmaları farklı dillerde yayınlanan Davutoğlu'nun 2001 yılı ortasında "Stratejik Derinlik" adlı bir kitabı yayınlanmıştır.
Bu kitabın önsözünde Davutoğlu şunları yazmaktadır: "Türkiye'ye çevreleyen yakın kara, yakın Deniz ve yakın kıta havzaları, coğrafi olarak da insanlık tarihinin ana damarının şekillendiği alanları kapsamaktadır. Soğuk Savaş sonrası dönemin getirdiği dinamik uluslar arası ve bölgesel konjonktürde en yakın havzasından başlayarak dışa açılması kaçınılmaz olan Türkiye'nin stratejik derinliğinin yakın kara, yakın deniz ve yakın kıta bağlantıları ile yeniden tanımlanması ve bu derinliğin jeopolitik, jeoekonomik ve jeokültürel boyutlarının dış politika parametreleri olarak kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Modernite Avrupa-Merkezli bir tarihi sürecin eseriydi; küreselleşme ise kaçınılmaz bir şekilde başta Asya olmak üzere bütün insanlık birikimini tarihin akış seyrinde tekrar devreye sokacak unsunlar taşımaktadır. Tarihi birikimi etkin bir açılıma temel sağlayacak toplumların öne çıkacağı bu süreçte Türkiye tarihi derinliği ile stratejik derinliği arasında yeni ve anlamlı bir bütün oluşturma ve bu bütünü coğrafi derinlik içinde hayata geçirme sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Stratejik açıdan mihver bir ülke olan Türkiye, bu sorumluluklarının gereğini yerine getirmesi durumunda, yeni dengelerin oluşacağı daha istikrarlı uluslar arası konjonktüre daha uygun şartlarda giren merkez bir ülke konumu kazanacaktır."
Büyükelçiliğe, 2003'de, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakanı Abdullah Gül'ün ortak kararıyla layık görülen Davutoğlu, özellikle 2008 yılında İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında Türkiye adına oynadığı önemli rol başta olmak üzere, çok sayıda dış politika konusunda adından sıkça söz ettirdi. Davutoğlu'nun dış politika üzerine düşüncelerini ve tecrübelerini topladığı “Stratejik Derinlik/Türkiye'nin Uluslararası Konumu” adlı kitabının yanı sıra çok sayıda eseri bulunuyor. Dışişleri Bakanı
Ahmet Davutoğlu Başbakanın 01 Mayıs 2009 günü açıkladığı yeni kabinede Dışişleri Bakanı olarak görev yapacak. Milletvekili olmayan Davutoğlu AK Parti hükümetinin parlamento dışından kabinede görev alan ilk bakan oldu. Bir süredir Başbakan Erdoğan'ın dış politika danışmanlığını sürdüren Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı görevini Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcılığı'na atanan Ali Babacan'dan devraldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 6 Temmuz 2011 günü açıklanan 61. Hükümette de Dışişleri BAKANIDIR.

 

HALİL ETYEMEZ

    2010-2011 eğitim-öğretim yılı, yaklaşık 16 milyon öğrenci ve 750 bin eğitim çalışanı için 19 Eylül’de başlamış bulunmaktadır. Tüm öğrencilerimize ve velilerimize hayırlı olmasını dilerim.
Eğitim sistemimizin en önemli amacı, öğrencilere daha nitelikli bir eğitim vermektir. Eğitim sistemimizde öğrencilere daha nitelikli bir eğitimin verilebilmesi için en başta niceliklerin artırılması gerekmektedir. Bunların en başında eğitime ayrılan bütçe gelmektedir. Eğitime ayrılan bütçenin GSYİH’ya oranının, OECD ülkelerinin çoğunda olduğu gibi %5-6 civarlarında olması gerekmektedir. Türkiye’de bu oran 2011 yılı için %3,97 olarak karşımıza çıkmaktadır.
Diğer yandan öğretmen açığı ve derslik ihtiyacı gelmektedir. Öğretmen ve derslik başına düşen öğrenci sayılarının fazla oluşu (OECD ülkeleri ortalaması öğretmen başına 14 öğrenci, derslik başına 22 öğrenci) ve ilden ile çok büyük değişiklikler göstermesi, eğitimin niteliğini düşürmektedir. Sınıf içi performansın en üst düzeyde olabilmesi için derslik ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısının optimum düzeyde olması gerekmektedir.
Eğitimin niteliğini etkileyen diğer bir unsurda öğretmenlere yeni öğretim programları karşısında yeterli düzeyde hizmet içi eğitimin verilememesidir. 2005 yılında PISA sonuçlarının da etkisiyle yapılandırmacı yaklaşıma geçilmiş ve bu yaklaşımla ilgili öğretmenlere yeterli düzeyde hizmet içi eğitim verilememiştir. Bu yaklaşımın kalabalık sınıflarda uygulanmasının da çok zor olduğunu bilmemiz gerekir.
Eğitim fakültelerinden her yıl ortalama 50 bin öğretmen adayı mezun olmaktadır. Son yapılan KPSS eğitim bilimleri sınavına 230 bin öğretmen adayı girerken Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 150 bin öğretmen açığı olduğunu ifade etmiştir. MEB’in her yıl atamasını yaptığı öğretmen sayısı ortalama 40 bin civarında olduğu göz önünde bulundurulursa, Türkiye’de ihtiyaçtan fazla öğretmen adayı yetiştiğini söyleyebiliriz. Bunun yanında YÖK’ün bu yıl eğitim fakültesi mezunu olmayan öğrencilere yönelik pedagojik formasyon programı için üniversitelere tahsis ettiği 12 bin 500 kontenjanı da göz ardı etmemek gerekir.
Eğitim kurumlarına ayrılan bütçenin de artırılması gerekmektedir. Eğitim kurumları ihtiyaçlarını karşılama ve politika üretme noktasında kaynak sıkıntısı yaşamaktadır. Bu da eğitimin niteliğine yansımaktadır.
Bunlar gibi daha birçok alt başlık sayabiliriz. Sonuç olarak eğitimde nicelik, niteliğin yükselmesine doğrudan etki yapan bir faktördür

  

ŞEHR-İ EREĞLİ

  

İvriz barajından

 



SİDEMERA LAHİTİ

EREĞLİ KAYA ANITI

 

İSTANBUL EREĞLİLİLER DERNEĞİ
     Bu  olguyu,  kavramı bize sevdiren Bayram Camcıdır. Bayram Abi’nin önderliğinde bu derneğin kurulduğunu duyduk. Türkiye genelinde heyecan uyandıran, birlikteliğimizi sağlayan bu derneği kuran Sayın Bayram Camcı’yı rahmetle anıyoruz. İstanbul’daki Ereğlili kardeşlerimizin bakış açılarını değiştirip bu toprakların insanı olduklarını hatırlattılar. Ereğlili okuyan imkânı olmayan kardeşlerimize büyük katkı sağladılar. Okulu bitiren gençlerimize iş buldular. Bir anne baba evladına nasıl sahip çıkıyorsa aynı hassasiyeti Ereğli Derneği olarak gösterdiler. Yıllar önce Ereğli’den göçen bizleri unutan insanımıza Ereğlili olduklarını hatırlatıp birlikteliğimizi sağladılar. Dernek olarak o kadar güçlü oldular ki siyasi arenada gerçek Ereğlilerin bizleri temsil etmesini sağladılar. İstanbul dışındaki şehirlerde aynı duyguların yaşanmasına örnek oldular. Son dönemlerde o eski heyecanı yaşayamaz olduk. İstanbul’da üçüncü Ereğli adına dernek kuruluyorsa sorumlusu eski Ereğli Derneği olmalı. Yeni kurulanları da anlayışla karşılamak lazım çünkü arayış içinde bir hamle yaptılar inşallah tek çatı altında birleşirler.
Yaşadıkları şehirlerde Örnek insan olmayı gösteren, evlatlarımıza bir baba bir anne şefkati ile destek olan, yaşadığımız coğrafyaya gerekli desteği veren bu güne kadar hizmet etmiş Ereğlili büyüklerimizin sağ olanlarını sevgiyle, hürmetle selamlıyor. Sağlık, esenlik ve huzur içinde yaşam temenni ediyoruz. Aramızda olmayan değerli büyüklerimize Allahın rahmeti üzerlerinde olsun, yattıkları yer cennet mekân olsun temennisiyle.

 

 

 

 


Kıymetli Ereğlililer,
Ben İstanbul’da doğdum ve yetiştim. Ancak babam Mustafa Kurtuluş Konya Ereğlilidir. Babamın Çerkes Mahallesi ve Pirömer Mahallesi’ndeki anılarını dinleyerek büyüdüm. Ereğli’yi hayatımda sadece birkaç kez ziyaret edebilmeme rağmen benim için ata yurdudur ve her zaman Ereğli için yüreğim titrer.
Ereğli tarihinde maalesef çok üzücü bir hadise vardır: Sel felaketi neticesinde çok büyük nüfus kaybı olmuştur. Bu felaketten ancak dört aile kurtulabilmiştir. Bunlar “Kurtulanlar” anlamında “Necatigiller” olarak anılırmış. Daha sonra Soyadı Kanunu çıkınca, selden kurtulan ailelerden gelenler necat anlamında “Kurtuluş” soyadını almışlar. Esasen rahmetli büyük babamın adı ve soyadı da bu sebeple Mehmet Necati Kurtuluş’ tur. Amcam Ahmet Kurtuluş zamanla Ereğli nüfusunun arttığını ve etrafında sel felaketinden korunmak için set oluşturulduğunu ve bu setin belirtilerinin halen İstasyon Caddesinde, Hükümet Binası bitiminde, Cinli Bayır’da, Tekke ve Hamidiye Mahallelerinde, Cahı ve Çiller Yollarındaki rampalarda görüldüğünü anlatmaktadır.
Soyumu böylece tanıttıktan sonra Ereğli tarihinin güzel sayfalarını açmak istiyorum: Ereğli müstesna eğitim geleneğine sahip bir ilçemizdir. Ereğli, Türkiye’nin Fen Lisesine, Anadolu Öğretmen Lisesine, Anadolu Lisesine sahip yegâne ilçesidir. Polis Meslek Yüksekokulu, Sevgi Okulları ( engelli öğrenciler için ), TED Koleji gibi eğitim kurumları açılmıştır. Ayrıca 1995 yılında faaliyete geçen Yükseköğretimi Geliştirme Derneği bulunmaktadır. Ereğli, Türk siyasi, ekonomik, bilimsel ve sosyal-kültürel hayatında temayüz etmiş çok sayıda şahsiyeti yetiştirmiştir.
Yükseköğretim Kurulu üyeleri olarak görev yaparken tabiatıyla güzel ülkemizin her ilinde ve nüfusu yüksek, gelişmiş ilçelerinde gerekli seviyede yükseköğretim kurumları açılması için gayret sarf etmekteyiz. Özellikle Konya’nın, Ereğli’nin ve Konya’nın diğer ilçelerinin taleplerinin müspet yönde değerlendirilmesi konusunda da ayrım yapmaksızın duyarlılık göstermekteyiz. Bu çerçevede Konya merkez, Ereğli ve diğer ilçeler için yükseköğretim alanında önemli gelişmeler gerçekleştirilmiştir.
Esasen Konya, yüzölçümü itibariyle Türkiye’nin en büyük şehri olup, Dünyanın bazı ülkelerinden de daha büyüktür. Sahip olduğu konumu, tarihi ve kültürel mirası, ekonomisi, huzuru ve altyapı imkânlarıyla bir “Üniversiteler Şehri” olmayı hak etmektedir. Genel Kurulumuz  Selçuk Üniversitesi yanında, yeni bir devlet üniversitesi olarak “Konya Üniversitesi”nin kurulması ve bu üniversitenin “Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi”, “Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi”, “Fen Fakültesi”, “Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi ”, “Turizm Fakültesi”, “Eğitim Bilimleri Fakültesi”nden; “Yabancı Diller Yüksekokulu”ndan; “Sosyal Bilimler Enstitüsü”, “Fen Bilimleri Enstitüsü” ve “Eğitim Bilimleri Enstitüsü”nden oluşması kararını almıştır. Ayrıca Konya’da “KTO Karatay Üniversitesi” ve “Mevlana Üniversitesi” adıyla iki vakıf üniversitesi kurulmuş olup, bu üniversitelerde eğitime başlanmıştır.
Ereğli’de ise “Ereğli Eğitim Fakültesi” kurulmuştur. Ereğli Eğitim Fakültesi’nde “İlköğretim Bölümü”, “Türkçe Eğitimi Bölümü” ve “Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü” olmak üzere üç bölüm açılmıştır.
        Yükseköğretim Genel Kurulu’nun oybirliği ile aldığı son  karar ile de Ereğli’de, Selçuk Üniversitesi’ne bağlı “Ereğli Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi” kurulmasının önü açılmıştır. Özellikle gıda mühendisliği ağırlıklı olması düşünülen bu fakültenin kuruluş çalışmaları sürmektedir.
         Ereğli için gerçekleşmesini beklediğimiz yükseköğretim projelerinden biri de merkezi Ankara’da olan “ Türk Hava Kurumu Üniversitesi”ne bağlı “Ereğli İşletme Fakültesi”nin kurulmasıdır. Türk Hava Kurumu Havacılık Vakfı hâlihazırda Türk Hava Kurumu uhdesinde bulunan Ereğli Kargacı Köyü sınırları içerisindeki 1 milyon 700 bin m² arsa taşınmazı bu amaçla kullanmayı talep etmektedir. Nitekim bu konuda Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektörü ve Mütevelli Heyeti Üyesi Sayın Prof. Dr. Ünsal Ban’ın da ifade ettikleri gibi “Gayesi, Türkiye sivil havacılık sektör ve sanayisinin ihtiyaç duyacağı nitelikli personeli yetiştirmek ve gerek duyulan AR-GE çalışmalarını yerine getirmek olan ‘Türk Hava Kurumu Üniversitesi’; yüklendiği misyonun gereğini hakkıyla yerine getirmek doğrultusunda havacılık açısından stratejik öneme sahip olan coğrafyalarda var olmayı hedeflemektedir. Konya Ereğli tarımsal gıda taşımacılığındaki etkinliği, havacılığa uygun coğrafi yapısı ve havacılık açısından sahip olduğu coğrafi konum çerçevesinde; havacılık bilimleri hususunda üniversiter bir oluşum için son derece önemli bir bölge olarak ön plana çıkmaktadır. Türkiye’de hızla gelişen sivil havacılık sektörünün idari, operasyonel ve yönetici personel ihtiyacı hızla artmaktadır. Özellikle havacılık taşımacılığındaki artış, ülkemiz bünyesindeki havaalanı ve havayolu işletmeciliği ile lojistik yönetimini önemli birer disiplin haline getirmektedir. Önümüzdeki on yıl içerisinde küçük ölçekli havayolu işletmelerinin, hava taksi işletmelerinin vb. gerek nicelik gerekse de nitelik yönünden hızla gelişeceği aşikârdır.” gerekçelerine istinaden kurulması talep edilen “Ereğli İşletme Fakültesi” bünyesinde “Havaalanı İşletmeciliği”, “Havayolu İşletmeciliği” ve “Lojistik Yönetimi” alanlarında öğretim ve araştırma hizmetlerinin verilmesi planlanmaktadır.
        Ereğli’de yükseköğretim alanında yukarıda özetlenen bütün bu hedeflerin gerçekleşmesi, kurulmuş ve kurulacak fakültelerin daha sonra yeni bir üniversitenin ve yeni bir şehrin nüvesini oluşturması en büyük idealimdir.
        Bu kitabın yayınlanması için büyük emek sarf eden Sayın Sami Akdoğan’ı kutlar, tüm Ereğlililere en kalbi sevgi ve saygılarımı sunarı                                                                   Prof. Dr. Berrak Kurtuluş                 
                                                                       Yüksek öğretim Kurulu ve Genel                                                                                 Yürütme Kurulu Üyesi

 

 


EREĞLİ VE BEN
Sami Akdoğan Bey benden Ereğli hakkında bir kitap yazdığını ve bu kitaba benimde bir önsöz yazarak ve hatıralarımı anlatarak katkıda bulunmamı istediği zaman çok mutlu oldum. Ereğli, Konya’nın şirin yeşil ilçesi acı ve tatlı hatıralarla dolu ve fakat her zaman özlem duyduğum rüyalarıma giren memleketim, havasına suyuna, toprağına doyamadığım insanının çok sevdiğim canım benim.
1946 yılının 28 Ekim’ini 29’a bağlayan gece Ereğli’nin Elagözlü Mahallesinde dünyaya gözlerimi açmışım. He ne kadar babam 26 Ekim’i doğum tarihim olarak nüfusuma yazdırsa da sevgili anneciğim benim doğduğum gecenin ertesi günü Cumhuriyet Bayramı kutlamaları yapıldığını söyler ve doğumunun 28’i 29’a bağlayan gece yarısı olduğunu ifade ederdi.
Elagöz Bağları, Ereğli’nin güneyinde, Toros dağlarının eteklerinde merkezden altı yedi km. uzakta bir mahalle idi. Ereğli’nin zenginlerinin yazlık mekânı idi.
Yazın Mayıs ayından itibaren bütün bahçelerde meyve ağaçları çiçek açar ve kışın şehre göç etmiş bulunan komşularımızın boş olan evleri dolardı. Her tarafta bir neşe ve heyecan oluşurdu. Bahçeler bellenir domates, biber, fasulye, salatalık, bamya vb. çeşitli sebzeler ekilirdi. Suyumuz boldu. Yaz kış bütün bahçelerin etrafında şırıl şırıl, pırıl pırıl akan tertemiz bolkar dağlarının İvriz çayı Ereğli’ye hayat verir her yanı yemyeşil kılardı.  Bahçelerde meyvenin her türlüsü yetişirdi. Başta elmanın her türlü çeşidi olmak üzere, kiraz, vişne, armut, şeftali, ayva, kayısı, üzüm, alıç, kızılcık, ceviz, fındık vb. meyvelerin yetiştiği güzel yurdum canım memleketimin o günlerini özlemle yâd ediyorum.  Sonbahar da meyve ve sebzelerin hasadını yapan, tüccara satan çoğu komşumuz okullar açılmadan tekrar şehir merkezine göç ederlerdi. Biz şehirde evi olmayanlar ıssız kalan Elagöz bağ ve bahçelerinde sonbahar rüzgârları ile birlikte sessiz ve boynu bükük bir biçimde kalır, seneye tekrar Mayıs ayının özlemi içinde evlerine gelecek komşularımızı beklerdik.
Elagözlü Mahallesi büyük bahçeler içinde birer yazlık evin bulunduğu mekânlardı. Ağır kış şartları, Toros Dağlarının eteklerinde bulunması yolların kardan kapanmasına yol açardı. Ayrıca eriyen karlar yolları çamur deryasına çevirirdi. Bu çamurun içinden okulumuza gidene kadar tepemize kadar çamura bulandığımız ve kuru bir yer bulmaya çalıştığımız geçiş yerlerini aradığımızı hiç unutmuyorum. Yollarda kanalizasyon olmadığı için su göletlerinin oluştuğu mekânlarda kışın buzlar oluşur bu buzlarda biz çocuklar kayardık, tabi bazen buz kırılması nedeni ile buz gibi su göletinin içine düşüp titreyerek okula ya da eve gittiğimiz de oluyordu. Kışın kar ve soğuktan şehre inmesi bir azap olan Elagöz Mahallesinin yazın da tozdan geçilmeyen yolları yine azap verici ve çekilmeyen bir manzara arz ederdi. Ama o Ereğli’de yaşamak ayrı bir haz verirdi insana. Şimdi o bağ ve bahçelerden hiç eser kalmamış, geçen sene son gidişimde Elagözlü Mahallesi, şimdi adını da Fatih Mahallesi olarak değiştirmişler, tam bir yıkıntı görünümündeydi. Benim doğduğum Duran amcanın evi yıkılmıştı. Bizim ev yerinde duruyordu ancak, zaten küçük olan bahçesine evler yapılmıştı. Daha doğrusu bahçelere hayat veren su kesildiği için akarlar kurumuş sebze ve meyveler artık yetişmez olmuştu. Kısacası artık eksinin Elagözlü yerinin Fatih Mahallesinde doğal hayat yok olmuştu. Ereğli Lisesini bitirene kadar 18 yılını geçirdiğim, rüyalarımı süsleyen Elagözden hiç eser kalmamıştı.
Ereğli’de tam bir doğa yaşamımız vardı. Rahmetli annem Beddik soyundan bir Türkmen kızıydı. Babası rahmetli Nafi dedem Konya’da eğitim görmüş bir müftü idi. Ereğli’de Hortu Nahiyesinde bir medrese açmış ve öğrenci yetiştirmiş ulu bir zattı. Ancak çiftçi olduğu ve ziraatla uğraştığı için tarlaları sularken üşütmüş zatürre (satlıcan) olmuş ve bu hastalıktan kurtulamayarak sekiz çocuğu ile İnayet ninemi dul bırakarak bu dünyadan göçüp gitmişti. Annem bu nedenle iyi yetişmiş bir çiftçi kızıydı. Dört evlek (bir dönüm) bahçemizde bize yetecek kadar sebze ve meyve yetiştirirdi. Ayrıca tavuklarımız ve ineklerimiz vardı. Onların yumurtası, eti, sütü bizlerin beslenmesini sağlıyordu, yılda elli havayı (şinik) buğdayı değirmende öğütür elde edilen un ile ekmeğimizi yapardık. Çarşıdan petrol lambası için gaz yağı, vita, sana gibi margarin yağları ile zeytinyağı ve şeker satın alırdık. Evimizde elektrik yoktu. Liseyi petrol lambası ile okuyarak bitirdim. Dışarıdan satın aldığımız ürünler için gerekli parayı ineklerimizin sütünden mayaladığımız yoğurtları Gülbahçe köprüsü üzerinde satarak temin ederdik. İlkbaharla birlikte ineklerimizi üç göz mahallesinde ya da cinler mahallesindeki çobana götürürdük, akşamda gidip onları alırdık. Bunun için ben sabah şafakla kalkar üzerimi giyinir ineklerimizi 5-6 km ötedeki çobana götürürdüm. Güzün Ekim ayında artık çoban inekleri götürmezdi. Kışın onları evde ahırda kuru ot ve samanla beslerdik. Ancak havalar iyi olduğunda ineklerimizi yol kenarlarında otlatırdım. Tabii elimde mutlaka okul kitaplarım da olur, onları okur ödevlerimi yapardım. Evin bütün yükünü rahmetli annem çekerdi. Onun başyardımcısı rolünü de ben üstlenirdim. Babam rahmetlinin ayda zar zor verdiği 100 liranın ve yılda verdiği 50 şinik buğday dışında evimize pek hayrı yoktu. Zaten ben ortaokul ikinci sınıfta iken evden ayrılmış Kuzguncuk köyünde Şevket beyin çiftliğinde çiftçi başı olarak çalışmaya ve nikâhsız olarak bir kadınla yaşamaya başlamıştı. Biz dört kardeş zor günler geçirerek hayatımızı sürdürmeye çalıştık. Bu koşullar altında Ereğli Lisesi’nden mezun oldum. Eğer ablam rahmetli eniştem Cevat İpek ile evlenmemiş olsaydı.
     İstanbul’a gelip İ.Ü.İktisat Fakültesinde okumam da imkânsızdı. Ama Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü, Matematik Bölümünü yatılı olarak kazandığım için oraya devam edip ortaokul öğretmeni olacaktım. Kadere ve alın yazısına inanmak lazım. İstanbul’da da çok zor günlerim oldu.  Ama her zaman tanrının yardımıyla bütün bunların üstesinden gelebildim. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdikten sonra bir taraftan İşletme İktisadı Enstitüsüne devam ettim. Diğer taraftan da doktora çalışmalarımı sürdürdüm. İstanbul üniversitesi İşletme Fakültesi Yönetim ve Organizasyon Kürsüsü’ne 1969 yılı Kasım ayında Asistan olarak girdim. 1972 yılı Ocak ayında “İşletme Doktoru” ünvanını aldım. 1974 yılı Nisan ayında da ders verebilmem için Öğretim Görevlisi kadrosuna yükseltildim. 1974 Eylül ayında Belçika’nın Louvain Katolik Üniversitesi’nde yaptığım çalışma ve araştırmalarımla 1976 yılı Kasım ayında “Üniversite Doçenti” ünvanını aldım. Doktora çalışmalarımda Fransa’nın Versailles kentinde bulunan Institut National en Informatique et en Automatique adlı kuruluşun sağladığı maddi ve manevi ortam gelişmemde önemli katkılar sağlamıştır. 1978 yılında katıldığım “International Teachers Programme” ile İngiliz dilinde uluslararası öğretmenlik sertifikası almam benim için öğretim üyeliği yaşamımın en önemli mihenk taşlarıdır.
1982 yılının 14 Ocağında “İşletmelerde Yenilik Politikası” adlı araştırma tezi kitabımla Profesörlüğe yükseltildim. 1982 Nisan ayında ABD’nin Michigan Üniversitesi Ann Arbor’a misafir profesör olarak gittim. Burada Hintli Profesör C.K.Prahalad ile birlikte çalışmalarımız oldu. ABD’ye daha sonraki gidişlerimde MIT (Massachusettes Institute of Technology), Rensailer Institute of Technology,  Portland State University, Cornell University’de misafir öğretim üyesi olarak bulundum.
Deniz Harp Okulu,  Hava Harp Okulu ve Harp Akademilerinde uzun yıllar Yönetim Organizasyon ve Davranış Bilimleri Dersleri verdim. Halen Silahlı Kuvvetler Akademisinde “Yönetim Bilimlerinde Son Gelişmeler” adlı dersi vermekteyim.
1976 5 Nisan’da Çocuk Mütehassısı Dr. Oya ILGAZ ile yaşamımı birleştirdim. Bu evlilikten iki çocuğumuz oldu. Kızım Zeynep İrem EREN halen Soner ERDOĞMUŞ ile evlidir. Biri 7 diğeri 4 yaşında olan iki torunum vardır. Kızım Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümünde Pazarlama Öğretim Üyesidir. Oğlum Hasan Melih EREN ablası gibi Boğaziçi Üniversitesinden mezun oldu, ama kariyer yapmadı. Şimdi Demirdöküm-Vaillant grubunun Finansal Denetim Müdürü olarak çalışmaktadır. Nermin EREN adlı iş arkadaşı ile yaşamını birleştirdi, şimdi 2,5 yaşında olan bir kız torunum da ondan var. Allah onların yolunu açsın, başarı ve mutluluklarını artırsın.
1972 yılında doktoramı verdikten sonra İstanbul üniversitesinde idari görevler yaptım. Enstitü genel sekreterliği, Dış İlişkiler Koordinatörlüğü, Enstitü Müdür yardımcılığı, Enstitü Müdür Vekilliği, Fakülte Dekan yardımcılığı görevlerinde bulundum. 1994 yılında Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsünün İşletme Fakültesi Kurucu Dekanı olarak görev yaptım, 5 yıllık bu görevden sonra 1999 Ağustos ayında depremin olduğu gün emekli oldum. Bir vakıf Üniversitesi olan Doğuş Üniversitesinde Kurucu Dekan olarak çalıştım. Beş yıl bu görevi yaptıktan sonra bir yıl kadar İstanbul Ticaret Üniversitesinde görev yaptım. Daha sonra Beykent Üniversitesinde Dekan olarak görev yapmaya başladım. Yaklaşık 1994 yılından bu yana 16 senedir dekanlık görevini sürdürmekteyim. Üniversitede ders verecek düzeyde İngilizce ve Fransızca bilmekteyim. Yayınlanmış birçok makale ve kitaplarım vardır.                                                                                       
                                                                                                 Prof. Dr. Erol EREN

 

 

 

Benim Çok Sevgili Ereğlili Hemşehrilerim;
     Bu değerli çalışmanın Önsözünde sizlerle beraber olmanın keyfini yaşıyorum. Günümüzün en değerli hazinesi bilgidir. Bilgi, özellikle geçmişe ve size ait bilgi ise çok daha değerlidir. Bu da kayıt altına alınarak ve yazılı hale getirilerek gelecek nesillere aktarılabilir. Ülkemiz ve bölgemiz çok zengin bir tarihe ve bilgi hazinesine sahiptir. Bununla hepimizin gurur duyması gerekir. Sn. Sami Akdoğan, Sn. Halim Aktaş ve Sn. Umur Tevfik Akdoğan, örnek bir davranış ile Ereğlimize ait bilgi hazinesini bir araya getirerek ve kayıt altına alarak ebedileştirmişlerdir. Kendilerini kutluyorum.
     Kâtip Çelebinin 16. yüzyıla ait Cihannümasında Ereğli ile ilgili bölümü okuduğumda ne kadar heyecanlandığımı anlatamam. Kâtip Çelebi bilimsel coğrafya çalışmasında Ereğli için "Ereğli'nin hububatı çoktur. Envai çeşit ürünleri olur. Hatta derler ki sadece 90 tür armut yetişir." ifadelerini kullanır.  Bu ve benzeri diğer çalışmalarda bize verilen bilgi, Ereğli’nin geçmişte çok zengin bir tarımsal üretim alt yapısına sahip olduğunu ve burada envai çeşit tarımsal ürün yetiştirildiğini gösteriyor. Bugün Erenlimiz, tarımda, tarıma dayalı sanayide yüzyıllar öncesinde söylendiği gibi, ürün çeşitliliği konusunda hızla yol alıyor, sanayisini tarımla buluşturuyor ve geleceğe sağlam adımlarla yürüyor. Ereğli, eğitimde de bölgemizin bir cazibe merkezi olma yolunda hızla ilerliyor. İlköğretimden yükseköğretime kadar çeşitli dallarda eğitim hizmeti veren ve mezunlar yetiştiren eğitim kurumlarımızla geleceğimize yatırım yapıyoruz ve beşeri sermayemizi güçlendiriyoruz.
     Benim çocukluğum ve gençliğim, Ereğli ve Karapınar’da geçti. Ereğlinin yemyeşil bahçelerini, buz gibi serinlik veren sularını ve güzel yaz günlerini asla unutamam. Uzun yıllardan beri Ankara’da yaşıyor olsam da Ereğli ve Karapınar'ı hep özlerim. Onun için sık sık buralara gelirim. Toros dağlarının o eşsiz havasını teneffüs ederim. Bu bölgede doğduğum için, buraların evladı olduğum için ve buralarda kendimden çok şey bulduğum için her zaman Allah'a şükrederim. Her gelişimde kadirbilir hemşehrilerimle, okul arkadaşlarımla ve dostlarımla bir arada olmaktan ve sohbet etmekten büyük keyif alırım.
     Konyamızda kentli nüfusun şekillenmesinde Ereğli'nin payı çok büyüktür. Bu nedenle Ereğli sadece tarımda ve sanayide değil, kentleşmede de bölgemizde örnek bir yerdir. Turizm yatırımlarıyla, alış-veriş merkezleriyle, çeşitlilik arz eden çarşısıyla ve geniş tüketici yelpazesiyle şehirleşmenin en güzel yanlarını bize sunmaktadır. Ereğli ile ne kadar övünsek azdır.
     Bu Kitabın yayımlanmasında gösterdikleri gayret ve harcadıkları emek için Sn. Sami Akdoğan, Sn. Halim Aktaş ve Sn. Umur Tevfik Akdoğan’ı bir kez daha kutluyor, tüm Ereğlili hemşehrilerime sevgi, saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum.

               Doç. Dr. Ahmet Kesik
                Maliye Bakanlığı
                Strateji Geliştirme Başkanı

 

 

                                       
              Sevgili ve Saygıdeğer Ereğliler
     Değerli hemşehrilerim, Sami AKDOĞAN, Halim AKTAŞ ve Baba Yadigârı dostum Veli CEYLAN İstanbul’daki TEB ofisimde beni ziyaret edip ellerindeki “Ereğli” kitabının taslağını masama koyarak “Bu kitaba bir önsöz yazmanızı rica ediyoruz” dedikleri zamanki heyecan ve hislerimi hala hatırlıyorum. Tüm kısa pantolonlu çocukluğum, öğrencilik yıllarım, 23 Nisanlar, 19 Mayıslar, Ramazan Bayramları, Kurban Bayramları, Hıdrellezler, arkadaşlarım, öğretmenlerim, kiraz bahçeleri, elma bahçeleri, dereler, pınarlar, ırmaklar, ovalar, kırlar, bağlar, bayırlar, iyilikler, kavgalar daha neler neler bir sinema şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Tereddüt etmeden: “bu bir onurdur, seve seve bunu yaparım” dedim.
     İnsanın doğduğu, büyüdüğü topraklara borcunu bir şekilde ödemesi kadar takdire değer ve o kadar da huzur veren bir olay yoktur. Hemşehrilerim uzun bir araştırma ve mülakat süreci sonucunda Ereğli’ye olan borçlarını ödemenin, hem de zarif ve kalıcı şekilde ve de yeni kuşaklara armağan edercesine görsel malzemelerle de hafızalara yerleşmeye hazır bir eser çıkarmışlar ortaya.
     Anadolu steplerinin(bozkırlarının) yalınlığını ve yalnızlığını, Akdeniz’in meltemi ve cıvıltısı ile buluşturan, hem de bunu görkemli ve tepelerine ak düşmüş TOROS sıra dağlarına rağmen beceren EREĞLİ için ne yapılırsa azdır. Gerçekten Ereğli öyle bir kenttir ki bir ova denizi içinde bir yeşillik yumağı ya da bir seraptır.
     İbni Haldun’un Mukadime’sinde şehirlerin kuruluşunda ideal koşullar sayılırken bakınız ne diyor;
     “….dikkat edilecek cihetlerden biri de su işidir. Şehir bir ırmağın kenarında kurulmalı veyahut şehir kurulacak yerin hizasında suları tatlı olan kaynaklar ve çeşmeler bulunmalıdır.”
     Bu satırları okuyunca İvriz’i ve Ereğli’yi düşünmekten kendini alamıyor insan. Hitit ve Selçuklu medeniyetlerinin izleri üzerinde doğmak, büyümek, dostluklar kurup anılar biriktirmek Ereğli’li olmanın verdiği ayrıcalık değilse nedir?
     Ereğli’yi Ereğli yapan, onun tarih boyunca farklı kültürlerin, dillerin ve dinlerin bir potada eriyebildiği ve sürdürebildiği coğrafyası ve bu sayede kazandığı geleceğe dönük aydınlık yüzüdür.

     Genç Cumhuriyetimiz 2023 yılında birinci 100 yılını kutlamaya hazırlanmaktadır. Ulus olarak kurtuluş savaşından bu yana her vesile ile gösterdiğimiz maddi ve manevi dayanışmayı hemşehri kültürünümüzün bir parçası haline getirmenin tam zamanı olduğunu düşünüyorum. Geliniz şehrimizin sorunlarına olduğu kadar başarı ve mutluluklarına da sahip çıkalım. Sorunları çoğaltmak için değil çözümleri üretmek, yeni hedefleri belirlemek için çaba harcayalım…
     İvriz Köy Enstitüleri ile simgelenen eğitim heyecanı, Sümerbank Bez Fabrikası ile simgelenen genç Cumhuriyetimizin sanayileşme modeli gelişen, değişen ve küreselleşen bir yapıya uyum sağlama yanında belleklerimizdeki Ereğli’yi de yakalama yarışındadır. Atılımcı ve yaratıcı halkı ile daha 1950’lerde kentleşmenin öncüleri arasında yerini almış Ereğli’mizin geçmişinden devraldığı bu ivme ile yeni ufuklara başarı ile yelken açacağından hiç şüphem yok. Yeter ki yolculukta birlikte olalım…
                                                                      Hepinize Hayırlı Yolculuklar
                                                                                Yavuz CANEVİ


           SAYIN EREĞLİLER                                  
Ereğli konusunda düşünen emek veren Sayın Halim AKTAŞ ve Sami AKDOĞAN ciddi bir çalışma ortaya çıkarmışlardır. Bende kitap için sonuç istediği zaman doğrusu içimden Ereğlilileri Ereğlililere şikâyet ediyorum. Başlangıçtan bugüne kadar HAKSIZLIĞA UĞRAMIŞ bir kara parçası yoktur. Şikâyetimin kaynağı budur.
     Milli mücadele kuva-yı milliye hareketini başlatan il ve ilçelerin Ereğli ilklerindendir: 1919’lu yıllarda parçalanmış Osmanlı ordusunda geriye kalan 20. Kolordu Komutanlığı Ereğli’dedir.
     Ereğli tarihi dokusu M.Ö. 3000-2000 yıllarına uzanmakta TUVANA adını taşıyan şehir devletinin merkezi olduğu, o dönem kayıtlarına geçtiği görülmektedir. Tarihi geçmişi Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş mücadelelerindeki katkıları, coğrafi zenginliği, tabi dokusu, görme özürlü yöneticilerimizin hiç birisinin dikkatini çekmemiştir. Yöneticiler tamam da biz ne yaptık halk olarak?  Çabamız ne oldu? Hiçbir şey. Kusura bakmayın; biraz içimiz yanık da…
     Ereğli Osmanlı dönemindeki demir yolu imtiyazlarının inşası neticesinde 1907 yılında demir yolu hattının geçişine kavuşmuştur. Cumhuriyet’in ilanından sonraki 1931 yılında devreye konan 1.planda yer alan ilk yatırımlar arasına Ali Fuat CEBESOY ve Konya Millet Vekili Fuat GÖKBUDAK’ın teklifi ve çabaları ile Ereğli Sümer Bank Bez Fabrikası 1. palanda yerini almış, 1934 yılında temeli atılmış, 1937 yılında işletmeye alınmıştır. Cumhuriyetin ilk başarılı sanayi yatırımlarındandır. O yıllarda bu imkânlara sahip değil ilçe, çok az ilimiz vardı.
     Ereğli 40’lı yıllardan sonra İvriz Köy Enstitüsü’nün açılması neticesinde Türkiye genelindeki eğitim seferberliğinde zihinlerde yer eden en parlak adreslerden biri olmuştur.  
     Atatürk’ün devrimleri, laiklik ilkesi, Ereğli’de halkın özümsediği paylaştığı herkesin hayatında yeri ve önemi olan vazgeçilmez yaşam biçimini oluşturmuştur. Ereğli’nin çağdaşlığı,  İslam’ın ve devrimlerin en uygar, en barışık şekilde yaşadığı yerdir.

Bugün ki durumumuz andıklarımızın hepsini kaybetmenin dışında sanayide 1937’ den sonra kalıcı hiçbir marka yaratamadık. Organize sanayi bölgesi uygulaması neticesinde yeni bir umut başlangıcı olmasına rağmen mevcut teşvik yasalarının yöredeki farklı uygulamaları ciddi yatırımları caydırıcı niteliğindedir. Şeker fabrikasının akıbetinin Sümer Bank bez Fabrikası’na benzemesinden korkar haldeyiz. Ereğli’nin gelişmişliğinin hız kazanması için kalıcılığını sürdürebilir ciddi sanayi yatırımları ile mümkündür. Bunun da koşulu, tek çıkar yolu Ereğli’nin il olmasıdır. Ereğli’nin üniversiteye kavuşmasıdır. 1955’ den itibaren Ereğli’nin gelişmişliğinin hız kazanması için kalıcılığını sürdürebilir ciddi sanayi yatırımları ile mümkündür. Yine bunun da koşulu, tek çıkar yolu Ereğli’nin il olmasıdır; Ereğli’nin üniversiteye kavuşmasıdır. 1955’ den itibaren Ereğli’nin il olmasının şahsen gündemde tutmaya çalıştım. Zaman zaman netice alır gibi olduğumuz dönemler hakkımız gasp edildi. Biz başarısız olduk. Bugün için şehrin dokusu, kültürü, iletişim imkânları, yetişmiş insan kadrosu, haklı davasını savunacak ve alacak güçtedir.
     Sayın Halim AKTAŞ ve Sami AKDOĞAN Ereğli’lileri Ereğli’lilere şikâyet etme imkânını bana tanıdığı için teşekkür ediyoruz. Ereğli’liler şikâyetimden de kurtulmak !Beklenmeyen Formül Sonuistiyorlarsa Ereğli’nin il olmasını geriye kalan ömrümün içine sığdırsınlar. Ereğli konusundaki eserinin içeriği dayandığı kaynakları çeşitliliği ve üslubu için kendisini kutluyor, kitabın gençler için bir örnek başlangıç olması dileğiyle başarılar dilerim                       
                                                                                                         Mürteza Çelikel

 

 

 

Ben 2. 2. 1934 doğumlu ALİ KAYA Henüz 14 yaşındayken, Doğum yerim ve aynı zamanda memleketim olan Niğde’nin Bor ilçesinin Bahçeli köyünden tahsilimi devam ettirmek üzere ayrıldım. Bordan trene binerek Ereğli’ye geldim. İvriz Köy Enstitüsüne kaydolmak için okulun erzak kamyonu ile okula gittim.1948 yılında 1976 numara ile okula kayıt oldum. Daha önce bordan büyük yer görmediğim için Ereğli bana çok büyük ve güzel gelmişti. Okula kayıt için sınav yaptılar ilkokulu 1946 da bitirdiğim için iki yılda bildiklerimi unutmuşum sınavı kazanamadım. Hazırlık sınıfına aldılar. Bir yıl sonra 1 inci sınıfa geçtim. Okulumuz toros dağlarının eteğinde 20.30.Binadan oluşuyordu. Ereğli’ye hafta sonları izin alırsam giderdim. Alışık olmadığımız şehrin görüntüsü beni cezp ederdi. Okulum keşke burada olsa diye içimden geçerdi.
19 Mayıs Törenlerine Ereğli’de katılırdık.3üncü sınıfa geçtiğimde eğitimin 6 yıla çıkacağı söyleniyordu.1952 Yılında son Eğitim mezunlarını verdik.1954 Yılında ise 6 yıllık mezunları verdi.
Ben 1955 yılında mezun oldum. Aradan 56 yıl geçti çocuklarımla beraber düzenlediğimiz bir gezi esnasında yolum Ereğli’ye düştü. Yılların birikmiş özlemi ile birlikte buralara gelmişken okulumu ziyaret etmeden dönmek istemedim. Yalnız oraya gidince beni neyin karşıladığını bilemezdim tabi ki benim okuduğum o 20,30.binadan oluşan okulun yerini tek bir bina almış. Okuduğum dersaneler, yatakhaneler ve yemekhaneler yerle bir olmuş; gördüklerim karşısında çok ama çok üzüldüm ve bir an keşke gelmeseydim diye düşündüm.
Ereğli o zamandan sonra çok ama çok büyümüş. Benim ilim Niğde’den çok daha büyük olmuş. Okuldan mezun olduktan sonra Konya Kadınhanı ilçesi köylerinde 15n yıl çalıştım.1970 yılında İzmir’e geldim burada 15 yıl kadar çalıştım.1985 yılında emekli oldum. Şimdi emekliliğin tadını çıkarmaya, yaşamaya çalışıyorum.                              SAYGILARIMLA

 

 

Kadirşinas Ereğli Halkı,
Ereğli hayatımın ailemle birlikte en mutlu günlerimi geçirdiğim, ülkemizin güzel yerlerinden birisidir. Çocuklarım burada büyüdü ve başarılı oldular. Bugün torunlarıma ve dostlarıma Ereğli’yi ve oradaki anılarımı anlatmaktan gurur duyuyorum. Beni her yıl Ereğli’ye davet eden dernek yönetimine ve bayrağımızı taşıyan Başkan Yüksel Temele tüm dernek faaliyetlerimiz boyunca bizlere destek veren Konya Valiliği, Kaymakamlık, Belediye ve yerel gazetelere, özellikle gazeteci Hasan Can a ve Ereğli Halkına sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Ereğli’nin il olmasını hasretle bekliyorum.
                                                                                              KURUCU BAŞKAN        
                                                                                                Şadan Selçuklu.

 

 

                                                 TURALAY KENÇ

http://www.tcmb.gov.tr/yeni/banka/bsk/kenc.jpg

1963 Yılında doğan Turalay Kenç 1985 de Gazi Üniversitesi Maliye Bölümün den birincilikle mezun oldu
York üniversitesinde ekonomi dalında yüksek lisans yaptı York üniversitesinde çalışmalarına devam eden Kenç, 1993 yılında ekonomi doktorasını tamamladı                                                                                                                                              1993 -1998 yılları arasında Cambridge ve Londra üniversitelerinde araştırma görevlisi olarak çalıştı Durham ve Manchester Üniversitelerinde yardımcı doçent  olarak görev yapan
Kenç 2001 yılında çalışmaya başladığı  Imperial  College dan 2002 yılında doçent ünvanını aldı.                                   
Turalay Kenç 2006 2009 yıları arasında Bradford Üniversitesinde profesör olarak hizmet verdi. Kenç Arjantin, İngiltere ve Türkiye’deki çeşitli üniversitelerde de araştırmalar yaptı ve dersler verdi.
14 Nisan 2009 tarihinde banka meclisi üyesi olarak seçilen Kenç 29 Nisan 2011 de Başkan Yardımcılıgına atandı. Turalay Kenç 7 Mayıs 2009 tarihinden bu yana Para Politikası Kurulu üyesi olarak da görev yapmaktadır.
Türkiye’nin değerli yöneticisi olan Turalay Beyefendiye Ereğliler adına saygılarımızı sunuyoruz.

                        

 

 

 

MTIwMjcwNz-murat-kurum-turkiye-disinda-projeler-de-hedeflerimiz-arasinda.jpg
MURAT KURUM
1999 Selçuk Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu İnşaat Mühendisliği Bölümünü’ nden mezun oldu. 1999- 2005 yıllarında çeşitli özel kuruluşlarda çalıştı. 2005 – 2006 yılları arasında TOKİ Uygulama Daire Başkanlığı Ankara’ da Uzman olarak görev yaptı. 2006 - 2009 yılları arasında TOKİ İstanbul Uygulama Daire Başkanlığı İstanbul- Avrupa Yakası Uygulama Şube Müdürlüğü görevini üstlenmiştir. 2009 – 21.02.2012 tarihleri arasında Toplu Konut İdaresi’ nde Uzmanlık görevini üstlenmiştir. 2009 yılından itibaren Emlak Konut GYO A.Ş. Genel Müdürlüğü görevini icra etmektedir. Emlak Konut GYO A.Ş.Yönetim Kurulu üyesidir.

 

 

DOKTOR İSMAİL HAKKI ÖNDER
Anadolu’nun görkemli tarihinden izler taşıyan güzel ilçemiz Ereğli’de çok değerli insanlar yaşamış. Ereğli halkına ve kültürüne hizmet etmişlerdir.
Amcam Dr. İsmail Hakkı Önder, bu değerli insanlardan biridir. Ereğli’nin ilk Türk Doktoru olarak, Ereğli tarihsel sürecinde yerini almıştır.
Dr. İsmail Hakkı Önder 1894 yılında doğmuştur. Beyrut Üniversitesinde aldığı tıp eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra, Abdurrahman Nafiz Gürman Paşanın yeğeni Leman Hanım’la karşılaşmış zarif ve güzel Leman Hanım’la evlendikten sonra ilçemize Hükümet Tabibi olarak atanmıştır. 1926 yılında başladığı Hükümet Tabipliği görevi sırasında uzun yıllar sıtma hastalığı ile mücadele etmiş, hastalığı tamamen ortadan kaldırmak içinse ilçe sınırları içindeki bataklıkların kurutulması, sivrisineklerin yok edilmesi için çaba harcamıştır. Çabaları karşılıksız kalmamış Ereğli halkı sağlığına kavuşurken Dr. İsmail Hakkı Bey’e de gönülden bağlanıp onu çok sevmişlerdir. Ereğli’den o dönem Malatya’nın ilçesi olan Kahta’ya, ardından da Niğde’nin Bor ilçesine tayin olmuş, Hükümet Tabipliği görevini sürdürmüştür.
10 Kasım 1938 günü; tüm Türkiye’nin derin kederlere gömüldüğü, Atasını kaybettiği gün, Dr. İsmail Hakkı Bey de tarifsiz acılar içinde evine gelmiş, üzüntüden yorgun düşen kalbi daha fazla dayanamamış ve öğle saatlerinde hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Sevgili eşi Leman Hanım’ın kederine bir acı daha eklenmiş, çaresizlik içinde babama çektiği telgrafla “acele gel” mesajını göndermişti. Ağabeysinin ölümüne çok üzülen babam, işsiz kalmayı da göze alarak günün koşullarının izin verdiği kadar çabuk Bor’a ulaşabildi. Ağabeysini toprağa verdikten sonra; onun emaneti olan Sevgili Leman Yengemizi ve üç çocuğunu da yengemizin annesinin yaşadığı yere, trenle Manisa’ya yolladı. Çok zorlu ve yoksul geçen yıllardan sonra Amcam Dr. İsmail Hakkı Bey’in büyük kızı Sevim Hanım’dan olan torunu İzzet Övül, dedesinden bayrağı devraldı. Beyin ve Sinir Cerrahisi uzmanı olan Profesör Dr. İzzet Övül halen Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı olarak görevini sürdürmektedir.
Kendisiyle gurur duyduğumuz Ereğli’nin ilk Türk Doktoru, Amcamız Doktor İsmail Hakkı Önder’i hep saygı ve özlemle hatırladık. Ruhu Şad olsun…
Mehmet Nafiz ÖNDER
Namı Diğer FOTO NAFİZ

 

 

RIFAT UĞURLU

    Ben Pirömer mahallesinin tozlu sokaklarında, cinli barının kömürlü yollarında ( evvelden kum pek bulunmadığından yollara lokomotiflerin yakmış olduğu kömür curufları serpilirdi ) büyümüş, kendi mahallesindeki Dumlupınar İlkokulunda, Atatürk Orta Okulunda okuyup, Konya Selçuk Eğitim Enstitüsünü bitirdim.  Altı yıl Artvinde görev yaptım. 1996-2002 yılları arasında Ereğli Ticaret Meslek Lisesinde Matematik öğretmeni olarak memleketime hizmet ettim.  2012 de emekli oldum. İskenderun’da yaşıyorum, fakat Ereğliyle bağım hiç  kopmadı, fırsat buldukça ailece Annemi, kardeşlerimi,  dost ve akrabalarımı ziyaret ediyorum.                                                             Şimdilerde olduğu gibi o dönemdede bazı aileler çocuklarını   terbiyeli ve  iyi yetişsin diye Abdurrahim veya Sümer ilk Okulunda okuturlardı. Bizler, yaz tatilinde esnaf dükkanlarında çalışır, bağ-bahçe işleriyle uğraşıp okul harçlığımızı kazanırdık.

CİNLİ BAYIRIN HİKAYESİ    (Yaşanmış bir hikayedir )

Evelden, düğünler Çarşamba günleri olur, Perşembe günü ikindi üzeride Gelin Damadın evine götürülürdü,  akşam üzeride gelinin anası tarafından damadın evine bir kadınla baklava yollanırdı.   Bir düğün sonrası, damadın evine gönderilecek baklava tepsisi Pirömer  mahallesindeki bu bayır (yokuş yol)dan geçeceği için üç kafadar bu baklava tepsisini ele geçirmek için şu planı uygularlar. Bu üç kişiden biri bu barı (yokuş) da bulunan ceviz ağacının tepesine elinde bir fenerle çıkar, diğer iki kişide ceviz ağaçlarının arkasına saklanırlar.                                                                                                            Baklava tepsisi bu barıdan götürülürken, ağacın tepesinde bulunan kişi beyaz bir kıyafet giyip, elindeki feneri yakarak kulpuna bağladığı iple feneri baklava tepsisini getirmekte olan kadının önüne indiriyor, bu yukarıdan gelen ışığı gören kadın,beyaz kıyafetli adamı cin zannedip  korkup CİNLER GELİYOR diye bağırarak baklava tepsisini oraya atıp kaçmıştır. Bu şekilde üç kafadar baklavaları diğer                   arkadaşlarınıda  çağırarak  birlikte yemişler. Pirömer deki barı böyle-  ce CİNLİ BARI olarak anılmaya başlamıştır.

   

 

Dedem, TAPUCUNUN RIFAT’ın  ASKERLİK ANILARI

Dedem Yemende, Kırımda, Çanakkale,de  Atamızla ,İsmet Paşa ve Kazım Karabekir Paşa ile sekiz yıllık askerlik süresinin dört yılını  savaşarak beraberce  ülkemizi düşmanlardan kurtardıklarını anlatırdı. Anılarında, Çanakkale savaşlarında yiyecek bir şeyler bulamadıkları zaman, açlıklarını gidermek için giydikleri eski çarıkları(postalları) gevdiklerini, atların dışkılarındaki arpaları seçip yediklerini gözyaşları içinde büyük bir dikkat ve heyecanla dinlerdik.                                                                 Bugün düşünüyorum ki, Atalarımız o zamanki şartlarda bu ülkeyi bizlere emanet etmiştir. Bizlerinde  bu emaneti sonsuza dek korumak ve yükseltmek mecburiyetindeyiz.  Dedem  Tapu memuru iken, Kendi önderliğinde iki aile Ulu Caminin minaresine çıkarak Ereğli topraklarını paylaştıklarını anlatırdı. Dedemede pay vermişler.

 

 NURDOĞAN ERKEK

Ereğlimizin köklü ailelerinden ,İsmet Erkeğin evladıdır.Babaları İsmet Erkek Ereğlimize İlk Otobüs firmasını getirmiştir..Otagarda yıllarca  hizmet verdiler.Nurdoğan Erkek Ereğlimize ilk Radyo evi S.F.M. kurdular.Ardından Ereğli Televizyonunu faaliyete geçirdiler.Gülbahce Gazinosunun şaşalı günlerini yaşattılar.Otagarda yıllarca şehrimize gelen insanlara  büfe hizmeti verdiler.İki evladı vardır.Oğlu İstanbulda Ereğlimizin tanıtımını yapmaktadır.Kızları Almanyada ikame etmektedir.Nurdoğan Erkeğin en büyük özelliği Aileden gelen bağ evi geleneğidir.Rahmetli Anne ve Babaları gibi dışarıdan veya içerden gelen Ereğlili misafirlerle  devamlı olarak ilgilenmeleridir.Nurdoğan beyin Bağ evinin ünü Türkiyemizin her yerinde bilinmektedir.Bağ evleri Ereğlimizin tanıtımını yapmaktadır.Amcaları Süleyman Erkek Atlas Sinemasını uzun yıllar çalıştırarak halkımızın hizmetine sunmuşlardır.Ereğli dışından gelen misafir yoğunluğu yaz döneminde daha fazladır .onun için Allah Yengeme sabır versin.Ereğlimizin misafir perverliğinin en güzel örneğini sunan  ve yaşatan Erkek Ailesine hemşerilerimiz adına teşakkürlerimizi iletiyoruz.

 

       

ÖMER KÜTÜĞÜN ANLATIMI

Spor kişinin ruhsal ve bedenen gelişimini düzenleyen bir etkinlik gibi görünsede gerçek olan en önemli sosyal olaydır.

Spor ahlaki değerleri ile barışın en büyük köprüsüdür.

Böylesi önemli bilgilerin aktarıldığı bu kitap çalışmalarına benimde Spor faaliyetlerine,Kulüplere,İz bırakan sporcular,Ağır abiler ve yetiştirdiğimiz yıldızlara kadar açıklamak ve tanıtmak amacım oldu.

ATLETİZM

İnsanoğlunun  en eski spor dalı Ereğlide Lise seviyesinde kaldı.Okullar arası faaliyetleri  ile sınırlı kaldı.

Atlatizm de iz bırakanlar Arif Güler.Cumhuriyet lisesi beden öğretmen

.Yılmaz Küçükavşar   F.B.Spor kulübü100mt Koşucusu.Aynı zamanda Ereğlispor futbolcusu.

 

 

BİSİKLET

Halk Evinin katkıları ile bir müddet yapıldı.Konya Bisiklet takımında bulunan Rıfat ÇALIŞKAN IN  katkıları ile iyi bir ivme kazansada halk evleri gerekli desteği çekince  bir daha faaliyet göstermediler.   

 

CİMNASTİK

Ereğlide Cimnastik çalışmaları bireysel olmuş pek Takım çalışması olmamıştır.İlk olarak ivriz köy enstitüsü ve Ereğli lisesinin katkıları ile Bayramlarda gösteriler yapılmış.Büyük beğenide toplamıştır.         Bayramlarda erkeklerde sinan ,Kızlarda Şükriyenin gösterilerini hala anlatırız o dönemin Profosyenellere taş çıkarırlardı.İki takımvardı diğer okullarda takip ederek katılım çoğaldı.Lisenin beden öğretmeni Kenan bey döneminde Elit bir takım oluştu.Örnek sporcular yetişti.Takımın Kaptanı Muzaffer Kıraç tı.Ali Haner lakabı gıcık Ali Barfikste Bir numaraydı.Kör Sıtkı  Tramplen ve Kasada Profosyenel hareket yapardı.Kara Böcü Çok sevilen üst düzey bir sporcuydu.Japon Erol   Minder Hareketlerinin 1 numarası idi.Nihat bey Üstadımızdı.

 

 

FUTBOL

 

F UTBOL KULÜPLERİ 

  Sümer spor

   Yeşilyurt spor

   Güneş Spor

   Şafak Spor

    Kartal spor

    Gençlerbirliği Spor

     Emniyet Spor.

     Gülbahce Spor.

     Hacı Mustafa Spor.

 Tahta Köprü Spor

  Yunus Emre Spor

  Esnaf Spor.

 

SES GETİREN SPORCULAR

 

Fehmi Günok  .Karlof Mahmut.Asım Kılıç  Firizan.    Tirili Cemal.  Çamur  Şevket.   Tonton Zeki. Mustafa Tongül.Emin Abi.Zekai Dinç.Ali Özbakır.Pire Tahir.  Ali Boyer.Mahir Günok.  Gürses Kılıç. Kamil Aldağ.Musa Günok.Hasip Koçak.Bahattin Soysal.Bu günün Ünlüsü Mert Günok F.B.Kalecisi.

EREĞLİ SPORUN DOĞUŞU.Ereğlimizin Federe takımı Yeşilyut spor Kulübü ile Gençler Birliği Sporun birleşmesinden Ereğlispor Kurulmuş olup.Yeşil Beyaz Renkler yanyana gelmiş oldu.”1969 yılında 3 ligde yer aldı o sene mahalli li,ge düştü 1980 yılında terfi ligine alınan Ereğlispor Başarılı bir sezon yaşayarak 2 lige çıktı.Türkiye genelinde yaşayan Ereğlileri birbiriyle buluşturdu.Yeterli destek verilmediği için küme düşerek Amatör ligde yer almaktadır.Ereğlispor ile bertaber yeni kurulan Anadolu Ereğlispor ve Şeker Spor Federe olarak Çalışmalarına devam etmektadirler.Geçmişin başarılı takımını yaratmak Ereğlideki büyük İşletmelere düşmektedir.Yapacakları sadece küçük bir FEDA.  Üçgöz ve Dalmaz mahallesinin gençliğini bir araya getiren Ali Depbayı unutamıyorum,Hasta derecede Beşiktaş fanatiği idi Siyah beyaz Forma ile Kartal sporu kurarak Beşiktaşın alt takımı gibi bir takım kurup rekabet ortamı yaratmasını unutamıyorum.

 

 

 

SÜMER SPOR 19661948 Konya Sanayispor-Sümerspor

Ereğlide İlk kurulan takım Sümer spordur.Şehrimize spor anlamında çok katkıları olmuştur.Sahada ilk futbol onlar sayesine izlenmiştir.Sümer spor sayesine Mahelle takımları   kurulmuş  Ereğlide spor gelişmiştir.Yeşilyurt,Kartal spor,Güneş Gençlerbirliği,Emniyet spor takımları bu günki Konya Amatör lig gibi Ereğlide Amatör lig oluşturmuşlar.Gençliği spora yöneltmiş,İnsanımızın futbola bakışını farklılaştırmıştır.Ogünün Futbol dünyasında Türkiyenin en meşhur kalecisi Varol dur her gün gazetelerin manşetinden inmezdi.Bizimkiler ile oynanan maçta varol bize karşı çok rahattır.Faul olur topun başına Emin Toksöz gelir topa vurur top ve varolu kale içine sokar.Varol yerden kalkamaz ağlar emin abide varolu ağlatan adam olarak tarihe geçer.Futbolda Abiler vardı emekleri çok  geçti. Gülbahcenin abisi Karlof mahmut ve Mehmet Yaşlı vardı.Anlatırlar maç öncesi  takımları kampa alırlarmış.Gece oldumu sabaha kadar kapıda beklerlermiş disiplinden hiç taviz vermezlermiş.Bu iyi hocalık Ereğlide değerli Futbolcunun yetişmesine katkı sağlamıştır.Mehmet abimiz Merinos çiftliğinde  çalışır.Kendine  hiçvakit ayırmaz futbola ise zamanı her zaman vardı.Hacı mustafanın abisi Kemal Kütük ve Pele Lakaplı  Ziya Öztürtür.Gençleri yetiştirerek topluma kazandıran çok ünlü futbolcuyu yetiştiren bu kardeşlerimizi hiç bir zaman unutmayacağız.Köylere kadar giderek Gençleri bir araya getiren,Korelinin kahvesinde Bir takım kuran,Arkadaşlığı,Vefayı,Sadakatı ve sevgiyi yüreklere kazıyan bu kardeşlerimizi minnetle anıyoruz.

                                                           

  

                               MEHMET SERT  

Babaları, Ereğlimizin sayılan, sevilen ailelerindendir. İlk tahsillerini Ereğli’de tamamladılar. Ereğli Yüz on evler mahallesini   ilk kez betonarme şeklinde yaparak  iş hayatına Müteahhit olarak başladılar. Yıllar İçinde Ereğlilerin gurur duyduğu, övgüyle andığı, Türkiye’mizin ünlü iş adamlarından birisidir. Yıllardan beri Ereğli’mize her türlü yardımları yapmışlardır. Bazı binalarının bile onarım işlerini gönüllü olarak bakımını yaptıran, yüzlerce Ereğli işsizlerine iş veren, çok dost çocuğunu okutan binlerce gencimize  burs veren Ereğli’mizin yetiştirdiği çok değerli işadamıdır. Türkiye’mizin hiçbir ilçesine nasip olmayan TED koleji gibi önemli eğitim yuvasını yaptırıp, sosyal tesisleri ile Ereğli’nin hizmetine sunmuştur. İsmi saygıyla anımsanmaktadır. Önceki yıl vefat eden bu abimize Allahtan rahmet diliyoruz. Yattığı yer cennet mekan olsun.
Okul arkadaşım sayın Ali Kaya’yı zamanında 32 binadan oluşan İvriz Köy Enstitüsünün virane görüntüsü içinde tesadüfen buldum. Yanında bulunan aile fertleri ile hatıra fotoğrafı çektirdik.Ülkemizin değerli Hukukcularından, Evlatları Ahmet Kaya’yı yetiştirdiği için kendilerini kutladım. Beraberce Tarafımdan kurulan Köy Enstitüsü hatıra ormanına çam ağacı diktik. Dikilen çamlara okul müdürü Ender Akçay bakıyor.
Şadan Selçuklu Hanımefendi. Türk kadınlar birliği Ereğli şubesinin kurucusudur. Ereğli’nin en güzel yerine Kadınlar birliğinin binasını yaptırmıştır. Ereğli’de bulundukları zaman  içinde birliğin, beraberliğin, kardeşliğin, sosyal dayanışmanın tesisi için başarılı  çalışmalar yapmışlardır.Daire Müdürlerine destek vermiştir. Ereğli halkı Şadan Hanım ve eşini saygıyla anmaktadır.                    
                                                                                                   HASAN CAN

 

                  
Kaymakam Ömer İhsan Paköz yılan hikayesine dönen Ersu meyve fabrikasını incelemiş gerekli desteği vererek bu günkü duruma gelmesini sağlamışlardır. Deli Mahmutlu köyünde çıkan ırmağın önüne set yaptırarak Alanark birliğini kurmuş 16 köyün ekonomik yapısını olumlu şekilde geliştirmişlerdir.
Osman Seyhan, Ereğlimizin 36 mahallesi olarak kararlaştırılan 500 evler mahallesinin kurucusudur. Emeklilerin ve yazlıkcıların tercih ettiği huzurun yaşandığı bir uydu kent durumundadır. Burasının isminin osman Seyhan olarak değişmesi lazımdır.500 Evler Muhtarı Orhan Demirel Çok çalışkandır.500 evlere olumlu ve güzel katkılar yapmışlardır.
                                             
Hami Müftüoğlu Ereğlinin İlk turizm derneğini kuran, Gerekli kültür miraslarımızı korunmasını sağlamıştır.                              

Abdullah Gökbudak İvriz barajının yapımı ve sulama birliklerini kuran insandır. İsminin yaşatılması gerekmektedir.        

                                                MÜNİR IŞIK                       
 Ereğlinin yetiştirdiği ünlü işadamıdır. Ereğliye her zaman olumlu katkıları olmuştur.

  

EREĞLİNİN SON DÖNEM ÜNLÜ SİYASETCİLERİ
ABDULLAH ÇETİNKAYA
A.K.P.Kurucusu ve İlk Milletvekili.
ÜNAL BAŞOĞLU
Yıllarını politikaya adamış, Ereğli’nin renkli simasıdır.
MUSTAFA DENİZOĞLU  Ereğli’nin orta kuşağının unutamadığı siyasetin içinde yoğrulan abimiz
MEHMET KOÇ
Ereğlinin ünlü politikacılarından birisidir. Sosyal ilşkileri üst düzeyde hayırelli abimiz.
MUHARREM YILDIRIM
Milliyetci kesimin önde gelen kişilerinden birisidir. MHP nin Bayrağını daima yükselten birisi idi Genç yaşta vefat etti Allahtan rahmet diliyoruz.
ŞEVKET KALAN
Sosyal Demokratların önde gelen abisidir.Ereğli tarihini en iyi bilen abimiz.
ŞEVKİ YİĞİT
Yılları Politika sahnesinde geçen Ünlü siyasi abimiz.
TUNAY ÖZBOZ
CHP nin Ünlü Politikacısıdır. Daima siyasetin içinde yer almışlardır.
KENAN AKPINAR
CHP ‘nin yıldızıdır. Unutulmazlardan biridir.
MEHMET TOBBAŞ
CHP nin Ağır Abisi.
AHMET ÜNAL
CHP nin Başkanlarından.
NEDİM GÜLDALI
CHP nin Eski İlçe Başkanıdır.
KAZIM AKYURT
Saadet Partisinin Yıldızıdır.
ERSİN YALAMA
AKP’nin son dönem yıldızlarından.
KÖKSAL FLORNALI
 CHP  İlçe Başkanlarından.
YAŞAR YAMAN
Eski ve yeni Siyasilerimizden.
SELÇUK BAYBURT.
Sosyal Demokratların ünlü politika cı ve Belediye Başkanıdır.
ÜNAL AYBAR
Anavatan partisinin unutulmaz  Başkanı.
AYHAN YÜREKLİ
AKP’nin İlk İlçe Başkanı.
ZEYNEL ABİDİN TOPAK
AKPİlçe Başkanlarından.
AYHAN DARGEÇİT
MHP nin genç yıldızlarından.
FERUDUN  AKPINAR.
Son yılların başarılı  CHP İlçe Başkanı.
ÖMER EĞER
AKP’nin  en son Başkanı.
İSA ALADAĞ
A.K.P.Nin Son dönem  parlayan yıldızı.
İRFAN AKSOY
En son MHP İlçe Başkanı.
FATİH  SAN
CHP’nin en son başkanı.
ÖMER SÜLLÜ
Son Dönemin yıldız politikacısı
AHMET ÖZKARALI
Yılların Siyasetcisi.
NEER ELMAS
Eski siyasetcilerimizden.
KADİR ERKUL
Ünlü sendikacımızdır.
ŞABAN POLAT
Yılların sendikacısıdır.

Son Sendika Başkanları
Halil Zorba, Salim Filiz, Yüksel İlaslan, Salih Civcik

SULAMA BİRLİĞİ MENSUPLARI

ALİ İHSAN ÖZTÜRK, CEMAL TATLIDİL, CENGİZ AKGÜL, TAN ÇELİK, HARUN ÇINAR,

 

 

 

Feridun Keşir

1965 Konya Ereğli doğumlu, ilk ve orta öğrenimini Ereğli’de tamamladı. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi 1986 mezunu, 17 yıl TRT İstanbul Televizyonu’nda Prodüktör ve Yönetmen olarak programlar hazırladı. 2004 yılından bugüne, Türkiye Büyük Millet Meclisi İletişim Daire Başkanlığı görevini sürdürmektedir. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi üyesi, Kültür Ocağı Vakfı kurucu üyesidir. Evli ve üç kız babasıdır.

 

   

Prof. Dr. Cem ZORLU
 Prof. Dr. Cem ZORLU 1963 tarihinde Konya Ereğli’de dünyaya geldi. Hafızlığını tamamladıktan sonra 1977 yılında Ereğli’de başladığı İmam Hatip Lisesini 6 yılda 1983'de Konya’da bitirdi. 1977-80 yılları arasında MTTB de görev yaptı.
    1983 yılında birincilikle girdiği Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden 1988 yılında yine birincilikle mezun oldu ve mezun olduğu yıl Tefsir Ana Bilim dalında yüksek lisansa başladı. 1990 yılında ise Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Ana Bilim Dalında Araştırma Görevlisi olarak göreve başladı. 1992 yılında bu ana bilim dalında yüksek lisansını, 1999 yılında doktorasını tamamladı. Sırasıyla 2002 yılında doçent, 2007 yılında ise profesör unvanlarını almaya hak kazandı.
   1986 Almanya-Münih Üniversitesinde, 1992 Mısır-Kahire Üniversitesinde, 1995-1997 yılları arası Ürdün-Ürdün Üniversitesinde, 1999-2000 yılları arası Azerbaycan-Bakü Üniversitesinde, 2005-2009 yılları arası Almanya-TAKDEN'de eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulundu.
      05.01.2009 tarihinde İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı görevine atandı. Bir yıllık görev süresi zarfında Malatya İlahiyat Fakültesine bina kazandırdı. Dekanlığı döneminde Arapça hazırlık sınıfını Şam Üniversitesi'ne taşıdı. Türkiye de bir ilk olan bu uygulama sayesinde öğrenciler Arap dilini yerinde öğrenme şansını elde etti.
      Arapça, Almanca, İngilizce ve Farsça bilmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

 

Karaman Valisi Sn. Murat KOCA


     Valimiz Sayın Murat KOCA, 1955 yılında Ereğli’de (Konya) doğmuştur. 1974 yılında da Ereğli Lisesi, 1978 yılında da Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun olmuştur.

     1981 yılında İçişleri Bakanlığınca açılan Kaymakam Adaylığı sınavını kazanarak Denizli Kaymakam Adaylığı görevine atanmıştır. Bu görevde iken Savaştepe ve Aralık İlçelerinde Kaymakam Vekili olarak görev yapmıştır. 1983 yılında İçişleri Bakanlığı Kaymakamlık Kursunu tamamlayarak Tomarza Kaymakamı, daha sonra 1987 yılında İliç ve 1989 yılında da Suşehri Kaymakamlığı görevlerine tayin edilmiştir.

1989 Ekim ayında Mülkiye Müfettişi, 1991 yılında da Mülkiye Başmüfettişi olarak atanmıştır. 2004 yılında TBMM’nce oluşturulan “Türkbank Yolsuzluk Soruşturma Komisyonu”nda uzman olarak görev yapmıştır. 2004 yılı Temmuz ayından 2006 yılı Ekim ayına kadar Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev icra etmiştir. 12.10.2006 tarihinden 03.03.2011 tarihine kadar vekâleten, bu tarihten itibaren de asaleten beş yıla yakın süreyle İçişleri Bakanlığı I. Hukuk Müşavirliği görevini yürütmüştür.02/11/2009 tarihli ve 2009/15596 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile atanmış olduğu İç Denetim Koordinasyon Kurulu üyeliği görevi de yapmıştır.

     Valimiz Sayın Murat KOCA’nın mesleki konularda Türk İdare Dergisi, İdarecinin Sesi Dergisi, İller ve Belediyeler Dergisi, Mahalli İdareler Dergisi, Yerel Yönetim ve Denetim Dergisi ve Belediye Dünyası Dergisinde yayınlanmış yirmiden fazla inceleme-araştırma yazısı mevcuttur.

    11.06.2011 gün ve 27961 sayılı (mükerrer) Resmi Gazetede yayınlanan 2011/461 sayılı müşterek kararname ile İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevine atanmıştır.

    Valimiz Sayın Murat KOCA, 03.08.2012 gün ve 28373 sayılı (mükerrer) Resmi Gazetede yayınlanan 2012/3511 sayılı müşterek kararname ile Karaman Valiliği görevine atanmıştır.

     Valimiz Sayın Murat KOCA evli olup, iki çocuk babasıdır.      

 

MUSTAFA SEYRAN

1932 Yılında Ereğli de doğdu.1953 Yılında Sınavı kazanarak Ankara Radyo evine girdi,Kapat gözlerini,Elbet bir gün buluşacağız,Bir Akşam son defa adlı Besteleri ile Türkiye de yılın Bestekarı seçildiler.1973 Yılında elim bir kazada kaybettik.

KENAN AKPINAR

İki dönem Ereğli Belediye Başkanlığında bulundular. Birinci dönemleri terör olaylarının yoğun yaşandığı döneme denk geldiğinden siyasi propaganda dönemi olarak geçti .SİYASİ İÇRAAT DÖNEMİ İkinci dönemleri ise icraatların yapıldığı , Türkiye de uygulanan en başarılı belediyecilik anlayışı içinde geçti. İMAR,ÇEVRE,SOSYAL TESİSLEŞME,SPOR TESİSLERİ,ALT YAPI İÇRAAT DÖNEMİ.Atatürk Kültür parkı gibi yapılan Sosyal tesisler çok İl Belediyesine örnek teşkil etti. Sümer dokuma fabrikasının özelleştiği dönemdeki Ereğli mize kazanımı sağlanan   Araziler bu gün şehrin yeşil dokusu ve   oksijeni olarak karşımıza çıkıyor.Gelen misafirlerimizi bu gün için Atatürk Kültür Parkına götürüp Sosyal Tesislerde ağırlıyoruz.Belediyeciliğin okulu yok . Bu bir yetenek işi ise Kenan Akpınar da bu fazlasıyla vardı.Başkan uzun yıllar Ereğli Belediye Başkanlığı yapsalardı Ereğli bu gün için onun bunun oyuncağı olmaz iyi bir şehir nüvesi ortaya çıkardı,Ereğli de çok iyi bir yerde olurdu.Ereğli mi zin en büyük hastalığı bu şehre bir şey yapılacağında bunun tartışmasını yapıp ortak bir çalışma içinde olmuyor  sadece  yıkıcı eleştiri yapıyoruz .Allah bizlere akıl vermiş ama maalesef onu  kullanmayı değil de, başkalarının aklıyla hareket ediyoruz. Keşke sayın Akpınar uzun yıllar  bir ilde belediye başkanı olup  Belediyeciliğin kitabını yazsaydı.Mantığın ve Cesaretli Belediye Başkanlığını sayın Kenan Akpınar da gördük. 

 

 

ŞAHABETTİN HARPUT

Ereğliye faydası en çok dokunan bürokratımızdır.Kimsenin desteğini almadan kendi çabaları ile en önemli makamlarda başarıları ile  biz Ereğlilerin gururu olarak hizmet verdiler.Türkiye de  çok önem arz eden  İllerde Valilik yaptılar.İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığında bulundular.Başarılı bir Devlet  adamının gelebileceği en iyi yerlere geldiler.Devlet terbiyesi içinde ,Ereğli mi ze yapılabilecek en iyi hizmetlerden birisi olan ilk kez bir ilçede Polis Yüksek Okulunun  açılmasını sağladılar.Bu okul Ereğli ekonomisine çok olumlu yansıdı .Okuldan katkıyı fazlasıyla aldık.Ereğli çocuklarına  bu gün Türkiye de her gittiğimiz yerde  rastlıyorsak bunda Sayın Valimizin katkıları inkar edilemeyecek seviyededir. Gençlerimize iş imkanı sağlayan ,Ereğli mizi başarıyla temsil eden ,Ereğli nin marka değerine katkı yapan bu değerli büyüğümüzü  Millet vekili seçip Ereğli mi zin bir Bakanı olmasını da cenabı Mevlam dan   diliyorum. İnanın Şahabettin bey gibi değerler Ereğli Halkını da bir arada tutar.

 

TEVFİK GÜRBUDAK

1925  Yılında Ereğli,de doğan ,Belediye Başkanlarından Edebiyat Öğretmeni Suphi Gündoğdu  beyin oğlu,Müstantik Tevfik Efendinin Torunudur.Filozof  Naim Efendinin öğrencilerinden olan büyük dedesi Hacı Nebi Efendi üç kez Belediye Başkanlığı yapmıştır.
 İyi bir Ereğli Ailesinin Evladı Olan sayın Tevfik Bey İstanbul Erkek lisesinden mezun olmuş ,Yüksek Tahsillerini ise Dış Ticaret ve Turizm Üzerine yapmışlardır.Almanca ve Fransızca bilen sayın Tevfik beyin üç şiir ,beşi araştırmalar üzerine olmak üzere sekiz kitabı yayımlanmıştır.
Kamu Hizmetine Turizm Bakanlığının Nevşehir il kuruculuğunu yapmak üzere başlamış,İller Bankası Genel Müdürlüğü idari Başmüfettiş görevinden emekli olmuşlardır.
Ereğli Anadolu Lisesi Kurucularından olup,Yıllarını Ereğliye adayarak,İnsanlarımıza örnek olacak şekilde Ereğlimizde yaşamlarını sürdürmektedir.
Sayın Gürbudak, Kültürü,Hitabeti,model giyimi,Sosyal yaşamı ,Felsefi görüşü ile Ereğli mize  gelen Misafirlere veya Ereğli dışında ki ilişkileri ile gerçek bir Ereğli Beyefendisinin nasıl olması gerektiğinin en soyut örneğidir.
Ereğlide yaşayan Suphi adlı bir oğlu ve Bora ,Özlem,Berkant adlı üç torunu vardır.
Yaşamları ile Ereğli gençliğine örnek olan EREĞLİ BEYEFENDİSİNE Allahtan uzun Ömür ve Sağlık diliyoruz.

 

DERVİŞ ÖZÜTAŞTAN
1953 Yılında Eczacı Sami beyin Kurduğu ve yazarlığını yaptığı  Ereğli gazetesini  bu günlere aynı çizgisinde getiren  ilkeli dürüst bir gazeteci Abimiz dir.Derviş beyler Türkiye de köşeyi kısa yoldan dönen gazetecilerin aksine dürüstlüğüyle ön plana çıkan yerinde ekonomik olarak sayan şerefli bir gazeteci büyüğümüzdür.Bizler Ereğlili olarak çok şanslıyız çünkü kalemini satmayan basın sahiplerine sahibiz Allah bu gibi Abilerimizi başımızdan eksik etmesin.

 

 

ALİ TALİP ÖZDEMİR


Babaları Siirtlidir ,Ereğli de P.T.T .de çalışan bir devlet memuru idi.Ali bey ve kardeşleri Ereğli nin Gözneli Mahelle sinde doğdular.İlk tahsillerini Ereğli de  tamamlayıp,Makine Mühendisi oldular.Türkiye de İhtilal oldu  Ali bey i Atama ile Belediye Başkanlığına getirdiler.Başarılı bir Belediye Başkanı oldular İlk yerel seçimlerde İkinci dönem Belediye Başkanı oldular .Bu gün  bizlere hizmet veren Belediye sarayı,Kesim evi, Buzhane,Otogar,Yunus Emre parkı gibi yerleri bizlere  kazandırdılar.Belediye Başkanlıkları  hem Ali beye hem de  Ereğli mize olumlu olarak yansıdı.ANAP İktidarından olduk ca faydalandık Ereğli şeker Fabrikası bu dönemde yapıldı.Ali Beyi Rahmetli  Başbakanımız Turgut Özal  istedi   verdik, bize de Valiyi vereceklerdi  vermediler.Millet Vekili seçildiler,Çevre Bakanlığını  kurdular bakan oldular fakat Bakanlıkları Ereğli ye olumlu olarak yansımadı.İkinci dönem Millet vekili seçilmediler.İstanbul dan Bakırköy Belediye Başkanı  seçildiler.Çok çok başarılı bir belediyecilik yaparak,  Basın Rüzgarını arkalarına alıp,İstanbul Belediye Başkanlığına aday oldular çok az bir oyla kaybettiler.Anavatan Partisinin Genel Başkanı oldular Kendileri ile gurur duyduk . Yaşamlarını  İstanbul da sürdürüyorlar.

 

ORHAN ŞEFOĞLU
Tekkenin  sevilen  evladıdır.Aynı Mahelleden  öğretmen Şükran hanımla evlenip İstanbul da mesleklerini ifa etmişlerdir.İstanbul Fen Lisesi öğretmenliği ve Müdürlüğü görevlerinde bulunmuş Ereğli nin medarı iftiharlarından birisidir.Kendileri ile her zaman gurur duyduk.İstanbul da bir Ereğlili nasıl örnek olmalı ise bu konuda en güzel örnek değerli Abimiz dir.Her İstanbul yolculuğumuzda bizleri karşılıyan ,bizimle her zaman ilgilenen.İstanbul da yaşayan Ereğlilerin arasındaki diyaloğu sağlayan onların bize olumlu bakmasını sağlayan en hayırlı Ereğli Evladıdır.İstanbul da bir cenazede veya bir etkinliğimizde kendilerinin görmek her zaman mümkün olmaktadır.İstanbul da ameliyat oldum her şeyimle ilgilendi,Yapılan iyilikler gönlümüzde her zaman yer  açar.Geçenlerde Ereğlinin Su meselesi için Ankara da buluştuk burada yaşamamalarına rağmen Ereğli mizin gelecekteki kuraklığa karşı neler yapabileceğimiz veya en az zararla nasıl kurtuluruz hesabı ile çaba içindeler .İstanbul da bile gece gündüz Profesör arkadaşları ile toplantılar düzenleyip çare üretiyorlar. Ereğliler çok şanslı insanlar Orhan abi gibi hemşerilerimiz var.Orhan abiyi daha iyi anlatmak için bir örnek verecek olursam Milasta yazlıkları var Babasının bahçesinden bir ceviz fidesini  komşusuna hediye ediyor Komşu suda  yetiştirip meyvesini alıyor.Çok kaliteli olduğunu görünce fide olarak çoğaltıp Milas ta  bahçe yapıyor. Komşusu   işi ilerletip fidelerin satışını yapıyor. Ereğli yede fide yolluyorlar.

SEÇKİN CERAN

 

 

Ereğlilerin İstanbul da bir arada olmasını sağlayan ,Katkı veren gönül dostu bir büyüğümüz.İstanbul dan gelen dostlar daima seçkin beyi anlatırlar ofislerinde bir araya geldik Ereğli anılarını paylaştık veya Ereğli işi bir güveç yaptık parmaklarını yersin diye anlatılan görüşmelerin adresi seçkin beylerin ofisidir.O  ofis Ereğlili hemşerilerimizin ikinci adresleri oluyor.20 dizilik Kadim Şehrin Çocukları dizisini yapan Menduh Ekici beyle konuştuk bu dizinin bir bölümünü seçkin beyle yapalım dedik ve seçkin beye söyledim cenaze için geldim müsait değilim daha sonra dediler.Bu güzel  Ereğli beyefendisi ne sağlık ve uzun ömür diliyoruz

HIDIRELLEZ

Rivayete Göre Fakirlerin can dostu Hızır Aleyhisselam ile Yunus  Aleyhisselam 6 Mayıs günü bir araya gelerek kavuşurlarmış.Bu buluşmaya doğa ev sahipliği yapıp rengarenk çiçekleri,Yemyeşil dokusu,Isınan suyu ve Havasıyla   onları karşılarmış.Ereğli için Hıdırellez özlemle beklenen gündü.Bu günün hazırlıkları bir gün öncesinde akşamlayın Ay çıkınca  teneke çalarak,İnsanlar diledikleri bir şeyin resmini gül ağaçlarına bağlar sonradan eğlenceler başlardı.Sabahleyin son hazırlıklar yapılır At arabaları ile önceleri  Eski Devlet hastanesinin  yanındaki Türbenin bahcesine gidilirmiş.sonraları papazın bağına hikayeleri başlamış.Çerkez köyü ,Yazlık ve İvriz  Hıdırellez in kutlama merkezi olmuş.
Hıdırellez de, Çok genç birbirini görür beğenir ,Aileler devreye girer kız istenir tanışılır sonu hep güzel  olarak evlilikle biterdi.Her türlü eğlencenin ,oyunun,Çeşitli salıncakların,Papatyadan taçların,çeşit, çeşit balonların ve yemek kültürünün zirveye çıktığı  eski hıdırellezler mazide hoş bir seda olarak kaldı.Suyun olduğu yerde medeniyetin her türlü izine rastlanırdı bu yaşam felsefesi olmalı.

 

MAHALLE ADABI

 

Eski Ereğli nin temeli buydu.Her mahallede bir Gen aba veya yan aba bulunurdu.Bugünkü anlamı mahallenin büyük ablasıdır.Mahallede cenazeden,Düğünden,yemekten,dünürlükten veya kızlarımızın bile yetişmesinden sorumlu olan oydu.Bu olay Ereğli de bilinç altı olarak otamatik olarak yürürdü.Mahallenin genç kızlarını Bayan terzisine yollarlar orada verilen iyi bir eğitimle evinin her işini yapacak şekilde yetiştirilirdi.Kursa gelenlere para verilmez ,Terzi anne kendi kızları gibi görür ve yetiştirirdi,O dönemde terziler revaçtaydı.Elbise harici yatak ,yorgan ,çarşaf,nevresim,her türlü evin ihtiyacı olan dikim işleri öğretilirdi.Kızlarımız Ev ekonomisti olarak yetişirdi.Ermenilerde yan abalarına dudu derlermiş.Abalarda tarih oldu.  

YAZ GÜNLERİ
Ereğli de özlemini duyduğumuz o eski yaz günlerini anlatmazsak bu Şehrin insanının sosyal yaşamını  yaşamamış gibi yabancı yaşam tarzını örnek aldırırız.Ereğli de Yaşayan Ermeni vatandaşlarımız ticaretle iştigal ettikleri için parasal imkanları olduk ca iyiydi bu hemşerilerimiz çocuklarına iyi bir eğitim aldırmak için yurt dışına yolladılar,Yurt dışında olan akraba larıda onlara yardımcı olup zorlanmadan eğitim almalarını sağladılar.Bizimkilerde baktı onların çocukları yurt dışında okuyor zenginler bizim neyimiz eksik diye onlarda yolladılar.Dışarıda eğitim gören Ereğli çocukları orada İstanbullu bir sanayici veya Adanalı bir Fabrikatörün çocukları ile aynı koşullarda eğitim alıp dostluklar kurdular.Bunun yanında Sümer Dokumaya gelen İngiliz, Fransız Mühendisler veya Teknik Elamanlarda kendi kültürlerinden birer parçayı buraya getirerek ortak bir kültürü ortaya çıkardılar.Bu yapı o kadar genişledi ki  Türkiye nin her yerinden çalışmak üzere Ereğli ye gelenler de bu kervana katılıp çok farklı bir doku ortaya çıktı.Ereğli nin yemek kültürü öyle bir noktaya geldi ki İstanbul Çiçek Pasajının mezelerinin daha iyisi burada vardı.İvriz e Gelen Padişahlara hazırlanan Osmanlı Mutfağı nın aynısı burada yaşandı.Sümer dokuma sayesinde buraya Türkiyenin her tarafından gelenler  yöresel yemeklerini birbirlerine öğreterek veya birbirinin yemeğine şunu da katsak bunudamı eklesek diye ortaya farklı kültürlerden ortak kültürün çeşitlerini ortaya çıkarmışlardır.Örnek verecek olursak Fransa ya yerleşen bir Ereğli ermeni si orada böğürtlenli pastayı tattırıyor bu gün Fransa nın  en ünlü pastası bizim böğürtlenli  olan pastamız.Fransa nın  Et sote yemekleri burada yapılır.Konyada Etli ekmeği bilmezler  börek yenmi derlerdi ,bu gün Ereğlinin Etli ekmeği Konya nın oldu.Güveç  vatanı Ereğli başkaları sahip çıkıyor,Ereğli de Fellah köftesinden,İçli köfteye,Mantıya ,Kaysılımdan Çağlalıma,Su böreğinden ,uzun kabağımıza   kadar ne arasan burada var ama bir tane patentimiz yok.Ereğli sofrası dünya sofrası ile aynı .Şimdiki Şehitler parkında iki adet tenis kortu vardı insanlar yaz geldi mi tenis oynardı.Sıkıldı mı Bilardo oynardı.Sporun her türünü yapma imkanı vardı.Ud sesinden ,Tambur sesine ,Gitar sesinden Piyano sesine kadar,Kuş sesi ve ayrılmazı su sesi Ereğli nin ortak sesi idi. Bu ortamda Yaz geldiği zaman dışarıda okuyanlar gelir Kültür kokardı ,Yurt içinde okuyanlar gelir gündüz gece sohbetler yapılır bizlerde tıfılız onları hayran, hayran dinler onlar gibi olmaya çalışırdık.Yaz günleri Akşamları 110 evler Seksen bir evler,Gülbahce,istasyon,ve lise dolaylarında kızlı erkekli  dostluklar içinde yürüyüşler olurdu.Bu günün giyim tarzında ,Kızlar şort giyer oğlanlar yine kısa pantolonlarını giyer hoş sohbetler ve arkadaşlıklar olurdu.Yazlık sinemaların keyfide bir başka idi.Sık sık duyardık işte bizim şu ailenin oğlu İstanbullu filanca fabrikatörün kızını almış veya  kız vermişiz diye  düğünler olurdu.Ziyaretlere gidilir kültür olayı ortaya çıkardı.Gülün Bahçesinde gül kokar,Konya yolunda akasyalar ,Şehrin içinde Erguvanlar, taş güller,Yediveren gülleri ile  Ereğli  mis kokardı.Kültür kokardı. Şimdide kokuyor ama bok kokuyor.Kültürsüzlük kokuyor ama satın almaya kalkanlar da yok değil.   

 

ŞABAN KARATAŞ

İnsanımıza iyi örnek olan, İnsanların kendilerini olumlu yönde takip etmesini sağlayan Ereğlinin değerli evladıdır.Atatürk Üniversitesinin kurulumunda ve gelişiminde büyük rol oynayan Okulun Rektörlüğünü yapmışlardır.Rektörlükleri süresince yüzlerce gencimizi Atatürk Üniversitesine veya,başka Üniversitelere kaydını yaptıran,Yurtlara yerleştiren,İmkanı olmayanlara iş bulup onlara büyük destek olan,ders çalıştıran veya hoca arkadaşlarına rica ederek parasız olarak derslerine yardımcı olmalarını sağlayan, her problemleri ile  ilgilenen bu kahraman büyüğümüzü Ankarada  arayıp bir yazı istedik ,rahatsızlıklarından dolayı bir türlü yazamadılar.Sayın profesörüm Ereğli ve Ereğliler için ne yapılması gerekiyorsa yaptılar.T.R.T. Tek kanaldı  ,En büyük Yayancı Kuruluştu.T.R.T. Genel müdürlüğüne Şaban Karataş Atandı.Ereğli mizi burada en iyi şekilde temsil ettiler.Her zaman bizler iş dedik ,iş buldular ne istediysek yaptılar.Ereğli ile olan irtibatlarını hiçbir zaman kesmediler.500 Evlerdeki evlerine gelerek burada tatillerini Mütevazi bir şekilde  geçirdiler.

Ereğlinin Başkentlik dönemi

11Kılıçaslan topraklarını 11 oğlu arasında pay etmişti Ereğliyi  Melik Sencarşah aldı yedi yıl
süreyle başkent oldu.
Fatih Sultan Mehmet Döneminde İstanbul da Türk çoğunluğunun tesisi için sadrazam Mahmut paşayı görevlendirdi. Konya ve Ereğli gibi yerlerden sanatkarlar İstanbul a yerleştirildi.
Kanuni döneminde şehzade Mustafa Ereğli de boğdurulunca Taşlıcalı yahya mersiyesini söyledi.
Meded ,meded,bu cihanın yıkıldı bir yanı
Ecel cellatları aldı Mustafa Hanı
Tolundu mihri cemali ,bozuldu erkanı,
Vebale koydular al ile Ali Osman ı .

Dördüncü Murat Ereğliye 1638 yılının da gelerek İvriz de kaldı. sahte Seyit ler den tespit edilenleri öldürttü.

DURMUŞ KÜÇÜKÖZ
                      Ereğli mi zin en eski marangozlarından  Tevfik beyin oğludur.Kardeşleri ile beraber baba mesleklerini uzun süre sürdürdüler.Kardeşleri baba mesleğini hala devam ettirmektedirler.Durmuş bey şu an  Taksi işletmeciliği yapmaktadır.
                        Durmuş beyde Ereğli mi zin eskilerinden güvenilir bir insandır. Ereğli ye gelen Ereğli çocuklarının ilk görüştüğü kişidir.Telefon açarak ben geldim derler, buluşurlar Beraberce Ereyliyi dolaşırlar.Ereğli den ayrılırken en son  yine durmuş beyi görürler.
                          Durmuş Küçüköz ün beş çocukları var.Makine mühendisi  Tevfik,Kuyumcu Arif, Nurcan   Durdane  ve Hukuk Fakültesinde okuyan  oğlu Furkan dır.Durmuş bey 2012 yılında hacı oldular.                                                         Durmuş  beyin en güzel yanı Ereğlili insanların kendilerine güvenmesidir.Her hangi birimizin Annesi olsun bacısı olsun  durmuş beyi evlatları gibi görür ,Yaşlıysa koluna girer , beraberce nereye gidilecekse gidilir. Kısacası durmuş abi Bizim Ereğlilerin evinin oğludur.
KURTULUŞ SAVAŞI HİKAYELERİ
Ülke işgal altında iken ailelerin Erkekleri çephe gerisinde veya çephede kahramanca görev yaptılar bu gibi kişiler Adana,Antep,Maraş gibi yerlerde düşmanın geldiğini gören aileler 20 kolordu nun da Ereğli de olması ve düşmana karşı direncin olması buraya işgal altındaki ailelerin gelmesine vesile oldu.İlk olarak gelenler Ereğliler tarafından aile ortamı içinde kendi evlatları olarak kabul edilince arkası geldi,diğer ailelerde onları takip ederek burada güven içinde yaşadılar.Dışarıda yaşayanlar her karşılaştığımızda Ereğli den övgüyle bahsederler.Her zaman söylediğimiz gibi Ereğli yıllarca örnek alınmış bir şehir .İnsanları na derman yetmez Asaletleri Türkiye genelinde anılır.Ermeni Hemşerilerimizin anlattığına göre göç ettiklerinde şehir dışında bulunan eşkiyalar kız çocuklarını dokunmasınlar diye Ereğlili büyüklerimize teslim etmişler dönersek alırız dönmezsek size emanet demişler  ve neticesinde Ereğli halkı  hepsinin çocuğu na kendi çocukları gibi bakılmış.Emanete değer  veren Ereğli halkı gerçekten asildir.20 Kolordu Ereğli de kalsa bugün şehrin yapısı daha farklı olurdu.Ereğli de Kurtuluş mücadelesinin başladığı dönemde halk kendi birleşmesini yaparak düşmandan önce tedbirlerini alarak onları hem Ereğli ye sokmamış hem de başını ezmiştir.Sınırlarının ötesinde çephe oluşturmuştur.Dışarıdan  gelen Erkeksiz Ailelere gözü gibi bakmış onları bir abi kardeş bellemişlerdir.

Piyano
Ereğli miz de bugün evleri gezelim veya gençler üzerinde bir istatistik yapalım kaç kişinin piyanosu var kaç kişi piyano çalıyor diye o zaman gerçek ortaya çıkar.Ereğli halkının Müzik veya sanat kültürü yıllar önce daha yüksek bir seviyede idi .Ereğli ye  gelen eczacı Sami Beyin zevceleri Ereğli ye gelin gelirken yanında kuyruklu bir piyano getirdi.Hatırladığım kadar Rahmetli Osman Kal ın kızı Tanıdık birini arayarak benim Ereğli deki evimizdeki piyanoyu yollayıverin dediğini biliyorum.Daha açık olarak yazacaksam bu gün gidin İvriz Öğretmen okulunun  Ambarında 1940 lı yıllardan kalma piyanoyu görebilirsiniz.Bunun anlamı okuyan öğrenciler in tamamı piyano çalmasını biliyorlarmış veya görmüş.Bu gün ki Ereğli de sorun sadece filmler de gördük derler.Piyano ile dans eden toplum bu gün görse bu ne diyecek duruma gelmiş.Suna KAN gibi bu konuda bir üstadımız varken.

EREĞLİNİN TARİHİ ESERLERİ
Ereğli nin Tarihi ilk Medeniyetlere dayanıyor bu sebeple Tarihi Eserlerin  yeterli olarak bu gün ortada olmadığını biliyoruz. Ereğli için en önemli konu bu olmalı ama kimse üzerine sorumluluk almıyor.Tarihi eserler açısından çok zengin olmamıza rağmen hem bu eserleri ortaya çıkarmada hem de korumada sıkıntı çekmişiz.Dünyanın en önemli Lahit ine sahibiz lahit Ereğliler tarafından korunması gerekirken saraya yollanmış  ve bu gün İstanbul da bulunuyor.Seyyahlar Şıh Şahabeddin türbesini anlatıyor.Şu kadar değerli çini ile kaplıydı,bir minberi vardı değerli taşlarla kaplıydı diye anlatıyor. şimdi burada çinilerinin yerine sıvasını görüyoruz çiniler gerçekte sıvanın altında mı.Eski Padişahların Paşaların kaldığı konaklarımız vardı onların tarih değeri olan kısımları nerede.Konya da Mevlana müzesinde ve İnce Minarelide duran  eserler ne zaman Ereğli ye gelecek.Uzun çarşının altında Tarihi yolların ,Tarihi dokunun olduğu malumumuz.Buralarda bir çalışmanın yapılması lazım ama maalesef esnafın fosetliğini  yer altına vermesi engel oluyor.

 

 

  Ereğli Ekvatora göre Kuzey yarım  kürede
37—38-Enlemlerde 33-5-34—5 Boylamlarda yer alır.

Ereğli nin ölçülen en sıcak günü 39-8-Derece
En soğuk günü27-4-derece
Ereğli de ortalama olarak
 85 Gün güneşli
35 gün karlı
40 gün bulutlu
85 gün yağmurlu
100 gün donlu
20 gün sisli Geçer kimi yıllar az da olsa farklılık gösterir
Yaşanan Küresel ısınma sonucu bu durum değişecektir.

 

Ereğli Çevresinde yaşayan 135.071 kişinin 66.627 kişisi   Erkek 68.444. kişisi ise bayandır.
14 yaşına kadar olanlar 35.516 kişi
15-24-arası 21480 kişi
24-34-arası ise 20148 kişi
55-64 arası 11960 kişi
75-84 arası 3335 kişi
85 üzeri 623 kişi
Bu durumdan anlaşılacağı gibi Ereğlimiz de dışa göç oranı çok yüksek, Ereğli de ortalama ömürde kısa.

Ereğli de 4581 kişi okuma yazma bilmiyor.2048 kişi okula gitmeden okuma ve yazmayı öğrenmiş.37.559. kişi İlköğretim mezunu olup  14641 lise dengi okul mezunu.6266 kişi Yüksek okul mezunu 362 kişi lisans yapmış 41 kişi doktora yapmış Okuyan kadın 37081 kişi erkeklerse 34581 kişi Kadın fazla görünse de ilköğretim olarak 5000 kadın fazla ,lise ve üniversitede ise erkeler üstün buda gösteriyor ki  kadına verdiğimiz değer sadece ilkokul düzeyinde Örnek 244 Üniversite  mezunu erkek 118 kişi ise kadın.

 

Ereğli de  24693 kişi hiç evlenmemiş.65766 kişi Evli,2837 kişi boşandı.6211 kişi ise dul eşi ölmüş.

 

 

EREĞLİMİZİN ŞEHİTLERİ
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI
Süleyman oğlu Abdullah 1882
Yusuf oğlu Abdullah 1888
Halil İbrahim oğlu Abdurrahman 1879
İsmail oğlu Abidin 1874
Abdullah oğlu Ahmet 1888
Ali oğlu Ahmet 1893
Hacı Ahmet oğlu Ahmet 1897
Halil oğlu Ahmet 1887
Hüseyin oğlu Ahmet 1889
Mehmet oğlu Ahmet 1888
Mehmet oğlu Ahmet 1889
Musa oğlu Ahmet 1895
Musa oğlu Ahmet 1881
Mustafa oğlu Ahmet 1882
Mustafa oğlu Ahmet 1892
Osman oğlu Ahmet 1894
Salih oğlu Ahmet 1888
Hüseyin Oğlu Ali Osman1889
Abdullah oğlu Ali 1886
Abdullatif oğlu Ali 1893
Ahmet oğlu Ali 1891
Ahmet oğlu Ali 1880
Ali oğlu Ali 1883
Hacı oğlu Ali 1888
Hacı Hüseyin oğlu Ali 1891
Halil oğlu Ali 1892
Hasan oğlu Ali 1890
Hüseyin oğlu Ali 1892
Hüseyin oğlu Ali 1892
Hüseyin İpek oğlu Ali 1886

Mehmet oğlu Ali 1886
Mehmet oğlu Ali 1884
Muharrem oğlu Ali 1894
Mustafa oğlu Ali 1881
Osman oğlu Ali 1874
Süleyman oğlu Ali 1888
Süleyman oğlu Ali 1891
Ahmet oğlu Bayram 1892
Ali oğlu Bekir 1892
Fettah oğlu Bekir 1890
Mustafa oğlu Bekir 1890
Yusuf oğlu Bekir 1890
Yusuf oğlu Bekir 1888
Davut oğlu Cafer 1878
Mustafa oğlu Cuma 1886
Veli oğlu Derviş 1882
Ali oğlu Durmuş 1884
Durmuş oğlu Durmuş 1874
Osman oğlu Durmuş 1894
Ömer oğlu Durmuş 1894
Mustafa oğlu Eyüp 1881
Mustafa oğlu Habip 1878
Muhsin oğlu Hacı Ali 1892
Süleyman oğlu Hakkı 1878
Bekir oğlu Halil 1885
Hasan oğlu Halil 1886
Mehmet oğlu Halil 1885
Mehmet oğlu Halil 1882
Mustafa oğlu Halil 1882
Osman oğlu Halil 1883
Ömer oğlu Halil 1884
Yusuf oğlu Hamit 1879
Hacı Mehmet oğlu Hasan 1880
Hüseyin oğlu Hasan 1892
İdris oğlu Hasan 1876
Kerim oğlu 1901
Mehmet oğlu Hasan 1894
Selim oğlu Hasan 1894
Mustafa oğlu Hazım 1893
Mevlüt oğlu Hidayet 1890
Halil oğlu Hüseyin 1891
Hasan oğlu Hüseyin 1889
İbrahim oğlu Hüseyin 1888
Mehmet oğlu Hüseyin 1882
Mehmet oğlu Hüseyin 1881
Mustafa oğlu Hüseyin 1880
Osman oğlu Hüseyin 1882
Recep oğlu Hüseyin 1889
Ahmet oğlu İbrahim 1892
Dursun oğlu İbrahim 1889
Hacı Mehmet oğlu İbrahim 1884
Halil oğlu İbrahim 1885
Halil oğlu İbrahim 1889
İzzet oğlu İbrahim 1891
Mehmet oğlu İbrahim 1879
Eyüp oğlu İsa 1877
Ali oğlu İsmail 1886
Aziz oğlu İsmail 1886
Emin oğlu İsmail 1885
Hacı Ömer oğlu İsmail 1885
Mehmet oğlu İsmail 1891
Mehmet Ali oğlu Kazım 1895
Mustafa oğlu Kadir 1891
Abdullah oğlu Kamil 1880
Hasan oğlu Kamil 1891
Mehmet Ali oğlu Kazım 1895
Mustafa oğlu Kerim 1884
Ali oğlu Mahmut 1896
Yusuf oğlu Mehmet 1890
Ahmet oğlu Mehmet 1878
Ahmet oğlu Mehmet 1886
Ahmet oğlu Mehmet 1881
Ali oğlu Mehmet 1884
Ali oğlu Mehmet 1888
Bekir oğlu Mehmet 1882
Durmuş oğlu Mehmet 1896
Emin oğlu Mehmet 1893
Ahmet oğlu Mehmet 1890
Halil oğlu Mehmet 1874
Halil oğlu Mehmet 1877
Hasan oğlu Mehmet 1875
Hasan oğlu Mehmet 1890
Hüseyin oğlu Mehmet 1876
Hüseyin oğlu Mehmet 1883
İlhami oğlu Mehmet 1889
Kadir oğlu Mehmet 1894
Mehmet oğlu Mehmet 1890
Mehmet oğlu Mehmet 1891
Mevlüt oğlu Mehmet 1892
Mustafa oğlu Mehmet 1879
Mustafa oğlu Mehmet 1887
Süleyman oğlu Mehmet 1887
Yusuf oğlu Mehmet 1889
Ali oğlu Mevlüt 1892
Nasuh oğlu Mevlüt 1894
Mehmet oğlu Molla 1883
Mustafa oğlu Murat 1890
Ali oğlu Musa 1880
Hasan oğlu Musa 1885
Hüseyin oğlu Musa 1883
Hüsam oğlu Musa 1892
İbrahim oğlu Musa 1888
Aİi oğlu Mustafa 1883
Ali oğlu Mustafa 1888
Habip oğlu Mustafa 1893
 İbrahim oğlu Mustafa 1889
Mehmet oğlu Mustafa 1886
Mehmet oğlu Mustafa 11891
Mustafa oğlu Mustafa 1876
Mustafa oğlu Mustafa 1893
Ömer oğlu Mustafa 1884
Yusuf oğlu Mustafa 1877
Abdullah oğlu Nimetullah 1878
İsa oğlu Numan 1879
Osman oğlu Numan 1891
Mehmet oğlu Nuri 1890
Yahya oğlu Osman 1887
Ali, oğlu Ömer 1878
Ali oğlu Ömer 1891
Emin oğlu Ömer 1885
Hacı Emin oğlu Ömer 1892
İbrahim Oğlu Ömer 1893
Mustafa oğlu Ömer 1888
Osman oğlu Ömer 1885
Yusuf oğlu Ömer 1886
Osman oğlu Rasim 1893
Ali oğlu Recep 1886
Mustafa oğlu Recep 1889
Ömer oğlu Recep 1898
Hüseyin oğlu Satılmış 1893
Alişan oğlu Serdar 1882
Abdullah oğlu Süleyman1885
Ali oğlu Süleyman 1885
Bekir oğlu Süleyman 1895
Hüseyin oğlu Süleyman 1890
İsmail oğlu Sğleyman 1890
Seyit oğlu Süleyman 1893
Hüseyin oğlu Şakir 1885
Halil oğlu Şeyh Dede 1890
Mehmet oğlu Şeyh Ömer 1891
Mustafa oğlu Şeyh Ömer 1891
Mehmet oğlu Şükrü 1890
Talip oğlu Tahir 1890
İsmail oğlu Tahsin 1884
Mustafa oğlu Turhan 1887
Mehmet oğlu Veli 1892
Mehmet oğlu Veli 1879
İbrahim oğlu Yakup 1881
Mehmet oğlu Yunus 1891
Ali, oğlu Yusuf 1879
İsmail oğlu Yusuf 1893
Mehmet oğlu Yusuf 1892
Mehmet oğlu Yusuf 1879
Mehmet oğlu Yusuf 1884
Mehmet oğlu Yusuf 1885
Mustafa oğlu Yusuf 1896
Yusuf oğlu Yusuf 1893

 

GÖREV ŞEHİTLERİ

HÜSEYİN OĞLU HASAN TEKİN
İBRAHİM OĞLU İBRAHİM YAKAR
İSMAİLOĞLU İSMAİL YAKAR
YUSUF OĞLU İSMAİL YILDIZ
OSMAN OĞLU NURİ ÇİÇEK
ZİYA OĞLU SAİT SEVİNÇ.

 

İÇ İSYANLARDA

Mehmet oğlu Abdullah1874
Salih oğlu Ahmet 1875
Mehmet oğlu İbrahim 1885
Ahmet oğlu İbrahim 1889
Ömer oğlu Salih 1879
Mehmet oğlu Süleyman 1884

 

İstiklal savaşı

Ali oğlu Abdurrahman 1899
Mehmet oğlu Ahmet Hamdi 1892
Mustafa oğlu Ahmet 1899
Mustafa oğlu Ahmet 1887
Hayrullah oğlu Ahmet 1899
Halim oğlu Ahmet 1900
Süleyman oğlu Ahmet 1891
Mehmet oğlu Ahmet 1899
Durmuş oğlu Ali 1899
Hasan oğlu Bekir 1893
Mehmet oğlu Dede 1892
Osman oğlu Durmuş 1889
Ömer oğlu Durmuş 1898
Molla Mehmet oğlu Emin 1898
Bekir oğlu Emin 1890
Hacı oğlu Halil 1893
Ahmet oğlu Halil 1898
Mehmet oğlu Hamdi 1900
Hüseyin oğlu Hamdi 1894
Ömer oğlu Hasan 1898
Mehmet oğlu Hüseyin 1900
Mehmet oğlu Hüseyin 1888
Mustafa oğlu İsmail 1891
İsmail oğlu İsmail 1899

Ali oğlu İsmail 1899
Ali oğlu Kadir 1884
Ömer oğlu Kamil 1899
Yusuf oğlu Mehmet 1897
Mustafa oğlu Mehmet1895

 

Ahmet oğlu Mehmet 1891
İbrahim oğlu Murat 1899
Ömer oğlu Mustafa 1892
Hakkı oğlu Nazif 1898
Şahin oğlu Nuri 1894
Mustafa oğlu Ömer 1894
Mehmet oğlu Recep 1899
Ahmet oğlu Recep 1892
Ali oğlu Rıfat 1898
Mustafa oğlu Tahsin 1899
 Ahmet oğlu Veli 1900
Mehmet oğlu Yusuf 1895
Ali oğlu Yusuf1893

 

KIBRIS BARIŞ HAREKATI

YUSUF OĞLU SELÇUK ERGEN

KORE SAVAŞI
HALİL OĞLU KAMİL 1918
BAYRAM OĞLU MUSTAFA 1924

TRABLUSGARP SAVAŞI
ABDULLAH OĞLU ALİ 1887

TÜRKİYE İÇİNDE ŞEHİT OLANLAR
MURAT AKUTAY
RAMAZAN BİLGİÇ
MEHMET TÜFEKCİ
REFİK GARKI
BEKİR KILIÇER
ALİ AKSU
ORHAN ZENGİN
OLÇUN ŞAHİN
İBRAHİM KARTAL
MUSTAFA AKYÜZ
RAMAZAN BULUT
İBRAHİM AKTÜRK
ŞABAN ERTAŞTAN
ERCAN SOLAK
KORHAN BEDEL
EMİN BÜLBÜL
İBRAHİM GÖKAY
HİDAYET ERDOĞAN
FİKRET AKSUNGUR
SERKAN İPEK

Ereğlili şehitlerin isimlerini sıraladık ruhları şad  olsun yattıkları yer cennet mekanları olsun.Allahın rahmeti üzerlerinde olsun,Dökülen kanlar, Bayrağımızı ve Vatanımızı bu günkü sınırlarına getirdi.Bu topraklar için ne karar verecek olursak olalım bunu şehitliklerde veya mezarı bile  belli olmayan BU ŞEHİT  KAHRAMANLARIMIZA SORMAMIZ GEREKMEZMİ .
UNUTMAYALIM,
 ŞAİR SEN ŞEHİT OĞLUSUN UNUTMA BU VATANI DİYOR.
………………………………………………………………   Saygıyla Eğiliyoruz…………………………………………………………
 

Sana gelmez bu ufuklar,seni almaz bu cihat…..
Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor peygamber.                                 MEHMET AKİF ERSOY.

 

                                                                                                                                   
 TOKMAKLA ÇALDIĞIMIZ OYMA KAPILAR

GERİDE BIRAKTIĞIMIZ ECDATLARIMIZ

İktisadi Devlet Teşekküllerinin Türk Ekonomisi ve Türk toplumu bakımında neler ifade ettiğini zannımca hepimiz biliyoruz. Bu teşekküller devlet vasıta ve imkânlarına ve ileri tekniğe dayanarak nerede hangi güçlerini kullanmışlarsa, vücut vermişlerse, oraya hizmet, nimet ve medeniyet getirmişlerdir.
Türk iktisat Tarihi, gelecekte Sümerbank’a ve diğer iktisadi Devlet Teşekkülerine şerefli sayfalar ayıracaktır.                                                                               
                                           ATATÜRK
Ulu Önderimizin babası olan Ali Rıza Efendi, “Mustafa” ismini Atatürk’ün kulağına söylediği bilinmektedir. Bu doğum gününün, ayı hatta yılı dahi belli değildir. O zamanın aileleri çocukları doğduğu zaman Kuran’ın boş bir tarafına veya evde bulunan Ahmediye, Muhammediye, Siyretin Nebi, Delâlel Hayrat vb. Sürekli okunan kitapların bir tarafına yazarlarmış. Ali Rıza Bey böyle bir yazı yazmamış. O zamanlar nüfus cüzdanına gün ve ay yazılmazmış. Zübeyde Hanım’ın bir yazara anlattığına göre Mustafa’yı erbain soğukları arasında dünyaya getirdiğini nüfus kâğıdına göre 1296(1880) olduğudur. Yazara göre 23 Aralık 1296 yeni tarihe göre 4 Ocak 1881 olduğu söylenir. Rumi 1296 karşılığı 1880’dir. Rumi yıl martta, miladi yıl, ocakta başladığına göre Türkiye’ de çıkarılan 23 Şubat 1917’ deki kanunla yapılan tarih değişikliği 13 gün ilave edildiğinden 4 Ocak 1881 olur. Haluk Şahsüvaroğlu’nun yayınlanan Türk İslam Ansiklopedisi’ne göre doğum yılı 1881, Prof. Afet İnan’a göre ilkbaharda mayıs ayında doğumun olduğu söylenmektedir. Atatürk ise: “19 Mayıs neden olmasın?” dediği umumi kâtibi Hasan Rıza Soyak tarafından anlatılıyor:
Atamızın ataları hakkında fazla bilgi sahibi değiliz. Halktan gelen halk çocuklarıdır. Zübeyde Hanım Selanik’li değildir. Babası Sofuzade Feyzullah Ağa Selanik’e yakın Langada taraflarında ticaretle uğraşan bir beydir. Zübeyde Hanım’ın Ataları Rumeli’nin fethi esnasında Anadolu’dan Rumeli’ye göç ettiler. Batı Makedonya’daki Vodina ilçesinin Batı taraflarındaki Sarı Göl bucağına yerleştirilen Türkmen boylarındandır. Bu boylar Konya ve Aydın tarafından geldikleri söylenir. Atatürk de anne tarafından Türkmen olduğunu kabul ederdi. Ali Rıza Efendi’nin ailesi Selanik’in yerlisidir. Amcası Hafız Efendi mahalledeki mektepte hocalık yapmakta idi. Sakalı kırmızı olduğu için ona “Kırmızı Hafız” derlerdi. Ali Rıza Beyin babasına da “Firari Ahmet Efendi” derlerdi. Bu “firari” lakabı Selanik’te 1876 Nisan sonunda mahalli bir karışıklıktan ötürüdür.
Müslüman olmuş bir Bulgar kızı Ruslar tarafından kaçırılınca çıkan olaylarda Fransız ve Alman konsolosları öldürülmüş. 7 Mayıs 1876’da büyük devlet donanmaları Selanik’e gelmiş. Bunu duyan Ahmet Efendi de Makedonya dağlarına kaçmış; 7 yıl süren firarilik dönemi sonunda da vefat etmiştir…
     Atatürk’ümüzün atalarını araştırmamızın sebebi Ereğli’de bilimsel araştırma yapmadan buralı olduğu ve heykeli yapılmış olduğundandır.
     Atatürk’ümüz dünyanın sayılı liderlerinden, Türkiye Cumhuriyeti’ni Kuran ve bugünlere gelmesini sağlayan, her Türk vatandaşının O’na borçlu olduğu tek ADAM’dır.    

ATAMIZ EREĞLİ’DE

 

 EREĞLİ İSİMLERİ                           EREĞLİ ADI KENTLER            
     Herakleia                                            Bizim Ereğli
    Heracla                                                 Karadeniz    Ereğli
     Heraklehia 
                                                                      Marmara Ereğli
     Hirakla                                                 Değirmendere Ereğli                                       
    Arachia                                                 Karamürsel Ereğli
    Heraklie                                               Makedonya Ereğli
    Archailes                                             Teselya Ereğli
     Herakle                                                İtalya Ereğli
    Irakle                                                     Sicilya Ereğli
    Erekle                                                   Peloponez Ereğli
     Erekli                                                    Midilli Ereğli
     Erekliyye                                             Amorgos Ereğli
                                                                      Karpothos Ereğli
                                                             Kırım Ereğli
                                                                       İran Ereğli    

 

 

                                                                                  

1940’lı yılların Ereğli’si

 

ŞİMDKİ YUNUS EMRE PARKI
MAKBARA DAN GÖRÜNTÜ


1942 İSMET İNÖNÜ EREĞLİ'DE İVRİZİN TEMELİNİ ATIYOR.

 

EREĞLİLERE İL SÖZÜ VERİLİYOR
ONLARDA ANITKABİRDE 1960 YILI


61  Yıl  Geçti
2011 Yılı ve sonrası İl olma Yılıdır.
       

 

SUYUN HAYAT VERDiĞİ ŞEHİR EREĞLİ
8 Bin yıllık tarihinde yüzlerce medeniyete ev sahipliği yapmış Ereğli’nin Adı Evliya Çelebi’ye göre Peygamber şehridir. Ereğli bereketli toprakları ile insanları buraya çekecek bir şehirdir.
     Bu şehir yatırım için iş adamlarını, il olmak için siyasetcilerimizi, Üniversite için öğretim görevlilerini, gelecek ideallerimiz için gençliğimizi hiç imkânı olmayan kardeşlerimizin dualarını bekliyor.
     Suyun hayat verdiği bu şehri kalkındırmak için temiz bir sayfa açarak Ereğli’yi unutan hemşehrilerimizin vefa borcu olarak Ereğli’yi hatırlamalarını, şehrin unuttuğu insanları ise bizlerin hatırlaması gerekmektedir. Hatırlamak, kavuşturmak ve hasret giderip çağdaş Ereğli’yi ortaya çıkarmak için elbirliğine ihtiyacımız vardır. Bu şehirde yaşamış değerlerimizin bilinmesi ve İsimlerinin yaşatılması gerekmektedir.
Bu Levhanın bizde anısı çoktur. İlkokula giderken duruyordu; Üniversiteyi bitirip geldim yine duruyordu. Yolun İki kenarındaki akasya ağaçları yolu tipiden korurdu.

 

YİTİK ŞEHİR
              Bana Ereğli’nin simgesini sorduklarında:”İvriz suyu, Sümerbank Dokuma Bez Fabrikası, İvriz Öğretmen Okulu, Gülbahçe, Akgöl ve yedi veren gülleri derdim. Bahçelerde, kapı girişlerinde, balkon duvarlarında, bahçe duvarlarında, ağaç dallarına sarılmış yedi veren gülleri içimize kazınmış ateşi ile birlikte Ereğli’yi hatırlarım.
     “Benim içimdeki Ereğli ile bugün gelişmekte olan Ereğli arasında benzerlik kaldı mı?” diye düşünüyorum. Şehirlerde dünyamızın hızlı gelişimine yasalarına uygun olarak başkalaşıyor. Buna hiç birimiz karşı duramıyoruz.
     Bu hızlı değişim karşısında düzensizlik, zevksizlik ve uyumsuzlukla birlikte Ereğli, Ereğli olmaktan çıktı. Ereğli’nin mitolojik tarihinde dünyada yaşamış İlk uygarlıkların özünden süzülmüş bir şeyler vardır. Bugün Ereğli’de bir geziye çıktığımda tarihi eserleri görünce yaşadığımı hissediyorum. Sanki bir dosta, bir resme, bir tabloya rastladığımı zannediyorum. Şiirsel Ereğli evleri yok. Selçuklu ahşap sanatının o erişilmesi güç inceliğini örnekleyen evlerimiz ve soğuk vişne suyunu içtiğimiz balkonlar artık yok. Nostalji bir özleyişse gözümü kapıyorum kaybettiğimiz değerleri hatırlıyorum. Ereğli kültürü ile yetişen bizlerde kültürel alt yapı imkânlarından yoksun bilmeden yaşayan insanlarla bizler, bu ikilimde yolculuk nereye kadar sürecek.
     Çocukluğumda iki ölüm ve bir kaza gördüm. Unutamadığım insanlığın o gün için yaşadığı bugün için öldüğüdür. Taksi sahibi Yüksel Abi vardı (Pirömer mah. Muhtarı Hilmi Erel’in babası) Tarsus’ta kazada öldü. Terzi Hamit Abi vardı yanarak öldü.  Bu iki ölümde ve Ereğli çocuklarını üniversite imtihanına götüren otobüs Gerede’de kaza yaptı haberi bayram sabahı duyulunca bayram Ereğli’lilere haram oldu. Çocuklar bile bayramı kutlayamadılar; tiyatro vardı iptal oldu; sinemalar ışıklarını yakmadılar. Annemin ahretliğinin oğlu vardı kara kaşlı, kara gözlü, efendiler efendisi Eşrefimiz ve arkadaşları bizleri yaktılar. Ereğli halkı kenetlendi, bir oldu. Dükkanlar kapatıldı;  halk 40 gün yas tuttu. Gülmeyi unuttular. Bu insanlar zengin değildiler fakat iyi insanlardı; iyi olmanın ve Ereğlili olmanın erdemini yaşadılar. Karşılığını da aldılar. Garip Ömer Abi vardı taksicilik yapardı biri kaçırma işine karışmış dayak olayı olmuş yanlışlıklar sonucunda karakol yakıldı ereğliye yakışmayan olaylar oldu.

SÜMER DOKUMANIN 1934 DEKİ TEMELİNDE ÇALIŞAN AT ARABALARININ BİR GÖRÜNÜMÜ


CUMHUR BAŞKANIMIZ CEVDET SUNAY EREĞLİDE

İÇİŞLERİ BAKANI SÜMERBANK BEZ DOKUMAYI ZİYARET EDİYOR.
(EREĞLİ’nin Eski Bld.Bşk.Sn.FARUK SÜKAN)


İDARİ LOJMANLARIN TEMELİ
     Biz Türklerde tarih boyunca secere eksikliği olduğu söylenir. Eksikliğini hissetmediğimiz, yadırgamadığımız, hoş karşıladığımız bu durum bizde bir gelenek olmuştur. Hükümdar sarayında bile böyledir. Padişah olacak adayların haricinde kimsenin doğum veya ölümleri kayda geçmezdi.
     Türklerde adsızlık bir addı. Adsız adını isim kabul eden Türk bununla övünürdü. Türkiye batılı gibi düşünemediğinden ünlü hükümdar soylarının bile kayboluşu buna örnektir. Bizlerde bir iki göbek geriye gider, daha gerisini bilemeyiz. Bizim toplumumuzda tarihi aydınlatmak, karanlık bir gecenin denizinde çakıl taşı aramaya benzer. Gerçek Ereğli tarihinin ortaya çıkması geleceğimize ışık olacaktır.
Tarihini bilmeyen bir toplumun millet olması mümkün değildir. Ereğli tarihini incelediğimizde hayretler içinde kalıyoruz. Tarihte başkentlik yapmış Torosların en büyük yerleşim yeri Ereğli gezginler tarfından hep övgüyle bahsedilmiş. Cumhuriyet döneminin ilk yatırımları şehrimizde yapılmış, bugün o şaşalı günlerinden uzaklaşmıştır. Ereğli aklar ve ilkler şehridir. Tarihte çayırıyla, bağlarıyla, bahçeleriyle, evleriyle, fabrikaları ile suçlunun ve sucun olmadığı bir şehirdir. 1940’larda tenisin, bilardonun, masa tenisinin, futbolun, basketbolun ve sinemanın yaşandığı ilk ilçedir. İllerde olmayan bu durum Ereğlililer için yaşam biçimidir.
KONUMU Ereğli torosların iç Anadoyu’ya bakan eteklerinin başlangıcındaki düzlük üzerinde yer almaktadır.

YERŞEKİLLERİ
Ereğli’nin kuzeyinde sönmüş bir volkan olan 3258 m yükseltisiyle Hasan Dağı Kuzey Batısındaki yine eski bir volkan olan Karacadağ bulunur. Şehrin güneyinde ise toroslar sıralanır. 

 


              YÜZÖLCÜMÜ         37-38 Kuzey paralellerle 35,5 34,5 doğu meridyenleri arasında 5060 km² yer kaplayan alan üzerine kurulmuştur. Ereğli’den ayrılmalar olduğu için en son 2260 km² alana sahiptir.


Meke Tuzlası
     RAKIM                       Denizden 1054 m yüksekliktedir.

                         ULAŞIM
      Konya-Ulukışla demir yolu hattı; Ankara, Adana, Konya, İzmir yolunun kesiştiği merkez karayolu şehrimizden geçer. Yapılmakta olan otoban Ereğli ekonomisine çok büyük bir katkı sağlayacaktır. Şehrimiz sanayisi çok gelişecektir

                                                    İKLİM 
     Kara iklimi etkisindedir. Yazın sıcak kışın soğuk olur. Isı kışın -27 dereceye, yazın ise 40 dereceye kadar çıktığı görülür. Toroslar ile çevrili olduğu için sam rüzgarlarının etkisine girer. Bu sebeple ağaçlar erken çiçek açar; meyve ağaçlarında don olayı sık görülmektedir. Sam rüzgarları basınç farklarından dolayı şiddetli hava akımına sebep olur. Son dönemlerde şiddetli fırtınalar, dikkati çekmektedir…

                                 AKARSULAR
     3348 rakımlı Aydos gurubundan koca burun kayalıklarının altından çıkıp Halkapınar’da baraja dökülen İvriz Çayı, Kılan ve Burna köyleri yakınlarından çıkan Deli Mahmutlu Çayı, Dedeköy’den çıkan Dedeköy çayı, bir de Ayrancı’yı sulayan Divle Buğdaylı Suyu, Toroslardan çıkmaktadır.  

                 İlk şarabın da Ereğli’de keşfedildiği söylenmektedir. Bunun kanıtı olarak da şu hikaye anlatılır: Şarap tanrısı Bacchus (dionysos), şarabı bulmadan önce İvriz’de bir çoban keçisinin akşamları çok keyifli döndüğünü fark eder. Ertesi gün keçisini takip edip İvriz kayalıklarında üzümlerin şıralaşıp şurup haline geldiğini, keçinin bu şırayı yaladığını izler. Kendisi de bunu içtiğinde kafayı bulur, buna şarap adını verir.

 

               IVRİZ 1928 ŞELALE

     İvriz kaya anıtının önünde doğal alabalıklar vardır. Bu balıklar keçi kılına sarılarak saraya yollanmaktadır. O dönemde sarayı ziyaret eden Alman İmparatoru Wilhemin bu balığı yediğinde hayatımda yediğim en lezzetli balık dediği tarihte bilinmektedir. Ereğli, tarihte M.Ö. ve M.S. şeklinde yer alınca zihnimizde oluşan tarih boyunca “Ereğli nasıldı?” sorusuna cevaplamak için tarihi inceleyecek olursak gezginler ve âlimler Ereğli’nin gerçeklerini ortaya çıkarmışlardır.
     M.Ö.’ki yüzyıllarda “KYBİSTRA” ismiyle kurulmuştur. Kuvvet ve Kudretin sembolü olan Hercules(haracles) Bizans İmparatorunun ismiyle kurulmuş. Heracli ismiyle anılan bir şehirdir. İslam kaynaklarını incelediğimizde Herakleia, Heraclelos, Hirakla, Hirakliya, Erekliye, Erkili şeklinde anılmış daha sonraları Ereğli şeklinde telaffuz edilmiştir.

 

 

 

 EREĞLİ KAYMAKAMLARI
TARİH           KAYMAKAMLAR                         TARİH      KAYMAKAMLAR
?                      MEHMET NAİM EFENDİ            1951      MEHMET ERDEN
1876              MEHMET EMİN EFENDİ            1953      NAİL MEMİK      
1954              MUSTAFA EFENDİ                               1956      BASRİ ÖZPINAR S
1298              ABDULLAH ŞEVKİ EFENDİ      1957       HAMDİ ERGÜN
1303              HASAN TAHSİN EFENDİ            1958       ALİ NACİ EKSİOGLU
1304              ŞÜKRÜ EFENDİ                            1960       CAFER EREĞLU
1305              ALİ RIZA EFENDİ                        1961       ÖMER Y. DOKUZOĞLU
1307              ŞÜKRÜ EFENDİ                            1963       NEVZAT DANSUK
1309              ÖMER ŞÜKRÜ EFENDİ               1964       FİKRET KOCAK
1310              CEMİL EFENDİ                             1966 SABAHATTİN ÇAKMAKOĞLU  
1317              İSMAİL HAKKI EFENDİ             1968     TALAT SUNGUR
1323             ŞAKİR BEY                                              1970     ÖMER İHSAN PEKÖZ
1324              İBRAHİM HAKKI EFENDİ         1972     NECDET ONUT
1325              ZÜFTÜ BEY                                   1976         NECATİ ARSLAN
1326              FAİK BEY                                      1977         KADİR UYSAL
1327              HASAN FAİK BEY                        1979         ERDOĞAN İZGİ
1328              HÜSNÜ BEY                                  1981         İLHAN KARADENİZ
1330              FAİZ BEY                                       1984         MAHMUT KAYA
1334              ŞEVKİ BEY                                              1987         İHSAN KUTLUSOY
1335              AVNİ DOĞAN BEY                                1989         MEHMET UÇUCU
1340              CAVİT BEY                                    1990         OSMAN UNCU
1341              MUHİDDİN BEY                           1991         M.İHSAN UĞURLU
1342              ALİ FUAT BEY                             1996         SAİT TOPOĞLU
?                      ALİ RIZA BEY                               1999         SEDAT OKTAR
?                      SAMİ BEY                                               2003         CEVDET CAN
?                      ŞÜKRÜ BEY                 
?                      ABİDİN BEY                   
?                      VASFİ GERGER
?                      KEMAL GÜRSEL                          2008         İBRAHİM BALLI
?                      ALİ ÜLVİ PINAR                          2010         HASAN BAĞCI
?                      HAMİT ONAT
?                      CELAL İZGİ
?                      NAFİ AKIN AY
1947              HADİ KOÇAK



 

 

EREĞLİ BELEDİYE BAŞKANLARI
YIL                         BAŞKAN                             YIL                         BAŞKAN
1867                      AHMET HİLMİ                1868              MEHMET SADIK
1874-1877 MEHMET HULUSİ EFENDİ1877-1880HACI NAFİ EFENDİ
1880                      HACI HALİL                      1882                 NAİB ŞEVKİ
1883                      EYÜP AĞA                        1884                 HACI SÜLEYMAN
1886                      MUSTAFA EFENDİ       1887                 ADİL BEY      
1888                      HACI NABİ EFENDİ       1889       MUSTAFA EFENDİ
1891                      HACI NABİ EFENDİ      1892                 AHMET TAHİR
1899                     OSMAN EFENDİ            1902                 AHMET TAHİR
1905                      DELİ MUSTAFA              1905                 AHMET EFENDİ
1906                      CAVUŞ HACI                    1907                 CEMİL BEY
1912                      KADI LÜTFİ                      1915         ABDURAHİM FENDİ
1919            HACI AZİZ EFENDİ                 1920           CEMİL GÖKBUDAK
1921                      ARİF AĞA                          1922              SÜLEYMAN VEHBİ
1926                      AVNİ EREL                        1929        SUBHİ GÜRBUDAK
1930                      RASİM EREL                    1946                 ZİYA ALTAN
1950                      DERVİŞ İZBUDAK        1954        SEBAHADDİN SAYIN
1957                      FARUK SUKAN              1960                 CAFER EROĞLU
1961                      Ö.YALCIN DOKUZOĞUZ 1963            NEVZAT DANSUK
1963                      MUSTAFA KURDOĞLU   1968             RIZA DENİZOĞLU
1973                      SALİM EREL                     1977                 KENAN AKPINAR
1980                      ERDOĞAN İZGİ              1981        İLHAN KARADENİZ
1983                      ALİ TALİP ÖZDEMİR  1987        ADEM DEMİRCİOĞLU
1989                      SELCUK BAYBURT      1994                 KENAN AKPINAR
1999                      AYDIN SELAY                  2004        AHMET ÖZDOĞAN
2009                      HÜSEYİN OPRUKÇU

 

 

İLK ÇAĞDA EREĞLİ

     Bir yerde kaliteli su ve toprak varsa o yerde medeniyetin bütün özelliklerini görmek mümkündür. Ereğli ve torosları incelediğimizde buralardan çıkan eserlerin tarih öncesine dayandığı görülmektedir. Bugün Ereğli müzesinde bulunan  çevremizden elde edilen cilalı taş devrine ait eserlerden Ereğli’de M.Ö.9000. yıllarında yaşamın olduğunu görüyoruz. Ereğli’de yaşayan insanlarımız cilalı taş devri ve maden devrini çoğalarak sürdürdükleri, daha sonraları ise toplu yaşama geçtikleri İvriz’de çıkan eserlerden anlaşılmaktadır. Dışarıdan farklı kültüre sahip insanların gelerek buralara yerleştikleri yine bulunan eserlerden anlaşılmaktadır. Tarihimiz M.Ö. uygarlıklara dayanır. En eski medeniyetin yaşandığı ilçedir. Ruslar, Bulgarlar, Arnavutlar, İranlılar, Iraklılar, Suriyeliler yokken Ereğli ve Ereğliler vardır.
              Geldiğimiz çağda gelişen teknik ve teknoloji her gün yeni bir doğru olayı ortaya çıkarıyor. Bizim bildiğimiz tarihinde yanlışliğını ortaya çıkarıyor. Görsel ve basına yansıyan 300 Milyon yıllık  bir çivinin bulunması Tarih öncesi dönemi çok çok öncelere götürüyor. Gün gelecek yeni yeni bilgilerle doğru bilgiler ortaya çıkacak.
Örnek olarak Kaymakamın Giriş kapısında İvriz Kaya anıtının resmi var altında da yazıyor. M.Ö.8.000.Yıl diye Gelende bu tarihi doğru zannediyor.
     EREĞLİ M.Ö. 3000-2000 yılları arasında Tuwana(Tiyana-Heracleia) adında idi. Bu Ereğli Tuwana devleti idi. Bu şehir devletinin ilk merkezi Tuwana olsa da Kybistra krallığına merkez olmuştur. Tuwana şehri devleti köy devletlerinin birleşmesinden meydana gelmiş idi.
     Tuwana Krallığını kuran ön Hititler(Proto Hitit)’dir.
     M.Ö. ön Hititlerin kurduğu Tuwana devletinin başkenti yapılan incelemelerde ortaya çıkıyor. O da EREĞLİ.
     Bu dönemde Anadolu’ya gelen Hattuşaş’ta devlet kuran Hititler Tuwana Krallığını hâkimiyetleri altına almışlardır. Bu durumun 1650 yılına kadar sürdüğü bilinmektedir.  
     M.Ö. 1650’de Mitaniler Van şehrinde kurulu idi. Merkezi Van şehri olan mitaniler Hitit hâkimiyetine son vererek Ereğli ye hâkim oldular
     M.Ö. 1450-1200 yıllarında yeni Hitit Devletinin hâkimiyetine geçti.
     İkinci defa bağımsız kalan Tuwana Krallığının merkezi Ereğli’ydi. Bu devleti kuran rahip kıralların İVRİZ KABARTMASI,  Bor heykelleri ve Bulgar Madeni köyündeki kitabelerinden Ereğli ve çevresine ne kadar önem verildiğini görebiliyoruz. Asur tabletlerine göre Tuwana devletinin mekânı Ereğli’dir. İvriz KAYA ANITI’nın afişi yapılmış; bu Afişte M.Ö.8.y.y. yazmaktadır. Bu tarihin düzeltilmesi lazımdır. M.Ö. 1295-1280 tarihde Hitit-Mısır savaşı çıktı. 1280 yılında Hititler kadeş antlaşması yaptı. Bu antlaşma tarihin ilk antlaşmasıdır. Antlaşmayla Suriye topraklarını paylaştılar.
     İkinci defa kurulan geniş topraklara sahip Tuwana devleti kısa bir süre sonra Mısırların deniz kavmi dedikleri kavime yenilmekle yok olmuşlardır. Dorların önünden kaçan, birbirine karışarak git gide çoğalan Yunanistan ve adalardaki kavimleri de peşlerine takarak çok büyüyen bu insan seli kavim önüne ne çıkarsa yakıp yıkmışlardır. O kadar büyük tahribatlar yapmışlar ki bırakın siyasi, ekonomik yapıyı fiziki yapıyı bile değiştirmişlerdir. Hatta bu kavimlerin dinleri bile değiştirdiğini söylenmektedir.

     Buradan çıkan sonuç M.Ö. 3000-2000 arasında Orta Anadolu’da ön Hititler, Batı Anadolu’da Laviler, Doğu Anadolu’da Subariler oturuyordu. Tuwana Krallığı’nın kültürü, ekonomisi ve siyasi yapısı hakkında çok az bilgiye sahibiz. Dini inançlarını hiç bilmiyoruz.
     İvriz Anıtlarından, Bor’daki aynı stildeki heykellerde bulunan yazılardan, Bulgar Madeni Kitabesi’ndeki yazının “BEN ASİL, NECİB ve KAHRAMAN WARPALAVAS NESLİNDEN ŞANDUWATAS’ın OĞLU SANDANAZIM. BURANIN HÂKİMİYİM.” diyen isimlerinden hariç bir şey bilmiyoruz.
     Warpalawas en büyük Kral mıdır? Devletin kurucusu mudur? Hudutları genişleten biri midir? Yoksa adaleti idaresi, ticareti, zirai bilgisi iyi olan biri midir? diye hep belirsizlik yaşıyoruz. Elimizdeki eserlerden dinleri ve sanatları hakkında yorum yapabiliriz.
     M.Ö. 1200-742 tarihleri arasında bağımsız kalan Tuwana Krallığı hakkında pek az şey biliyoruz. M.Ö. 1200 tarihinde balkanlar üzerinden Anadolu’ya gelen Firikler, Hitit devletini yıkarak bu devletin hâkimiyetindeki diğer devletler de  bunu fırsat bilip bağımsız kaldılar.
     M.Ö. 742-710 arasında Asur hâkimiyetinde kalınmış. Asurlulara karşı Kimberler, firiklerle Lidyalılar arasında savaşlar yaşanmıştır.

     Anadolu Devletleri 700 yılına doğru tehlikenin kuzeyden Firiklerden geleceği zannedilirken onların Kimmerlere yenilmesi tehlikeyi ortadan kaldırdı. Kralın teklifi ile bağımsız kaldı. Küçük devletler bir araya gelerek Kargamış’ta İttifak Antlaşması imzaladılar. Bu Antlaşmaya da “Kargamış” ismi verildi. Asurlular bu antlaşmaya girenlere “KARGAMIŞ HİTİTLERİ” dediler.
     M.Ö. 546-532 Ereğli Perslerin hâkimiyetine girmiştir.
M.Ö. 334-323 Büyük İskender’in hâkimiyetine, ondan sonra da Selakusların elinde kalmıştır. Helenizm Krallıkları devrinde Antichio(Antakya)’dan sonra Torosların kuzeyinde en büyük yerleşim yeri EREĞLİ olmuştur.
     M.Ö. 64 yılında Romalıların eline geçti. Romalılar Ereğli’yi Konya’dan ayırarak Capadokia eyaletine bağladılar. M.Ö. 47 yılında Sezar Kapadokya eyaletine Kilikya ve Ermenistan’dan yerler ekleyerek geri döndü; fakat Roma idaresinde ayaklanma görünce M.Ö. 17 yy.’da Kapadokya Ereğli ile beraber Roma’ya ilhak edildi. Roma’nın karargâhı oldu. Hz. İsa çarmıha gerilince havarilerden sen Paulos Anadolu’ya geçmiş, halkı Hıristiyanlığa teşvik ve telkin etmiş, buna uyan Ereğli halkı da Hıristiyanlığa geçmiştir.
     M.S. 395’de Roma ikiye ayrılmış; Ereğli Doğu Roma’ya geçmiştir. İmparator, Herakliyus 634 yılında Arap akınlarını kesmek için Ereğli kalesini tamir ve yeniden yaptığı Evliya Çelebi tarafından belirtilmiştir. Fakat Araplar yaptıkları akınlarla kaleyi tahrip edip halkı kılıçtan geçirmiştir. Tarihte 7 defa Araplar İstanbul’u işgal etmiş 634, 667, 715, 739, 780, 798, yıllarında alamadan geri dönerken Ereğli’yi de tahrip etmişlerdir. Ereğliler de gelirlerinin “Beytülmal”e göndermeyi bir anlaşma ile kabul etmişlerdir. Ereğli halkı Hz. Ömer’e ve diğer emirül müminlere her sene hediye gönderdi. Şehir “Himaye-i Resülüllah’a mazhar oldu. Bu durum Selçuklular zamanında da sürdü. Ereğli’nin vakıf olması peygamberlere kadar götürülse de bu iş Emeviler veya Abbasiler döneminde olmuştur.
     Arap Akınları sırasında Ereğli tahrip olmuş; halk da ani baskınlardan kurtulmak için Ambar köyüne yerleşmiş. Burada yaşadıkları, bıraktıkları eserlerden anlaşılmaktadır. Burayı bir askeri üs olarak kullanmışladır. Ambar ve Karapınar bölgesindeki yeraltı şehirleri halkın buraları korunak olarak kullandıklarının kanıtıdır.
     Ereğli Bizans döneminde dini teşkilatı piskoposluk idi; 696 numarada kayıtlıdır. 802’ de imrapator Nikaforos Harun el Reşid’e verilen vergiyi vermeyeceğini şöyle söyledi:” Erkekler vergi verir mi?” dedi. Buna kızan Harun Reşid Ereğli’yi kuşattı ve fethetti. Vergiyi de aldı.
     832’de Hakiye Memur toprağını fethetti. Ereğli Bizans’a bırakıldı. Ereğli piskoposluktu,  bundan sonar da başpiskoposluk oldu. 1069 yılında Romanos Türklerin üzerine yürüyerek Ereğli’ye kadar geldi. Türklerin geri çekilmesini sağladı.
1071 YILINDA ANADOLU’nun KAPISI MÜSLÜMAN TÜRKLERE AÇILDI.
     Alparslan’ın akıncı komutanı Efruz Bey 40 akıncı yiğidiyle batıya ilerlerken yaşlı bir kadınla karşılaşırlar. Kadına yol verirler. Kadın da “geç oğlum geç” der. Efruz Bey de yolun büyüklere ait olduğunu söyler geçmez. Yaşlı kadın da elindeki bakraçta bulunan sütü içmesi için Efruz bey’e verir. Efruz Bey arkadaşlarının içmediğinden ben de içmem, yemediğinden bende yemem der. Bunun üzerine kadın “seni düşünen Allah elbette arkadaşlarını da düşünmüştür” deyince sütü içer. Bakracı arkadaşlarına uzatır. Kırk akıncı sütü içer. Bakraç Efruz Bey’e geri gelir. Yaşlı kadın “kırk birinize de kırk bir kere maşallah” der. Bakraçtan tekrar süt içmelerini söyler. Bakraçtaki sütün eksilmediğini gören Efruz Bey yaşlı kadına göstererek:” ANA DOLU ANA DOLU” der. O günden bu güne “ANADOLU” dendiği söylenir.
     Anadolu 1071 yılında Türklerin eline geçince buraya “TÜRKİYE” denmiştir.
     Türklerin kökeni ilk yurtları orta asyadır. Kökenleri OĞUZ Han’a dayanır. Türklerin esas atası Alper Tunga’dır. Oğuz Han da bu soydandır. Oğuz’un başından iki evlilik geçer: 1-Gökten inen bir hanımla evlenir. 3 oğlu olur. Her birine altın ok vererek ülkenin doğusuna gönderir. Bunlara “bozoklar” denir.
2-İkinci evliliğini topraktan ve sudan çıkan bir hanımla yapar. Ondan da üç oğlu olur. Her birine gümüş bir ok vererek ülkenin batısına yollar. Bunlara “üçoklar” denir.
     Oğuz’un çocuklarından da dörder erkek çocuğu olur. Dolayısıyla 24 Türk boyu oluşur.

 

 

OGUZ HAN
BOZOKLAR       
     GÜN HAN(ŞAHİN)         AYHAN(KARTAL)         YILDIZ HAN(TİLKİ)
1-Kayı                                     1-Yazır                      1-Avşar
2-Bayat                                  2-Yapar                    2-Kızık
3-Alkanevli                          3-Dodurgu                       3-Begdili
4-Karaevli                             4-Dögor                    4-Kargın(Karkın)

 

ÜÇOKLAR
GÜN-HAN(Bozkurt)         DAĞ-HAN(kılıç)            DENİZHAN(doğan)
1-Bayındır                                     1-Solur                      1-Iğdır
2-Çavdur                                         2-Alayuntu             2-Bögdüz
3-Cepni                                            3-Eymir                    3-Yıva
4-Peçenek                                      4-Yöregin                4-Kınık

     Bu da Abbasilerin zayıfladığı, Bizansların kuvvetleri 11.  yy.’a kadar sürdüğü bilinmektedir. 1077 yılında kutulmuş oğlu Süleyman Şah Ereğli’yi  fethetti. Türklerin eline geçırdi. 1096 yılından sonra Ereğli bütün Anadolu ile birlikte haçlı seferlerine şahit oldu.1 ve 2. seferlerde çok büyük zarar gördü.1101 yılında Haçlılar Ereğli’ye büyük zararlar verdi. 
     II. Kılıç Arslan yaşlanmıştı. Sefere çıkamıyordu; evlatları veliahat olmak için mücadele etmeye başlayınca topraklarını onbir evladı arasında taksim etti. Ereğli de 1185 yılında Sancar Şahin idaresine geçti. Fakat onbir kardeşin çekişmesi iç huzursuzluğu ortaya çıkardı. Kilikya Ermenileri de buralara gelerek mücadeleye başlamaları buraların huzurunu kaçırdı. Kardeşler arasında savaş çıktı. Bunu fırsat bilen Ermeni Kralı II. Leon Ereğli’yi zapdetti. Fakat ileriki yıllarda I.Alaeddin Keykubat Ereğli’yi yeniden Leon’un elinden aldı. 1220-1207 yıllarında Ereğli’ye büyük bir huzur geldi.
     Bu devirde” Şeyh Şahabettin Suhraverdi”:
     “Ey genç, din sever ilimden nam nasibini almış ilim ve tasavvuf erbabına bağlı KEYKUBAT’ın himayesine gir; onu ve halkını faydalandır” diye temennide bulunduğunu bilmekteyiz.
     Moğol istilası ile düzen bozuldu. Huzursuzluk yaşandı. Bunun sebebi Ereğli’nin Selçuklu üssü olması, daha doğrusu uçtaki sınır devleti oluşundandır.
     1257 yılında Karamanlıların reisi Nurettin Bey Ereğli’yi aldı.
     Daha sonraları Kilikya Ermeni kıralı Haytum kardeşi Sempat’ı ordunun başına getirdi. Sempat Ereğli’yi geri aldı.
     1276 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey önce Konya’yı aldı. Ardından da Ereğli’yi zaptetdi.
     1291 yılında Moğol hakanı Keyhatu Ereğli’yi yağmaladı. Ereğli’den sonra köyleri tek tek yağmaladı. Kimseye aman vermediler çok eziyet çektirdiler.
     1303 yılında Cahi Bey Ereğli’ye hakim oldu. Ereğli’de uzun süre kaldı. Akrabalarını adını taşıdığı Cahı mahallesine yerleştirerek bugünki ismini o zamanlar verdiler. Hala bu mahelle “Cahı semti” ile anılmaktadır.
     1355-1398 tarihleri arası Ertanoğulları Kadı Burhanettin ile Alaeddin Ali Bey arasında savaş olmuş. Karamanoğlu hanedanından Mirza Bahadır oğlu Ali Paşa Ereğli hakimliği yapmış; Ertanoğlu’na karşı Ereğli’yi savunmuştur. Fakat sonunda esir düşmüştür. Alaeddin Ali Bey onu buraya gelerek esirlikten kurtarmıştır. Bundan sonra Ali Bey’in kardeşi Yakup Bey Ereğli hakimi olmuştur.
     1398 yılında Karamanoğlu Alaeddin Bey I. Beyazid’e (yani Ereğli yi 1402 yılına kadar Osmanlıya) bağlamışlardır. I. Beyazid da Timur’a yenilince Ereğli Karamanlıların eline geçti.
     1468 yılında Fatih Sultan Mehhet Ereğli’yi Osmanlı topraklarına katmış; Şehzade Cem’i Manisa’dan getirip Konya’ya vali yapmıştır.
     1469 yılında Ereğli Karamanoğullarının eline geçti.
     1471 yılında İshak Paşa Konya iç ilini, dağlık Toros bölge ve Niğde’yi ele geçirdi. Fatih _ Uzun Hasan anlaşmazlığından faydalandı. Kasım Bey’in 1500’deki ölümüne kadar bu savaşlar sürmüştür.
     1470’de Rum Mehmet Paşa larendeyi alarak mescitleri ve medreseleri yıktı; şehrin avretini, oğlanını soydurup üryan etti. Ardından Ereğli’ye geldi. Çok büyük işgenceler yaptı. “Bu şehir Allah Resulünün vakfıdır sen burayı harap ettin” diyenleri katletti.
     1472-1483 yılına kadar Osmanlı-Karaman-Akkoyunlu-Venedik savaşlarına Ereğli sahne oldu.
     Saltanat davasından vazgeçmeyen Cem Sultan Kasım Bey’in davetiyle Anadolu’ya geldi. Amacı Ankara’yı ele geçirmekti. Gedik Ahmet Paşa’nın Konya’da olması pilanlarını altüst etti. Cem Aksaray’a geldi, fakat kalenin kapısını açamayıp kendisine müdahale olunca buraya kalamayacağını anladı. Cem Aksaray’dan taş iline geçecekti. Bunu tahmin eden İskender paşa 17 Haziran günü 5000 kişi ile Ereğli sazlığında(Hortuda) pusu kurdu. Fakat sazlıkta atlar ürktü onların gürültüsünü duyan Cem Sultan kısa bir çarpışmanın ardından buradan hızla uzaklaşarak Ağızboğaz-Divle yolu ile Toroslara, oradan da Rodos adasına kaçtı.Rodos’da çoçukları ile yaşadı. Rodoslular çoçuklarını osmanlıya karşı hep kullandılar. Bu da şehzaade savaşlarının Osmanlıyı ne hale getirdiğinin örneğidir.
     Beyazid Ereğli’ye gelip müzakere için Cem’e seğban başıyı  yolladı. Bu bekleyiş çok uzun süre aldı. Kapıcı başı Sinan bey ve defterdar Ahmet beyin  Cemle konuşmalarından netice çıkmadı. Cem’den haber bekleyen Beyazid de uzun süre Ereğli’de kalmak zorunda kaldıBu olaylardanda anlaşıyorki Tahta geçecek.cem sultanın yerine kardeşi beyazıd hile ile oturuyor ve cem sultan sultan olacakken olamıyor.Çocukları ve kendisi rodos adasına kaçarak orada yaşıyorlar ve hain damgası yiyorlar.Doğru olan bu gün olsa kimse şehzade olmak istemez.
     1480-1491 yılları arasında yaşanan Osmanlı- memluk savaşları Ereğli’ye çok büyük zararlar verdi.

     1488 yılında Hadım Ali Paşa Ereğli’den geçerek Adana-Tarsus-Sis kalesini aldı.
     1490 Emir Özbek Ereğli’yi yağmalayıp Güleke çekildi.
Yavuz sultan selim mısıra sefere çıktığında Ayrancıya uğramış Ziya Efendiyi ziyaret edip köprüden geçecekken ziya efendinin adamları ziya efendinin izninin olmadığını söylemişler yavuzun komutanı kılıcını çekerek kellesini almak ister ama yavuz engel olur çünki düşman topraklarına girene kadar kelle almayacaktır söz vermiştir birde ziya efendinin ilmine hürmeti vardır kızar atını sulara sürer ve Geçme namert köprüsünden ko aparsın su seni dizelerini burada söylediği rivayettir.Bu sudan kırk yiğidiyle geçerken birinin boğulduğu ve bunun  hiyanet içinde olduğu rivayettir.
          Ereğlide Bulunan ivrizkaya anıtında  bulunan  kralın kulağında küpe vardır.Aynı şekilde Yavuz sultan selim inde resimlerinde kulağında küpe vardır.

     1520 Yılında Kanuni,Padişah sıfatı ile Manisa’dan İstanbul’a gelirken yanında şehsadesi Mustafa’sı da vardı. Kısa süre sonra güzel vucütlu,keskin zekası olan Hürrem Sultan ile evlendi. Mehmet, Selim, Bayezid, Cihangir ve Mihribah doğdu.1553 yılında Valide Sultan öldüğünde Şehzade Mustafa Manisa Valisiydi. Manisa Valisi sultanın yerine gecerdi. 1541 yılında taht sancağı Amasya Valiliğine verildi. Hürrem Sultan Mehmet Paşa, Piri Paşa ve İbrahim Paşa’yı boğdurtup yerine 1544 yılında Rüstem Paşa’yı getirtmiştir .Rüstem Paşa kızı Mihribah ile evliydi. “Fatih’in kanunnamesi”nden bahsederek Mustafa padişah olursa çocuklarını öldürteceğini söyleyerek padişahı(Kanuni’yi) etkiliyordu. Mustafa’nın Amasya’da isyan içinde olduğunu Kanuni’ye inandırmaya başladı .Mustafa dedesi Yavuz Selim’e benzeyen, zeki, çevik, cesur ve kibardı.İyiliği seven   bir kültüre sahipti.Şairlerin birçoğunu  himayesine almıştı.Herkes tarafından  seviliyordu.Hürrem Sultan Bayezid’ı sultan yapmak için Mustafa’nın asi olduğuna dair deliller topluyordu.Manisa’ya önce Mehmet,O’nun ölümü üzerine Selim’i getirdi.Bu olay Mustafa’nın Hürrem’e olan kinini artırdı.Kanuni sefere çıkınca yanına Selim ve Bayezid’ı alıyordu.Bu durum Mustafa’nın ulu orta konuşmasına sebeb oluyordu.Bu entrikalar Kanuni’yi bunalttı. Kanuni ölmeden oğlunun padişah olacağına inanıyordu. İkinci Bayezit de tahtını ihtiyarlığı yüzünden kaybetmişti.Kanuni ölünceye kadar padişah olmak istiyordu. Onun için oğlunu öldürmeye karar Verdi. Kanuni İran’a yürüyerek 1553 yılında sefere çıktı.Oğlu ile Ereğli’de bir menzil mesafede bulunan Akhüyük köyünde buluşacaktı. Ereğli’ye gelerek çadırını da buraya kurdu. Büyük çadırda Kanuni kalıyordu. Küçük çadır ise Şehsade Mustafa’ya ayrılmıştı. Saray geleneği olarak sela vaktinden önce şehzade Mustafa babasının elini öpecek, emirlerini soracaktı. O da öyle yaptı babasının yanından gelen misafirleriyle yeniçeri askerlerinin alkışları arasında babasının çadırına doğru yöneldi. Çadırdan içeriye girdiğinde yedi dilsiz cellad Mustafa’nın üzerine çullandı. Mustafa bir ara yedi dilsiz cellattan kurtulur gibi oldu.Babasının sesini zannedip diğer odaya yöneldiğinde Zal Mustafa Şehsadenin sırtına çıkarak boğdular. Bağırışları duyan yeniçeriler içeri girmek istediler ama alınan tedbirlere karşı gelemediler. Olayı duyan yeniçeriler Rüstem Paşa, Hürrem Sultan ve Kanuni aleyhina bağırdılar. Kanuni haberi olmadığını söyleyerek yeniçerileri yatıştırdı, Rüstem Paşa’yı göstermelik olarak hapise attırdı. Rivayete göre Şehsade Mustafa’nın cenazesi Ereğli’de düzenlenen büyük bir törenle Bursa’ya nakledildi. Diğer bir rivayete göre Ereğli’deki törenin ardından Şih Şahabettin türbesine konulduğu daha sonradan Bursa’ya nakledildiğidir.
     Bugün Show TV’de Muhteşem Yüzyıl adlı dizide Kanuni anlatılıyor. Bütün televizyon kanallarında ise ahlak tartışmaları yapılıyor. Gerçek olan Ereğli’de bir babanın evladını boğdurttuğudur. Rüşvet olarak da Ereğli’ye Rüstem Paşa kervansarayının yapılmış olmasıdır.Bu gün Televizyonlarda Hürrem Sultan anlatılıyor.Yapılan araştırmalarda hürremin nereli olduğu bilinmiyor.Sadece Hürrem sultanın Kasnuniye yazdığı mektuplar var oradan tanıyoruz.İnsanlar Topkapı sarayına gidip Haremi görmeden haremi anlatıyorlar o dönemlerde harame yanaşmak mümkün değildi .Haremde öyle sanıldığı gibi cazip bir yerde değildi karanlık ve çok soğuk görünümlü bir yer.Yıllardan beri büyüklerimiz anlatır toplum olarak bizlerde  ne okuma alişkanlığı var nede yazma onun için once kafa yapımızın değişmesi lazım.Biri ömrünü verecek bir kitap yazacak bizlerde doğru dürüst okumadan ahkam keseceğiz.
MENZİL
Menzilin sözlük anlamı bir günlük yol. Yol üzerindeki konaklama yeridir. Eskiden yollar at gibi hayvanlarla veya yaya yapıldığından bu menzil yolları vardı. Tarihte Osmanlıların kullandığı 3 yol vardı.
1-Üsküdar-İznik-Eskişehir-Akşehir-Konya-Karaman-Ereğli-Adana-Antakya-Halep-Medine
2-Üsküdar-İznik-Bolu-Tokat-Sivas-Diyarbakır-Musul-Kerkük
3-Üsküdar-İznik-Merzifon-Erzurum-Hasakale-Kars-Teksiz
     Evliya Çelebiye göre;Ereğli kalesinin yıkılmasını şöyle anlatıyor; ”Bir Kala’yı ranası vardı. Lakin Ebûlfetih Muhammet Han eşkıya sığınmasın diye Yıktırdı. Dizdarı ve askeri ve de çephanesi yoktu” sözleriyle anlaşılıyor.
     Osmanlı döneminde Ereğli asker barındırmamıştır. Ereğli’yi Darüsseade Ağası idare etti. Kendileri İstanbul’da oturur. Ereğli’ye ise vekilini yollardı.İşleri vekil yürütürdü. Ereğli’nin vakıf olması sebebiyle SEYYİDLER Ereğli’de yaşardı. Seyyidler peygamber soyundan gelirlerdi.Ereğli Seyyid kılığına giren insanlarla dolup taştı. Ereğli’de 2000 kadar seyyid yaşar oldu. Bunu duyan Küprülü Mehmet Paşa, İsmail Paşa ile bir heyeti Ereğli’ye gönderip bu Seyyidleri imtihan etti. Yirmi tanesi gerçek seyyid çıktı; diğer sahte seyyidler cezalandırıldı. Ereğliye huzur geldi.
     17.yy’da sarsılan devlet otoritesi sebebi ile Ereğli’yi eşkıya ele geçirdi. Eski aileler Rumeli’ye göç ettiler. Bu dönemde Ereğli’de 27 mahalle, 4 cami, bir mescit vardı. Evliya Çelebi’ye göre Koca Mehmet Paşa camisi Mimar Sinan’ın eseri idi.Ayrıca Rüstem Paşa hanı ve Ahmet Paşa’nın başlattığı Bayram Paşa’nın bitirdiği yeni bir han vardı. 6000’e yakın bağ ve bahçe vardı.
     Ereğli 1803’te Bozok Mutasarrıfı Ahmet Paşanın oğlu Süleyman Beye verildi.
     21 şubat 1832’de Mısır valiliği işgaline girdi.
     1833 de Kütahya anlaşması ile Karaman eyaletine bağlandı.


EREĞLİ’NİN TARİHİ TAHTA OYMA EVLERİ
EREĞLİ VAKIFLIĞININ KALKMASI
     Ereğli’nin vakıf olması, aşarının medine’ye gönderilmesi II. Abdülhamit devrine kadar sürdü. Bu devirde ise Mir’ap’ lık bedeli Maarif sandığına devredildi.

EREĞLİDE  EĞİTİM
     Tanzimatın ilanı ile 1867 yılında ilk defa belediye teşkilatı kuruldu. 1868 yılında “mekteb_i iptidai”ye ve rüştiye açıldı. Hacı Derviş Ağa bu iki okulu cami ve Boyacı Ali mahallesinde kurdurdu. Ereğli’nin Medine vakfı olması II. Abdülhamit devrine kadar sürdü.Bu devirde özel idareye devredildi.(Maarif sandığı)
     Mektebi iptidaiye iki oda küçük bir derhsaneden, rüştiye ise iki oda biri büyük biri küçük iki dershaneden ibaretti.
     Gök boya üretimin merkezi Ereğli idi. Ürütım Konya yolu ile Almanya’ya sevk edilirdi. Boya icat olunca bu sevkiyat durdu.
     Gök boya o dönemde bol miktarda yetişen CEHRİ ağacının meyvesinden yapılıyordu.Beyaz AK toprağımız da uzun yıllar yurt dışına yollanmıştır.
     19. yy. sonunda Ereğli 13 mahalle, 990 ev, 295 dükkan, 3 büyük han, 10 kahvehane, 2 hamam, 4 cami, 18 mescit, 1 sanayi_ 1 rüştiye_ 1 Rum mektebi, 11 medreseden ibaret bulunuyordu. 1 Rum, 1 Ermeni kilisesi de vardı.

      
1900 yılında ikinci iptidaiye yeni usulde Tekke akarının karşısında yapıldı. 60 kadar talebesi vardı. Rüşdiyenin ise 35 talebesi bulunuyordu.
     Rüşdiyede bir mualimi-evvel, bir muallimi sani, bir rik’a muallimi , iptidaiyede ise vilayetten tayin edilen muallimlerle eğitim yapılırdı.

 

ESKİ KERPİÇ EVLERDEN BİR GÖRÜNÜM
     20.yy’ da bir hükümet dairesi, 52 cami ve mescit, 7 medrese, 63 mektep, 5229 hane, 300 dükkan, 9 fırın, 20 değirmen, 9 kahve, 2  rum mektebi bulunuyordu.   61 mektepte 900 talebe, gayri müslimlerin 2 mektebinde 45 talebesi, 12 müderrisi olan 7 medresede 183 talebeye eğitim verilmekteydi.

1904 yılında bir kazı sonucu ambar köyünde lahit’lerin en güzeli Sıderemana Lahti bulundu. Bu lahit Deli Mustafa tarafından kağnılarla Konya’ya, oradan da trenle İstanbul’a götürüldü. II. Abdülhamit de Deli Mustafa’ya Kılıçlı Paşa rütbesini verdi. Bugün bu lahit İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde duruyor. Bu lahit Ereğli’nindir. Ereğli’mizin bağrından çıkan siyasetçilerin, iş adamların, derneklerin, kamu ve özel sektör mensubu hemşehrilerimizin(millet vekilimiz ve bakanımızın) bu konuda bir araya gelerek İstanbul’da bulunan bu Lahit’in Ereğli’ye tekrar kazandırılarak tarihi hatanın ortadan kaldırılması gerekmektedir.
     Sidemera Lahiti yıllırdan beri İst.Arkeoloji Müzesi’nin bahçesinde her türlü kötü hava şartlarına maruz kaldı. İstanbul’da yaşayan Ereğli Ermenilerinden Agob Mıhçı’nın girişimi ile lahit içeriye alındı.
    

 

 


1904 yılında Bağdat demir yolunun bir istasyonu olan Ereğli garı halkın büyük bir çoşkusu ile heyacan ve mutlu bakışları arasında açıldı.
      
ALMANLAR YAPTI AÇTI BİZDE SEYRETMEYE GELDİK.
İSTASYONUN  AÇILDIĞI GÜN

 

 

 OSMANLIDA   20. KOLORDUNUN KARARGAHI ABBASIN KONAĞI

KIYMETİ BİLİNMEDİ YIKILDI
KOLORDU TÜMENLERİN BİRLEŞMESİNDEN OLUŞUR

MİLLİ MÜCADELEDE EREĞLİ
     Ereğli ve çevresi milli mücadele yıllarında en hazır topluluktu. Eczacı lakaplı Sami Bey gibi okumakta olan yüzlerce gencimiz İstanbul gibi yerlerde hem eğitim yaptılar hem de düşmana karşı mücadele ettiler ve de verilen mücadeleden  tecrübe kazandılar. Okurken bile savaş çıkacağını bu savaşta cephede ve çephe gerisinde ne gibi mücadele edeceklerini önceden planlamışlardı. Hatta bunların içinde evlenenler oldu. Hanımlarına bile tıp eğitimi aldırdılar. Mücadele başlayınca da çephe gerisinde eşleri ile beraber askerimizin her türlü tedavisini sağladılar. Gerçek olan Ereğli’li aydınların verdiği mücadele ruhu bu vatanın sınırlarının çizilmesine şahit olmuştur. Ereğli’de yaşayan bu aydınların her biri mareşal Fevzi Çakmak gibidir. Hiçbir makam ve mevki beklemeden şehit elbiselerini giymiş, kim bu vatan uğruna gurup kuruyorsa o gurubun çoğaltacak sayıyı hep Ereğlili’ler yapmıştır. Bugüne kadar yazılan kitaplarda milli mücadele diye tren istasyonundan bir Fransız subayla geçen konuşmalar yazılmış;
Ereğli halkının önderliğinde,20 kolordu burada olduğundan Ereğliler öncü olarak her zaman savaşın içindeydiler.Ereğlilerin önderliğinde pozantı ve niğde halkı 1919 nisanında kolordudan aldıkları silahlarla İngiliz,fransız ve ermenilerin taşkınlıklarına karşı birlik oluşturmuşlar,yaptıkları mücadele Adanalarında katılımını sağlayarak,harikalar yaratmışlardır.         Cephede vatan uğruna canını veren, bırakın kendi canını, eşinin canını bile hiçe sayan Ereğli’li kahraman büyüklerimizi rahmetle anıyoruz. Hiçbirisi şan şöhret peşinde olmadan ya gazi oldu ya şehit oldular; ama bizim tarihimizi yazanlar bu hatunları ve dedeleri yazma zahmetinde bulunmadılar.
     8 Ekim 1919’da Konya Müdefaa-i Hukuk Cemiyeti kurulur.  Ereğli de Kuva-i Milliye örgütünü kurarken hiç zorlanmamışlardır. Çünkü Ereğli ortamı daha müsaittir. Kurtuluş savaşı başlayınca Fuat Bey Ulukışla istasyon menzil komutanlığına atandı. Yarbay Rüştü, Binbaşı Rıfat Bey Ereğli’de Kuvayi Milliye teşkilatını kurdular. Derneğin başkanlığına Kazım Efendi’yi getirdiler. Kazım Efendi Niğde 41. Tümenden temin edilen silahları halka dağıtarak halkın kurtuluş savaşına tamamen katılmasını sağlamışlardır.   Alibey höyüğünden mehmet adında biri Hükümetten haber aldım diye saf insanları kandırarak isyan başlatmış topladığı insanlarla konya karaman karapınar üzerne yürütmüş.Bu olay Ereğlide duyulunca gerekli tedbirler alınmış 41 Tümenden gelen  mermi ve silahlar halka dağıtılmış halkta stratejik noktaları tutmuş Ereğlide bunlara yardım edecek kişiler tutuklanınca asiler Ereğliye gelememişler.Konya isyanının kanlı lekesi bize bulaşmamış oldu.Bİnbaşı Arif Bey, Bld.Bşk. Aziz Efendi, Deli Mustafa Ağa köylere kadar giderek asker sayısını çoğaltmışlar; ve bunları konyaya ordunun emrine teslim etmek üzere sevk etmişlerdir. halkın birlik ve beraberliğini sağlayarak isyanlara karşı bir cephe oluşturmuşlar         ve bunda da çok başarılı olmuşlardır. Bu birlik ve beraberliğe katılmıyan kötü emelli kişiler bertaraf edilmiştir. Köye ve mezraya gidilerek halkın bilinçlendirilmesi sağlanmıştır.

     Konya’da başlayan “delibaş” isyanı sırasında Ereğli hukuk cemiyeti üyeleri Mevlana Türbesi civarında buluyorlardı. Bunları yaşlı bir kadın evine alarak onları ölümden korudu.(Müftü Ethem, Tahsin Efendi, Osman Efendi ve Fuat Bey) isyandan sonra Konya’lılar da gönüllü birlikler oluşturarak Kurtuluş savaşına katılarak kahramanlıklarını gösterdiler.
Delibaş isyanı 2 ekimde Çumra da başlayan 3 Ekimde Konyaya sirayet eden 5oo kadar asker kaçağını hükümeti ele geçirme olayıdır.        

Bağımsızlığımızı, varlığımızı, özgürlüğümüzü bitiren Mondoros Ateşkes antlaşmasının imzalanması bu halkın tedirgin olmasına sebep oldu.Türk milleti işgallerle dinine, namusuna, milliyetine yapılan saldırıları gördü. Osmanlının dağılmakta olduğunu gören azınlıklarla çetecilik faaliyetlerine başlayınca bu durumda çaresizlik içinde olayları Seyreden Osmanlı yönetimi oldu.
     Bu koşullar Türk milletinin kinini ve nefretini artırdı. Düşmanı topraklarımızdan kovmak, yeni bağımsız bir ulus yaratma sevdası Kuva-i Milliyenin kurulmasına sebeb oldu.
     İlk kurşun Fransızlara Dörtyol’da sıkıldı. Kuva-I  Milliye ruhu Maraş ve Antep’te sel oldu. İzmir işgaline karşı bir kuvayi milliye ruhu da İzmir’de, yani  batıda başladı. Ereğli halkı da bu insanlarla aynı ruhu taşıdığı için onlar da Kuvayi Milliyeyi kurdular. Konya valisi Cemal Bey düşmanla iş birliği yapıyordu. Bu sebeble İtalyanlar ve İngilizler Konya’yı işgal etti. Konya’da Ali Kemal Efendi Kuva-i Milliye yi kurdu.
     28 Eylül 1919’da Kuvay-i Milliye Ereğli’de kuruldu.
     Artık Ereğli bu dönemde medeni büyük şehir olma yolundadır. Vakıf iken torbalar dolusu akcaları götürenler burada yaşayan insanların geleceğini ve gelişmesini de götürmüşlerdir. Cumhuriyet döneminde ise insanlar huzur ve hürriyet içinde çalışmakla beraber para kazanmaktadırlar. Kazandıklarını eğitime, ev ihtiyaçlarına, giyinmeye, yemeye, gezmeye, harcıyarak refah seviyesini yükselterek çocuklarını daha iyi imkanlarda medenice yasatmışlardır.
     Kaymakam Kazım Atakul diyor ki: *Ereğli şehri tarih sayfalarında kalan büyük adına layık olacak, Ereğli vatandaşı her gün artacak olan huzur ve saadet içinde yaşayacaktır." 
     Vatanımızın her karış toprağında yaşayan halk uğradığı haksızlığa karşılık kenetlenmeye başlamıştır.  Ereğli’nin insanları tarafından güvenleri  sarsılmadan şerefli Türk milletinin bağımsızlık savaşına toplu olarak katılmışlardır. Milli mücadele tarihine Ereğli’nin ismini altın harflerle yazdırmışlardır.
     General Ali Fuat Cebesoy Mart 1919’da İstanbul’dan Konya’ya gelir. İki gün Konya’da kalır. Daha sonra Ereğli’ye geçer. 20. Kolordunun kararğahının bulunduğu Ereğli’ye gelmiştir.  (20. Kolordu karargahı Abdurrahim ilk okulunun batısında bulunan Abbasın konağıdır.)
     Paşa anısında: “Ereğli Pozantı Niğde halkı 1919 Nisanında başlayan İngiliz Fransız işgaline karşı birleşmiş halk kolorduya  baş vurarak silah ve cephane istemiş aldıkları malzemelerle milli mücadeleye başlamışlardır. Mustafa Kemal Paşa ve benim görüşüme göre 20. kolordunun Ankara’ya nakli bizim işimize geliyordu. Çünkü Ankara stratejik bir mevkiydi. Fakat kolordunun Ankara’ya naklini İngilizler engelliyordu. Askerin naklini engellemek için vagon başı 60 altın lira talep ediyorlar, fakat Paşa bu parayı bulamayacağını bildiği için İngilizlerin amacını anlamış, İngilizler askerleri yürüterek vakit kazanmak istiyorlardı. Fakat bu gecikme bize yaradı; halkın milli mücadeleye katkısı ve sorumluluğu artmış oldu.Kolordu kaymakamı Mehmet Bey kumandasında karadan Ereğli_ Aksaray_ Kırşehir’den Ankara’ya geldi. Mersinli Cemal Paşanın İstanbul’a yerleşmesi Konya’da Vali Cemal’in işine gelmiş, vali hapiste ne kadar kanlı katil varsa hepsini çıkarıp silahlandırıp kendine bir kuvvet yapmak istemiş. Konya halkı bu duruma isyan edip ayaklanmış, vali de istanbul’a kaçmış. Halk da hoca Vehbi Efendi’yi atayarak Konya’yı temsil heyetine bağlamışlardır. Dolayısıyla Ereğli’de temsil heyetine bağlanmış oldu. 28 Eylül 1919’ da  Kuvay-i Milliye’den İstanbul’a cephe aldıklarını kurtarıcımız Atatürk açıklamıştır. Ereğli Fransızlar tarafından işgal edilmek ve burada Fransız nufusu sağlanmak istenmiştir. 41. Tümenin 126. Alay Komutanı Yarbay Rüştü, Binbaşı Rıfat Ereğli’ye gelmişler; Ereğli’de bir toplantı yaparak Fuat Bey, büyük Arif Ağa, Derviş Efendi bu toplantıya katılmışlardır. Yarbay Rüştü:” her gün ölmektense bir anda ölmek daha iyidir” diyerek duygularını ifade etmişlerdir. Fransız subaya karşı çıkılmasına karar verilmiş. Arif Ağa ve Derviş Efendi silahlandırılarak istasyona gelerek Rum olan istasyon müdüründen tercüman olması istenmiş; Kuvayi Milliyenin tebligatı iletilmiş; sabah ise jandarma komutanı Cemal Bey (Konya isyanında Aladağ’da şehit oldu) aracılığı ıle Fransız subaya Ereğli’yi terk etmesi istenmiş, terk etmezse öldürüleceği söylenmiştir... Bunun üzerine subay zenci askerleriyle trene binip Ereğli’den ayrılmıştır. Daha sonra Konya Valiliği Ereğli’den kaymakamlığa yazı yazarak Fransız subayı kimlerin kovduğunu, kovanların listesini istemiştir; fakat takibata fırsat kalmadan vali Konya’dan kaçmıştır. Daha sonra  Damat Ferit Paşaya sığındığı öğrenilmiştir. Kuvayi Milliye Ereğli mal müdürlüğünün kasasına el koyarak temsil heyetinin kararına uymuştur. Albay Rafet Bey Ereğli’ye gelerek telgraf haneyi kontrol altında tutmuştur.
     Ereğliler cephe önünde olduğu kadar çephe gerisinde de faaliyette bulunurlar. 22 Nisanda hilali ahmar yararına koşu tertip edilir.Geliri orduya verilir.
              22 Haziran 1922 yılında Hilal-i Ahmer yararına müsamere tertip edilir; geliri olan 1300 lira orduya tahsis edilir.
       HİLAL.İ.AHMER İN anlamı Kızılaydır. Bu olayda Ereğlileri Türkiyede farklı kılan özelliktir.Her hayır işnde Ereğli vardır.Bu da Ereğlinin Asaletinden gelir.
     Müdafaa-i Hukuk cemiyeti üyeleri yeniden tesbit edilir. Esnaftan Osman Ağa, Müftü Ethem, Cemil Ağa, Çerkez Hicret yönetime geliyor.
     1922  Eylülünde 200 kişilik gazi gurubu trenle istasyona getiriliyor. Hastaneye sevkleri yapılıp mevlüt okutuluyor.Ereğli halkı Gazilerine sahip çıkıyor.
     15 Eylül 1922’de  bir gönüllü taburu daha cepheye sevk edilmek üzere Konya valisi Galip Paşa’nın emrine veriliyor.

  

SÜMER DOKUMANIN YAPIM KARARI

MECLİSİ VUKELA

            Dün inikat eden meclisi vukelada Trablusgarp ve mülhakatında ihtiyacel ahalinin tehevvünü için hazinei celile’ce muhteceyni ziraat mahalli ziraat bankasından kefaleti müteselsile ile beşerbin kuruşa kadar akçe ikrazı dersaadette kredi populer yani etikan ahali şirketi ramı ile bir şirket teşkiline vuhbat ihdası, şark emlak bankası Osmanlı anonim şirketi namı ile bir şirket teşkiline ruhsat ihdası. Konya Ereğli’si civarında eponis nehri kenarında iplik ve şayak imaline mahsus bir fabrika inşasına müsade ihdası yanya otomobil ve otobüs ve ominübüs anonim Osmanlı şirketi namı ile bir şirket tişkiline ruhdas ihdası hakkında müzakaratı lazıma arzan ve mukarrerat ihdas edilmiştir.

 

 
27 Mayıs 1327 tarihli <<BİZİM>> Gazetesinin sütünlarından kesilen yazının, eski ve yeni yazı meali

SAYIN DERVİŞ İZBUDAK
     Ereğli Eşrafından ve Müessesenin kuruluşunda emekleri geçen sayın DERVİŞ İZBUDAK kuruluş hikayesini şöyle anlattı:
     _“1914 senesi Mayısının ilk günlerinde Şeyh’ül İslam Hayri Bey Niğde mebusu Faik Soylu ile beraber Ereğli’ye geliyor. Ivriz’e gidiliyor ve oradaki bol su görülerek bir iplik ve şayak fabrikası yapılması kararlaştırılıyor. “Bizim” gazetesi 27 Mayıs 1914 tarihli sayısında Heyeti Vükela kararı ile iplik dokuma fabrikası yapılması kabul ediliyor. O tarihlerde çıkan Balkan Harbi bu kararın tatbikini mümkün kılamıyor.
     1933 yılında Türkiye’ye fabrika kurmak üzere bir Rus heyeti geliyor. Heyetin Ereğli’ye de tetkike gelmesini temin için Ereğli Belediyesinden bir heyet gidiyor. (Mustafa Şeref Bey) Vekil heyetini telefonla bularak Konya Ereğli’sine de uğramaları talimatını veriyor. Heyeti Ereğli’de büyük bir merasim ile  karşılıyorlar, ve tetkikat yapılıyor.
     Ayrılırken ivriz’deki su enerjisinin bir fabrikaya yetecek miktarda olduğu müjdeleniyor. Sümerbank teşkilatı kurularak yapılacak tesisler belli olduğunda Ereğli’nin ismine rastlanmıyor. Tekrar Niğde mebusu Faik Bey’e durum anlatılıyor. Faik Bey İsmet Paşa’yı buluyor. Dosya bulunuyor ve listeye dahil ediliyor.
     Temel atma esnasında Ereğli Eşrafından Adil Bey oğlu Hayri Bey hazır bulunan Faik Soylu Beye teşekkürlerini arzettiğinde Faik Beyin:
-Ben yapmadım Hükümet yaptı sözüne cevaben İsmet Paşa’nın Hayri Beye hitaben;
-"Senin dediğin doğru" dediği işitiliyor.
     Temel atmada hazır bulunanlar arasında Celal Bayar, İsmet İnönü, Konya Valisi Faik Bey, Konya Mebusu Fuat Bey hazır bulunmuşlardır.


EREĞLİ SÜMER DOKUMA FABRİKASI
     Ereğliler bu fabrikaya bez fabrikası demişlerdir. Ereğli tarihteki yerine 20 Kasım 1934’te temel atılan bez fabrikası, Türkiye’mizin ilk tesislerinden biridir. Ulu önder Atatürk iller içinde değil de ilk Cumhuriyet fabrikasından birini Ereğli’ye kurmakla bizlere ne kadar değer verdiğinin en güzel örneğidir. Bu şehir de Atatürk’ün şehridir.Bez fabrikası Ereğli’nin sosyal yaşantısını olumlu yönde etkilemiş, diğer il ve ilçelerde Ereğli yi farklı kılmıştır. 1940’larda yapılan sosyal tesislerde 2 tane tenis kort,1 adet sinema,bilardo, masa tenisinin  oynandığı salon futbol sahası,basket , voleybol, güreş yapma imkanı Türkiye’de ilk defa bir ilçeye nasip olmuştur. 4 Nisan 1937’ de bez fabrikası işletmeye açılarak ülke ekonomisine büyük katkıda bulunmuştur. Cumhuriyet döneminde Ereğli’de yaşayan insanlar sıcak kanlı ve sevimli idiler. Karşılıklı yardımlaşma, hayır cemiyetlerine yardım, anıtların yapımı, hayır kuruluşlarının iyi işlemesi Ereğli’ye munhasır olmuştur. Ereğli’de suç unsuru oluşmamış, Türkiye’nin en güzel yaşanacak yerlerinden biri olmuştur.
     1962 verilerine göre 1857 işçi ve memur çalışmak ta, 149 işçi ve memur lojmanı olduğu tesbit edilmiştir.Ayrıca 60 yataklı çocuk kreşi bulunmakta idi.         1929 yılında Bastırık kaynak suyu 12 km’lik beton ve pik borularla Ereğli’ye getirilip hizmete açılmıştır.
 BİLİNEN ESKİ OTELLERİMİZ
CUMHURİYET   OTELİ
SAHRA  OTELİ
MERKEZ OTELİ ŞİMDİKİ

KULEDEN FABRİKA VE EREĞLİ

 

 

 

 

      Rasim Erel, Ereğli’nin Ayrancı Divle köyünde Müftü Hacı Ali Avni efendizada, Salim Hacı’nın oğludur. Hacı Ali Efendi Ereğli müftülüğüne tayin edildikten sonra buraya yerleşmiş ve Salim Hoca’nın çocukluğu Ereğli’de geçmiştir. Salim Efendi, 1908 yılında ilan edilen II.Meşrutiyette Konya Millet vekili olarak seçilmiş, taassubun hakim olduğu o devirde ileri fikirli oluşu, medeni cesareti ve bilhassa hitabeti ile mecliste temayüz etmiştir.
     Rasim Erel, 1900 senesinde Ereğli’de doğmuş, Rüstüye öğrenimini tamamladıktan sonra askerlikte memleket hizmetine başlamıştır. Bu arada  1930-1946 yılları arasında uzun müddet Ereğli Belediye Başkanlığı görevini yapmıştır. Bu müddet içinde;

 

 

 

 

 

 


GÜLBAHÇE

 

 

 

EREĞLİ’MİZİN YETİŞTİRDİĞİ DEĞERLİ AKADEMİSYENLERİMİZ

     NEHİR SUCU
     Özgeçmiş:
     11.02.1959 yılında Ereğli’de doğmuşum. Dedem emekli fabrika işçisi; “Kurban olduğum Süleyman” olarak da bilinirdi. Babam Cemil Sucu Ereğli’nin ilk elektrik mühendislerinden, eski içişleri bakanı Faruk Sukan’ın çalışma arkadaşı. Altı yaşına kadar Tekke mahallesinde geçen çocukluk. Bir gün tekke akarının başında otururken benim suya düşüşüm ve köprüye takılışım. Bir aile dostumuzun oğlu yeni takım elbisesi ile evine giderken toplanan kalabalığı görür, olayı öğrenir ve suya atlar, beni köprünün altından çeker alır. Evde gözümü açışımı, kıyafetimi değiştirdiklerini, battaniyeye sarmalarını hatırlıyorum. Sonrasında ağabeylerim ve benim eğitimim için Ankara’ya taşındık. Anıttepe mahallesinde Hürriyet İlkokulunu, Anıttepe ortaokulu ve lisesini bitirdim. 1977 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandım. 1983 yılında okulu bitirdikten sonra Yozgat-Boğazlıyan Uzunlu nahiyesinde 2 yıl mecburi hizmet yaptım. 1985 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi  Kliniği’nde başlamış olan ihtisas sürecim 1991 yılında tamamladım. Ankara Numune ve Mersin Devlet Hastanelerinde çalışmalarımdan sonra 2000 yılında Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniğinde akademik yaşama başladım. Şu anda  Profesör Dr. kadrosuyla anabilim dalı başkanlığını yürütüyorum. Bu süreç içinde çok sayıda kalp ve damar ameliyatı gerçekleştirdiğimi ; bu konuda çok tecrübeli olduğu söyleyebilirim. Ereğli’nin nelerini özlüyorsun diye soracak olursanız 1) İçinden sular akan bahçeli , ahırlı, müstakil evimizi 2) Beni her kucağına aldığında sımsıkı saran süt kokan anneannemi 3) Fırıncı Haydar’ın tereyağ bastığımız sımsıcak ekmeğini 4) Kasap Hikmetin tenekede yaptığı pirzolayı…Kısacası tüm bu çoğaltılabilecek başlıklar altında insanlığımızı diyebilirim.

SALİM  GÜNGÖR
     Salim hoca ile annelerimiz ahiretlikti, bizde sınıf arkadaşıyız.Babam rahmetli olunaca annem hacca gitmek istedi. annelerimiz beraberce hacca gittiler başlarında  da babası vardı.Kitapta Ereğli'li olmanın özellliklerinden bahsettik. Bunlar; erdemli olma, dürüstlük, efendilik,karakter, yardımseverlik ve asalet. Bu saydığımız özelliklerin hepsi Salim Beyde var. okul hayatında çok sevilen bir öğrenciydi. Hem arkadaşları hem öğretmenleri ve idariceler tarafından sevilen bir kişiydi. Üniversite hayatı da Erzurum'da aynı şekilde sürdü. Başarılı bir eğitimin arkasından Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesinin Dekanı oldular.  Profesör Doktor Fuat Yöndemli Hocam bana Salim Hoca tüm Ereğli'lilerin akrabası mı demişti. Hocamın dediği gibi biz Ereğlililer ne zaman sağlık problemleri yaşasak ve ya hastamız olduğunda soluğu Salim Hocanın yanında aldık. Hocanın Ereğli tabiriyle pestilini çıkardık. Salim Hocam oğlunu izolasyon konusunda iş yeri açması için Ereğli'ye git hizmet et demiş. Başta ben olmak üzere hiç birimiz çocuğa bir hoşgeldine gidip hayırlı olsun demedik. Ereğli'nin ahdivefasızlığını göstermiş olduk. Ailen ve torununla sağlıklı huzurlu ve mutlu bir yaşam  sürmen dileğiyle.

 

 

 

ALİ ÖZBAKIR
Çocukluğumuzda Hollandanın güzel bir şehrinde yaşamışım gibi Ereğlide günlerimiz geçti.Ereğliyde çocukluğumun geçtiği yerler aklıma geldikce çocukluk,gençlik dönemlerim gözümün önünden bir şerit gibi geçiyor.        
Gülbahcenin gülünü,Ağaçlarımızda öten bülbüllerin seranatını,Kendine has mimarisi ile Taş evleri,Ereğliye nazlı bir gelin gibi süzülen ivriz çayını,Her köşe başında rastladığım un fabrika ve değirmenlerimizi,Sümer dokuma fabrikasının sosyal tesislerini,Enerji santrallerini,Evlerini ve fabrikasdını,Panayır görünümündeki sebze pazarını,Elma satarak ilk kazancımızı elde ettiğimiz İstasyonu,Kelle satan harakiriyi ,Ereğlinin meşhur doğal dokusunu vede yazın gelmesiyle çoşarak yüzdüğümüz göbetlerimizi ,söğüt ağaçlarını özlüyorum.
Yukarda anlattıklarımın tamamına yakınını kaybettik.Neyse olan olmuş demeden Şahsımadına elimden ne gelirse yapmaya hazırım.Arkadaşlarım adınada söz veriyorum.Yüreği Ereğli sevdasıyla dolu Prof .Dr.Turgut TÜFEKCİ Kuraklık ve erozyon konusunda projeleri ile bekliyor kendisine destek olmalıyız.

    

 

 

   EREĞLİ DOĞUMLU AKADEMİSYENLER
PROF.DR.ADEM  GÜNGÖR                     ANKARA
PROF.DR.ADİL ALTUNDAL.                    SAKARYA
PROF.DR AHMET  YÖRüKOĞLU              K.K.T.C
PROF.DR ALİ  YILDIRıM                            ELAZIĞ
PROF.DR ALİ SARGUN TONT
PROF.DR BEHİÇ SERPEK                         KONYA
PROF.DR BESALET BAŞOĞLU                 A.B.D.
PROF.DR BÜLENT GÜLEKLİ                      İZMİR
PROF.DR BÜLENT ÖZATAY                      ANKARA
PROF.DR BÜNYAMİN DURAN
PROF.DR CEM ZORLU                                KONYA
PROF.DR CEVAT ERKEK                    İSTANBUL
PROF.DR EROL EREN                                İSTANBUL
PROF.DR ERTAN YETKİN
PROF.DR FARUK YILDIRIM                      ADANA
PROF.DR FERRUH ERDOĞDU                            MERSİN
PROF.DR FUAT YÖNDEMLİ                      KONYA
PROF.DR.DİDEM ALİEFENDİOĞLU               KIRIKKALE
PROF.DR HALUK TÜRKTAŞ                      ANKARA
PROF.DR HAŞMET TÜRKOĞLU               ANKARA
PROF.DR HÜSAMETTİN AKÇAY               İZMİR
PROF.DR KEMAL ALTINIŞIK                    KONYA
PROF.DR MEHMET KARPUZCU                         ANKARA
PROF.DR MEHMET REŞİT TOLUN               ANKARA
PROF.DR MURAT ÖZBAY                           ANKARA
PROF.DR MUSA SARICA                               SAMSUN
PROF.DR MUSTAFA  KAFALI                                ANKARA
PROF.DR NEHİR SUCU                                   MERSİN
PROF.DR ÖMER  AKSU                                    İSTANBUL
PROF.DR RAMAZAN YETİŞİR                       KONYA
PROF.DR REFİK KAYALI
PROF.DR SADETTİN YILDIRIM                             AYDIN
PROF.DR SALİM GÜNGÖR                              KONYA
PROF.DR SENİHA ÇELİKHAN                       İSTANBUL
PROF.DR SERDAR  KARAKÖSE                             KONYA
PROF.DR SİBEL TAN                                         ANKARA
PROF.DR SÜLEYMAN BÜYÜKKARCI                    KONYA
PROF.DR ŞABAN KARATAŞ                           ANKARA
PROF.DR ŞAFAK EREL
PROF.DR TUNCAY  NEİŞÇİ
PROF.DR ÜLKÜ ŞİŞİK                                       ANKARA
PROF.DR.TURGUT TĞFEKCİ                                      İSTANBUL
DOÇ.DR AHMET AY                                          KONYA
DOÇ.DR AHMET TAŞGIN                              DİYARBAKIR
DOÇ.DR AHMET SAMİ DERMAN
DOÇ.DR ERDAL KALKAN                             KONYA
DOÇ.DR  ERSEL AYDINLI                             ANKARA
DOÇ.DR HASAN DEMİR                                ÇANAKKKALE
DOÇ.DR HASAN  KOYUNCUOĞLU                        ISPARTA
DOÇ.DR HİLMİ KAL                                          A.B.D
DOÇ.DR HÜSEYİN AYDIN                                      ESKİŞEHİR
DOÇ.DR OSMAN SULAK                                ISPARTA
DOÇ.DR RASİM ÖZYÜREK                                      ISPARTA
DOÇ.DR SALİH YILMAZ                                MUĞLA
DOÇ.DR VOLKAN EDİĞE                              ANKARA
DOÇ.DR AHMET  KOÇAK                              KONYA
DOÇ.DR ALİ CEYLAN                                      KÜTAHYA
DOÇ.DR BÜLENT ATALAY                            EDİRNE
DOÇ.DR PELİN AKAN
DOÇ.DR YALÇIN KAYA                                    KONYA
DOÇ.DR YILMAZ SOYER                        ISPARTA
DOÇ.DR YUSUF KILINÇ                                    EREĞL
DOÇ.DR.CEMİL SUNGUR                               KONYA
DOÇ.DR.HACI SULAK                                    KONYA
DOÇ.DR.ZEKARİYA BÜLBÜL                           KONYA
EBRU   NURHAN KARATAŞ                           ANTALYA
HATTAT  TÜRKAN ÖZTÜRK                         İSTANBUL
HEYKELTRAŞ  NECDET OTTEKİN                         ANKARA
RESSAM  EMİNE OTTEKİN                               ANKARA
RESSAM MERAL GÜNGÖR                                ANKARA
PİYANİST  SUNA KAN
                            UNUTULAN EREĞLİNİN DEĞERLERİ
FUAD GÖKBUDAK Üçdevre Konya bir dönem Urfa Milletvekilliği yapmışlardır.ATATÜRK ile Arkadaşlığı olan  ,Atamızla Hatıralarını ve Yaşadıklarını bildiğimizEreğlilidir.Türkceye cevirdiği eserleri vardır AndreM.Auroiseden Hisler,Amerika Tarihini Türkceye çevirmişlerdir.
HOCA SALİM EFENDİ  Millet vekilidir.Maliye nazırıCavit beye Anadolu insanın gizli maksat ve emelleri yoktur diye bağıran Anadolular sizin sandığınız gibi koyun sürüsü değildir diyen ve meclis kayıtlarına geçen Ereğlilidir.
RAUF GÖKBUDAK Ünlü bir Doktordur.
SÜFYAN İ SUHRAVERDİ Yarap beni cehenneme o kadar büyük atki cehennem benden başkasını almasın diyen Ereğlilidir.
EBUDERDA Sahabedir.Halkın abitter dede diye bildiği Ebuderda mezarlığında makamı olduğu söylenir fakat birkaç yerde daha makamları vardır
SUN İ SUNULLAH DEDE Mevlevi şairidir.Divan sahibidirler.
TÜRABİ MUSTAFA ÇELEBİ Ünlü bir Şairimizdir.
VEEHBİ EFENDİ İSAZADE Şairlerimizdendir.
AHMET EFENDİ Müneççim başı Edebiyatcı ve Tarihcidir.Camiyut Düvelatlı Adlı kitabı vardır.
AHMET BİN İBRAHİM EREĞLİ Şerhi Makamatı  Adlı Tıp kitabı vardır.
DERVİŞ İZBUDAK Şair ve Edebiyatcıdır
İBRAHİM EFENDİ Müderrist.
KARA SADİZADE MEHMET EFENDİ Ünlü bir molladır.
İBRAHİM EFENDİ  Hatipzadedir İ stanbul birincisidir.
OSMAN AĞA Cebecibaşıdır.
METHİ İSAEFENDİ Devlet adamıdır.
SADİ EFENDİ Müderrist.
PİRÖMER DEDE Polis evinin yanında kapalı yerde  ki yatırımrzdır.
KENANİ DEDE Tekkede bulunan bir yatırımızdır.
BAYRAKTAR DEDE  Ereğlilerin yarattığı yatırdır.Aslı Askerdir.
SARI SALTUK Borlular sahip çıkmıştır Aslı Ereğlilidir.

KUTULUŞ SAVAŞI  KAHRAMANLAR.  
İSTAYONU İŞGAL EDEN FRANSIZLARA KARŞI DURAN EREĞLİ TEMSİL HEYETİ.    

ARİF AĞA
SUBHİ EFENDİ
ARAPOĞLU MUSTAFA ÇAVUŞ
SÜLEYMAN SIRRI EFENDİ
NERNEKLİ HASAN USTA
KAZIM EFENDİ
SAİT EFENDİ.

KAHRAMANLAR.

İKİ KERE GÖNÜLLÜ TABURU OLUŞTURUP ŞEHADET ŞURUBUNU İÇMEK ÜZERE ÇEBHEYE GİDEN VE DÖNMEYEN BÜYÜKLERİMİZİ VE ASKERLİK GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEK ÜZERE CEBHEYE GİDEN VE DÖNMEYEN EREĞLİLİ HALK KAHRAMANLARIMIZIN TAMAMINI.

EREĞLİDE KALAN KAHRAMAN BÜYÜKLERİMİZ
HACI AZİZ EFENDi
ALİ RIZA BEY
MÜFTÜ  ETHEM  EFENDİ
AĞAZADE OSMAN EFENDİ
ARİF BEY
DELİ MUSTAFA AĞA
MÜFTÜ TAHSİN DALBUDAK
FUAD GÖKBUDAK
AĞA ZADE CEMİL
ÇERKEZ HİÇRET
KAZIM BEY
FUAD BEY
RÜŞTÜ BEY
RİFAT BEY
AZİZ BEY
DERVİŞ AĞA
CEMAL BEY

YATTIKLARI YER CENNET MEKAN OLSUN.

ECZACI SAMİ
            1885 Yılında Ereğlimizin Boyarif acı Ali mahellesinde doğdu.İlk ve Orta tahsilini Ereğlide İptidaiye Rüştiyesinde tamamladı.Liseyi ise  Konya İdadesinde tamamlayıp Ereğlide Maliyede çalışmaya başladı bir yıl sonra İstanbula Eczacılıuk Fakültesine Girdi.Ereğlili gençlere örnek  olarak Ecza
cılığı  bitirdikten sonra 1908 yılında hareket ordusuna katıldı. 31 mart olayında yeşil köye kaçtı. Daha sonra istanbula gelerek yeni kurulan polis okulunu bitirdi, 1913’te fatihte Türk eczanesini açtı. Bir yıl sonra Ahmet ve Behçet paşaların torunu refika hanımla evlendi. Birinci dünya harbi patlak verince eşi ile birlikte gönüllü olarak cephe gerisinde çalışmışlardır. 1922 yılında Ereğli’ye tekrar gelen Sami bey Cumhuriyet eczanesini açmış gençleri etrafında çalışma birliği cemiyeti adı altında bir araya getirerek halıcılık kursu eşi ile birlikte öğretmenlik yapmış. Okumak isteyen köy çocuklarına maddi imkan sağlayarak okumalarını sağlamıştır. Gençliği zihin kuvvetinde bulan Sami Bey MACK ARTHÜR’ün “Gençlik bir ömür çağı değil. Bir zihin Halidir” Sözünü kapısında bulunduruyordu.  1953 yılında Ereğli gazetesi sahip ve başyazarlığını üzerine alan Sami bey şehrin sosyal ve ekonomik davalarını dile getirmiş fakat 1955 nisan ayında eczanesini İstanbul’a nakletmiş ve yetmiş yaşında olmasına rağmen edebiyat fakültesine kaydolmuş fakat 1959 yılında bir kalp kırizi neticesinde ömrü vefa etmiyerek karaca ahmetteki sevdiklerinin yanına defnedilmiştir. Merhumu rahmetle anarken hizmetlerinden dolayı hürmet ve şükranlarımızı sunarız.

NİŞASTA FABRİKASI
     Şamlı Arap Hacının kurmuş olduğu  Fabrikadır.Uzun  yıllar   Ereğl,imize hizmet etmişlerdir.
Nişasta faprikasında işciler çalışmış Ereğlimizin buğdayı işlenmiş ekenomimize katkı sağlamıştır.Burada üretilen nişastalar Türkiye genelinde satıldığı gibi Yurt dışındada satışı yapılmıştır.Hacıya Allahtam Rahmet  dileriz.Yattığı yer cennet mekan olsun.Hacının bu gün hayatta olan yakını Nedim NİŞASTADIR.        
                            
MAVRA
     Ereğlili bir ağa taksi durağına gelir oğlum beni bir Adanaya götür getir der.Taksicide Ağam hayrola deyince ağa tıraş olmaya gidecem der .Yanındaki ikinci taksicide ağam ben ne olacam deyince al oğlum sende foteri götür der.Öndeki takside ağa arkadaki takside foter Adanaya tıraş olmaya gidip gelirler  Mavra tabirini ortaya çıkarır.
Çerkez şayıp oğlu Rauf ile ilk kez maça gitmiş .Bir topun peşinde 22 kişinin koştuğunu görünce oğlu raufa al oğlum şu parayı git 15 adet top alda kavga etmesinler demiş.

Ereğlili ağanın biri hacca gidecekmiş uçağa istanbuldan binecekmiş bir kamyonda harclık olsun diye  elma yapmış kamyona binip istanbula gitmiş  elmayı satmış ertesi gün ucağa binecek son kez olsun diye pavyona gitmiş eğlenceye dalmış.Uçağı kaçırmış.Parayı bitirip ereğliye dönmüş,duyan haçtan geldi diye ziyaretine gelmiş.Oda gelene sövmüş.
          İvrizliler zanapalının olduğundan olduk derlermiş.Erreğli ve cevresi hiristiyanlığı kabul etmişler  ..daha sonrada zanapalılar hiritiyanlığı kabul ediyor ardındanda ivrizliler hiritiyan oluyor ilginç olan ,ivrizliler biz geçtik demiyorlar zanapalıların olduğundan olduk derlermiş.

 

BOYA ATÖLYESİ

BELDİYECİLİK
1929’un kışında Bastırık Kaynak Suyu 12 km lik beton ve pik borularla Ereğli’ye getirilip hizmete sunulmuştur.
     Cumhuriyet döneminde çağdaş kafalı belediye başkanları Ereğli’de yaşamış; onlar sayesinde başarılı çalışmalar ortaya çıkmıştır. 1960 yıllarında 27000m² asvalt 21000m² parke yol yapılmıştır. 60000 m. sitabilize yol yapılmış, 1100 m²  asvaltlama çalışmalarına başlanmıştır.
     1934 yılında belediye 40 kw. gücünde hitro elektrik tesisi kurarak şehre elektirik vermiş.1940 yılında yeterli olmayınca Sümer Bank Bez Fabrikasından alınan elektirik Ereğli’nin aydınlamasını sağlamış. 1958 kayıtlarında abone sayısı 4107 dir.

ET ARABASI
Etlerin dağıtımı
.
     CUMHURİYET DÖNEMİNDE SAĞLIK
Sıtmadan büyük kayıp veren Ereğli bu dönemde Halitlilerin doktor Osman Kal tarafından, ondan önce Dr. Simon büyük mücadele ederek salgın ve yaygın hastalıkların ortadan kaldırılmasını sağlamışlardır. Sümer Dokuma Fabrikasının hastanesi vardır. Bu hastane uzun yıllar Ereğli halkına hizmet etti. 1958 yılında yapılan 27 yataklı sağlık merkezinde dış hastalıklar, kadın doğum ve iç hastalıklar bölümü açılıp uzman görev almıştır. Baş hakim Dr. Haluk Erten, Dr. Oçup. Suat Süer, Dr. Hasan Dal, Ereğli’ye büyük hizmetler yapmışlardır.Ereğlinin ilk doktoru da foto Nafiz’in amcası İsmail Hakkı Beydir.
İVRİZ ÖGRETMEN OKULU
     İvriz öğretmen okulu başlı başına roman şeklinde yazılması gerekmektedir. Edirne ilk öğetim müfeittişliğinde görevli Ahmet Korkut 17 köy enstitüsünün kuruluşuna memur ediliyor. Bu ilkinin Konya Ereğli’nin İvriz köyü çevrisinde kurulmasına karar veriliyor. 10 Kasım 1940 da Zanapa’da yirmi odalı bir ilk okul binası vardır İvriz köy enstitüsü burada 6 sınıflı öğretmen okulu olarak hizmetine Konya ve Niğde’den gelen 110 öğrencisi ile  başlıyor. Halkapınarlılar yokluk içinde okulun bütün ihtiyaçlarını kendileri karşılıyorlar. Öğrenci ve Öğretmenler Zanapa bucağına 7km uzakta bulunan bugünkü yerine öğrenciler sabah gidip akşam dönmek suretiyle 20 Haziran 1942 gününe kadar yerleşim hazırlığı yapmışlar. Kültür tarım ve teknik çalışmalına 26 Haziran 1942 tarihınde bugünkü yerinde baraka ve çadırlarla başlanmıştır. 4 Şubat 1954 yılında İvriz öğretmen okulu adını almış, atölyesi hizmete girmiş elektrik, su, sinema, hastane, banyo, kanalizasyon gibi modern tesisleri bünyesinde barındırmış. bahçesinde 3000 elma 200 kayısı 100 şeftali, 200 armut ağacı 350 vişne ve 18 dönüm bağ yetiştirilmiş. Bu hizmeti tarım şefi Salih Büyükaksoy ile Müdür İhsan Baykal’ın müdür yardımcısı Hamit Özmenek ve öğretmen Nemci Mutlu’nun emekleri geçmiştir. Okul müdürleri sırasıyla Recep Gürel, Sefa Güner, İhsan Baykal, Azmi Devrim, Ramazan Oral, Kamil Açan’dır. Öğrenciler İvriz adında eğitim dersi ve kültürel bir hizmette bulunmuşlar Ereğlili öğretmenler 1948 yılında dernek kurarak mesleki dayanışmanın güzel bir örneğini vermişlerdir. Bunlar Türkiye’mizin ilk örnekleridir. Bugün İvriz’i ziyarete gittiğimizde vicdan sahibi birinin okulun viran halini görüp bahçe yerine çöl gibi bir araziyi görünce ağladığını hissediyorum.

Öğrencilerin yaptığı binalar.
Anadolunun  değişik yerlerinden gelen ilk okulu bitirmiş  okumaya ara vermiş imkanı az olan gençlerimize ve ailelerine gelecek olmuş Öğrencilerin yaptığı 35 dolayında bina.dan oluşan aydınlık yuvası.O Dönemin şartlarında  bu okulu bizler pek anlayamadık.Eğitimine imkansızlıktan dolayı ara vermiş okumak aklından bile geçmeyen köyde yaşayan gençlerimiz İvriz köy enstitüsünün varlığından haberdar olduklarında buraya gelip okudular her biri eğitimci olarak Türkitenin her tarafına dağıldılar .En kötü şartlarda bile öncelikli olarak anne ,baba ve kardeşlerine maddi olarak destek verdiler.Kardeşlerine ve akrabalarına örnekm olarak onlarınokumasına ve topluma kazanımını sapladılar.Gittikleri yerlere  tarım konusunda yardım ederek modern tarıma geçişi ve hayvan islahına önemli katkı yaptılar.Kısacası Topluma üretici olmayı öğretdiler.Bizlerde kendilerine kızdığımızda  ne olacak koministler dedik  adamlara çamur atıp iz bıraktık.O dönemlerde burada okuyan öğrencilerin her biri bir müzük aleti calardı.Her öğrenci herhangi bir sporla uğraşırdı.Hem uygulamalı hemde teorik olarak  Hayvancılık ,Sebzecilik,bağcılık ve bahçecilik konusunda her biri bir uzmandı.O günün şartlarında okuma yazma yok denecek kadar azdı,Verimsiz kalitesiz hayvanlar beslenir  alınan verimide  düşük olur fakat insanlar dünyaya açılmadıkları için kendileri iyi  bir üretim yaptıklarını zannederlerdi.Ereğlide Hayvancılığın merkezi durumda olmasına İvrizin katkısı büyüktür.Ereğlide farkında olmadığımız bir durumda  İVRİZ ve Sümer Dokuma  Ereğlimizde   Cumhuriyetin en önemli Yatırımları olmuştur.Çağdaş bir şehirken ivriz ve dokuma vardı bu ikisi yok oldu bizde sıradanlaştık.

İVRİZ KÖY ENSTİTÜSÜ
(ORADA YETİŞMİŞ HOCALARIMIZDAN)
İvriz Köy Enstitüsü, 10 Kasım 1940 yılında Halkapınar(Zanapa) bölge okulunda faaliyete geçti. Torosların eteğinde binalar olmadığı için eğitim ve öğretim ilkbahara kadar orada yapıldı. İlkbaharda suların çoştuğu, ağaçların çiçek açıp, kır çiçeklerinin açmasıyla, Hak Vermez yamaçlarında bir ateş yandı. Bu ateş zamanla Türkiye’yi aydınlattı ve ısıttı. Bu ateşin ışığından ve ısısından zenginler korktuğu gibi, dünya devletleri ürktü. Bu ateş köy önstitülerinden biri olan İvriz Köy Enstitüsü idi. İvriz Köy Enstitüsü’nün temelini 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü atmıştır. Daha sonra öğrenciler, öğretmenler, okul müdürleri, memurları, hizmetcileri kırk tane binayı kendi güçleri ile yapmışlardır. Düşünmemiz gerekir ki Ali Cebeci adında bir memur, başka pantolonu olmadığı için pantolonu çıkarıp iç donu ile inşaat da çalışıp kırk tane binayı yapmışlardır. Eğitim ve öğretim meşalesini yakmışlardır. Bu ışık bu güne kadar yanmış, bugünden sonar da yanmaya devam edecektir.
Köy enstitülerine neden gerek duyuldu? Çünkü Büyük Atatürk Cumhuriyeti kurduktan sonra, sıranın kültür ve ekonomik savaşına geldiğine inanır. Başbakanı, Milli Eğitim Bakanını ve üst düzey brokratları bu savaşı yenmek için araştırma yapmaları emrini verir. Unesco da eğitim ve öğretimde geri kalmış ülkelere çağrıda bulunur. Atatürk’ün düşüncesi doğrultusunda çocuğu her yönlü yetiştirmek için köy enstitüleri akla gelir. Bunun için de eğitim ve öğretimin köyden başlaması gerektiğine inanılır. Bu okullara yoksul ve kimsesiz çocukların alınması uygun görülür. Köy muhtarları ve tapu daireleri, verği daireleri böyle çocukların seçilmesi için görevlendirilir. Yoksul ve kimsesiz köy çocukları bu okullarda okumaya başlar.
Köy enstitülerinin asıl amacı Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerini halka anlatmak. Bu arada yoksul ve kimsesiz köy çocuklarını okutmak ve köylere öğretmen olarak geri göndermek, köylünün kütür seviyesini yükseltmektir. Köy enstüleri çok proğramlı bir eğitim ve öğretimin uygulandığı bir yerdir. Burada öğrencilere tavukçuluk, arıcılık, hayvancılık, sağlık bilgileri yanında topraktan ürün alma bilgileri de verilirdi. Çocuk her türlü kültürü ile birlikte köye öğretmen olarak döner. Bildiklerini köyünde uygulamaya koyardı. O günün öğretmeni, köyde belirli bir süre köyde kalmak zorundaydı.


29 EKİM 1948 BAYRAM COŞKUSU

Köy enstitülerinden mezun olan öğretmenler, hiç ekonomik sıkıntıya düşmemişlerdir. Çünkü kendileri de öğretici ve üretici durumundaydılar.
İvriz Köy Enstitüsü de çok proğramlı bir okul olduğu için oraya yetişme şeklimiz söyleydi. Sabah erken kalkar mütalaa(etüt) yapar, sonra milli oyunlar oynar, kahvaltıdan sonra derslerimiz başlardı. Akşam mütalaa ve yemek ikinci mütalaa, yatak haneler, ayakların yıkanması ve uyku. Sabah diş fırçalamayla günlük faaliyetler başlar ve devamla: tarım iş dersinde bağ, bahçe, hayvan bakımı, atölyede çeşitli el işlerini yapardık. Yaz tatillerinde bağ, bahçe ve hayvan bakımları ile uğraşırdık. Ekinleri biçer, meyveleri toplardık. Kültürel derslerde başarısızlık kabul edilemezdi. 6 yıl boyunca sınıfta 1 kez kalmak vardı. İkinci yıl da kalır isek okuldan kovulurduk. Bu şartlar altında çalışmalar İvriz Köy Enstitüsü çevresi cennet misali yemyeşil, binbir çeşit meyveleri ile çevreye örnek olmuştur. Okul çevrenin kültür merkezi, çevresi de, okulun labaratuarı olmuştur.        
     Köy enstitülerinde yetişen öğretmenler köydeki ve şehirdeki zenginlerin işine gelmedi. Çünkü işlerinde bedava çalışacak insan kalmayacaktı. Dış güçlerin işine gelmemişti. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde eğemenlikleri sürdüremeyeceklerdi. Çok partili dönemle köy enstitüleri kapanmıştır.

     İVRİZ KABARTMASI(M.Ö. 1200-742)
Ereğli’nin 15km güneyinde Aydos Dağı’nın Kocaburun kayalığı altında çayın önünde İvriz köyünde bulunmaktadır. Tuvana devletinin war-pa-la-vas ismindeki Kralı tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Kayanın yanında su bir tünelden akmaktadır. Halk bu tüneli su yolu olarak bilmektedir. Doğrusu bu tüneli İvriz Hidroelektrik Santrali yapan Almanlar tarafından delinmiştir. Kabartma 2 figürden oluşmuştur. Sol figür Tuana Krallığı’nın baş ilahi Santaj(Sandova) (Tarhundas)’tır. Feyz bereket mahsül ilahıdır. Giyinişi sadedir fakat görüntüsü iri ve dev cüsselidir. Bu durum insanlardan güçlü oldugunun simgesidir. Üzerindeki basit kıyafetlerde dünya nimetlerine değer  vermediğini gösterir. Kabartmanın sağındaki figür ise; Kral Varpalavas’a aittir. Başında süslü bir taç, tacın ön tarfındaki çıkıntı kıymetlidir.
Kralın kulağında küpe, boynunda kolye vardır. Kral bu figürde Tarhundastan mahsul vermesi için dua etmektedir. Bilim adamlarımız ve Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsü’ne göre bu kitabenin tamamı okunamamıştır. Yalnız iki satırı bilinmektedir. “Sarayda bir çocuk iken ben bu asmaları diktim. Tarhundas onlara bereket verebilir”
     Bu İvriz anıtının bir benzeri karanlık dere denilen köyün batı güneyinde bulunmaktadır. Bu kabartmanın yapılış amacı; daha önce İvriz çayının buradan çıktığı bu sebeple de bu anıtın buraya yapıldığıdır. Sonradan suyun kaynağı değişmiş su akmaz olmuştur.
     Bu eski kabartmayı ziyaret edenler aynı mıntıkada kızlar ve oğlanlar sarayı diye bilinen kalıntılara raslarlar. Doğrusu şudur ki; bizler yabancı bir esere her zaman için sahip çıkmısızdır. Bir dönem ereğli’de hiristiyanlık yayılmıştır.Bu dini benimseyenler de bu bölgede bu manastırın düzenli oyuklarının  varlığını görebilirlerdi: Bu oluklarda Hıristiyan aziz resimleri seçilebilmekte imiş. Sonuç itibariyle İvriz kabartması Hitit eseri değildir. Tanrının Hititlere benzeyen giyiniş tarzı ve kralın giyinişinin Asurlulara benzemesi bu iki uygarlığın etkisinde kalındığını gösteriyor. Ereğli hem toplumsal hem de inanç yönünden tarihten gelen gelenek gereği tam bir mozayik olmuştur. Toplum arasında sorunsuz karşılıklı saygı çerçevesinde yaşamı sürdürmektedir.   
İvriz Kaya Anıtı
 

 

 

                       İVRİZ KAYA KABARTMASI        
BU ÇALIŞMA ATATÜRK İLKÖĞRETİM ÖĞRETMENLERİNDEN SEYFETTİN ELALDI TARAFINDAN HAZIRLANMIŞTIR.
     1-Başındaki boynuzlar Hitit tanrılarının gücünü ifade eder. Tanrı Tanruhundas’ın makamına baktığımızda hükmü oldukça yüksektir. Başında sekiz boynuz olması hükmünün alanını ifade eder. Hükmü basamağın sekizinci katını belirtir. Ayrıca sekiz bölgenin de tanrısı olduğunun ifadesidir.
     2-Buğday bereketi ifade etmesinin yanında dört adet olması evreni oluşturan dört elementin kutsallığını betimlemektedir. Buğday aynı zamanda lokmanın ifadesi olarak bilinir.
     3-4-5-Kralın ve tanrının saçları ve sakallarının örüklü olması bir gerek değil Anadolu ve Asuri ve Arami bir tarzı ifade etmektedir.
     6-Boynundaki muska tarzı güneş kursu Kralın güneş(ışığa)olan saygının ifadesidir.
     7-Sağa ve sola dönük olarak çizilen gamalıhac sembolü Anadolu’nun çok eski sembolleridir. Tarihte “Gamalı Haç” olarak da bilinen rastgele seçilmiş bir semboller değildir. Zira uçları sola kıvrık haç mutluluğun, iyiliğin gücünü ifade etmektedir, uçları sağa kıvrık haç ise mutsuzluğu ve kötülüğü ifade etmektedir. Bu sembolleri üzerinde taşıyan kral tanrıya karşı iyilik ve kötülüğe karşı sorumluluğunu tanrıya ifade etmektedir.
     8-Üzüm pagan kültürü döneminde tanrının insanlara sunduğu kutsal içeceğin ifadesidir.
     9-Ayaklarının dibindeki ceylan iyilik ve merhameti ifade eder.
     10-Ayrıca ayağındaki çarık bağı tanrının gücünü bu dört nesneden aldığını ifade etmektedir.
     11-Ayağa giyilen ayakkabı bir Luwi giyim tarzıdır. Çünkü Helen giyiminde sandelet vardır.
     12-Kolundaki pazubent ve kulağında menküş(küpe) olması daha sonraları 1200’lü yıllarda ışık tayfası Bektaşilerde de rastlıyoruz.
     13-Eteğindeki ucu kıvrık büküm hem Eflatunpınar güneş kursunu, hem de göğün hakimi kartalı da ifade etmektedir.

Hitit geç dönem eseri olan İvriz Kaya Anıtı Ereğli’ye 15km uzaklıkta, Toros Dağları ile Ereğli ovasının kesiştiği noktada yer almaktadır. Yanı başında büyük su kaynağının olması buranın ne kadar eski bir yerleşim yeri olacağının yeterli bir sebebidir. “Toros” kelimesi Hitit dilinde, Luvi dilinde dağ boğası veya boğa tanrı anlamındadır. Kabartma dönemin birçok kültürünü içinde taşımaktadır. Hitit, Grek, Arami, Asuri kültür mozayiğinde olmuştur. Tam Ereğli’nin kültür tarihine uyumlu bir analiz taşımaktadır. Çevredeki insanlar onu bir Hitit kabartması olarak söyleseler de tam böyle değerlendirmek yanlış olur.


     

“İvriz” köken olarak Hititçe değil, Asurice ve Perslerce kullanılan bir terimdir. Kelime morfolojik olarak iv-av=su, rez-re=yol anlamının birleşmesiyle oluşan su yolu anlamındadır. Su işlerine bakan mirav kelimesinin kökeni de aynı yapılanmadan gelmektedir. İvriz’in karşısında bulunan Zanapa Hitit dilinde güneşe bakan yamaç veya yer almanıdadır. Aynı zamanda Kralın kının da adıdır. Kralın kızı Zennupe’dir. Mindos kelimesi her ne kadar tarihte Bodrum, Muğla yöresindeki yerleşim ve devlet adı ise de Ereğli’de bulunan Kale Mindos bu yerleşim biriminin ad çağrışımı yapıyorsa da Bodrum bölgesi ile pek ilgisi yoktur.
Mindos, Aydos yöreye ait terimlerdir. Min-Mun-Mon-Monte eski Avrupa dillerinde dağ tepe yükseklik anlamındadır. Dos’un birden fazla anlam içeriği vardır. Sır, giz, sert kaya, güçlü boğa bunlardan bazılarıdır. Toros’un ros eki ile Mindos’un ve Aydos dos ekleri aynı anlam çerçevesindedir. Kısacası Mindos kaya kale, gizemli kale, gizemli güç… anlamındadır. Bu konuda Prf. Ekrem Akurgal’ın kabartma ile ilgili tespitleri ise: “Konya Ereğli’si yakınlarındaki bir su kaynağının kayalık yüzeyine oyulmuş olan 4.2 m boyundaki büyük kabartma. Aramlaşmış Hitit sanatının anıtsal bir örneği ve Ğeç Hitit Dönemi’nin en önemli eserlerinden biridir. Tanrı figürünün yüzü önündeki hiyeroğliflerden anıtın Kral Varpalavas tarafından diktirilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
     Tanrının külahı ve her iki figürün saç ve sakal stilazsyonu ile büyük ve kavisli burunları Aramlı öğelerdir. Tanrı külahındaki boynuzlar da Aram Kralı Panamuva dönemine ait Zincirli’deki bir Hadad heykelinin başında gördüğümüz gibi Aramalara öz bir biçimde düzenlenmiştir. Kral varpalavas zengin bezemeli bir entari ile Zincirli bir sakçegözü eserlerinden tanıdığımız Aram tarzı bir manto giymiştir. Kralın başlığı da zengin işlemelerle ve incilerle süslüdür. Başlığın ön yüzünde ayrıca altından filigranlı yuvarlak bir mücevher bulunmaktadır. Kral, mantosunun iki ucunu, altından yapılmış olduğunu söyleyebileceğimiz bir Phryg çengelli iğnesi ile tutturulmuştur. Hem Kralın hem de tanrının kemerleri Phryg(?) ürünüdür.
     Saya geldiğimiz Aram ve Phryg öğelerine karşın İvriz Kaya Anıt’ında birçok Hitit özellikleri göze çarpmaktadır. Anıtın bir kaynak yanında yer alması, Eflatunpınar Anıtı’nda olduğu gibi bir Hitit âdetidir. Kralın iki elini yumruk biçiminde yüzünün önünde tutması Büyük Krallık Dönemi’ndeki bir Alacahöyük kabartmasında gördüğümüz gibi Hitit özelliğidir. Tanrının duruşu ve giysisi tamayıyla Hitit tarzındadır. Kısa gömleği dizler üzerinde, Malatya kabartmalarındaki gök tanrısında olduğu gibi uçan bir kırlangıcın önden görünüşü biçimindedir. Her iki elin duruşu Yazılı kaya kabartmalarındaki gibidir. Hiyeroglif yazıtında görülen W işareti buradaki tanrının Hititlerin gök tanrısı olduğuna işaret eder. Ancak burada ona başak ve üzüm salkımı gibi tarımla ilgili simgeler de eklenmiştir. Böylece o burada yalnız göğün hakimi olmayıp aynı zamanda bitkilerin de yaratıcısıdır.
     İvriz Kaya Kabartması bu görünüşü ile Aram’lı Kral Varpalavas tarafından Hitit ve Luvi kökenli yerli uyruklar için yaptırılmış bir anıttır. Nitekim Aram’lı kralın anıtındaki yazıt aramca olmayıp Hititlerin ve Luvilerin kullandığı hiyerogliflerden oluşmaktadır.
     Hiyeroglife adı verilen Varpalavas, Asur yıllıklarında M.Ö. 738 tarihinden beri Urballa olarak anılmaktadır (Luckendbill, Ancient record of Assyria and Babylonia kitabında Urballai sözcüğüne bkz.). Böylece İvriz kabartması’nın M.Ö. 730 sıralarında işlendiği ortaya çıkmaktadır. Kabartmanın Zincirli’deki Barrakab eserlerine, sakçegözü eserlerine benzemesi ve kralın elbisesindeki Phryg fibulası ile Phryg kemerinin görülmesi, yapılış tarihinin daha çok M.Ö. 720 sıralarında olduğuna işaret etmektedir.
     İvriz Anıtı’nda karlın giysisindeki zengin geometrik desenli bezeme yöntemi Phryglere, oradan tonlara(Ekrem Akurgal, Eine ephesisehe lilfenbeinstatuette aus Erythrai, Festschrift Vet-ters, Wien 1985s43-50), yine kıralın incilerle süslü başlığı ise Lydialılara ve oradan da İon sanatına geçmiştir. (Akurgal, The Birth of Grek Ari s. 212-214). (Ekrem Akurgal Anadolu kültür tarihi s.200)”(9) şeklindedir. Ereğli daha bir çok kültürü toprak altında saklayarak günü geldiğinde gün ışığına çıkmayı beklediğine inanmaktayız.
 TONT,KALEİMİNDOS,AYDOS KALELERİ
     Ereğli’nin 12km doğusunda Tont kalesi, 30 km güneydoğusunda Kaleimindos köyünde Kaleimindos kalesi, 40 km ilerde Aydos dağında Aydos kale harabelerine rastlanır.                           
KALE MİNDOS(Kaya Sarayı)
     Dereyüzü vadisinde Aydost’a doğru giderken Kara Yusuf köyünün karşısında bulunan kalede Kale Mindos Camisinde(ki cami olup olmadığı da kesin belli değil.) tamamen 12 dilimli motiflerle süslüdür. Bu caminin kuzey tarafında “Şeyh muhiddin” isminde bir türbe bulunmaktadır. Doğum ve ölüm ile ilgili hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

DİVAZ HARABESİ
     Ayrancının Koraş mevkiinde, Divaz köyünde mermer sütünlar, başlıkları işlemeli taşlar mevcuttur. 1955 yılında ayrancı barajını yapan Alman mühendisler; Almanlar çok çalışkandır, fakat Divaz köyünün bu eserleri yapan eski adamları Almanlardan da çalışkandır demişlerdir.
     

 

SİDEMARİA
Ayrancıya bağlı Anbar köyünde büyük İskender’e ait olduğu belirtilen sarayın bulunduğu Sidemaria lahdi buradan çıkarılmıştır. İstanbul arkeoloji müzesindedir.

EREĞLİ SURUNUN ÖNÜNDEKİ YIĞMA TEPETarihte Ereğli kalesinin 3 kapısının bulunduğu bilinmektedir.Kapıların cinler, cahi, üçgöz mahallesinde bulundukları söylenmektedir. Sur kalıntılarının en büyüğü tekke mahallesinde toros ilk okulunun doğusunda bulunmaktaydı. Sur önünde İstasyon Caddesine, Ereğli bez fabrikasının ayrılan kavşak noktasında Makbara adını taşıyan bir hendek vardı. Şimdiki Yunus Emre’nin yanı. Şehir geliştikçe buralar dolduruldu.
     Ereğli kalesi çok büyük ızdıraplara, acılara sahne oldu. İstanbul’u fethetmeye gidenler bile Ereğli kalesini, yakıp, yıkıp insanları öldürdüler. İnsanlar da bu olaylardan sonra hep kalelerini tamir ettiler. Fakat baş edemeycek durama gelince düşmanın yapamadığını kendileri yaptı kaleyi ortadan kaldırdılar.
ŞEYH YUSUF(DEDE KEBİR)   Dede Kebir türbesinde yatan Şeyh Yusuf, beşkardeşin en büyüklerindendir. Ayrancı’nın Koraş köyünden geldiği söylenmektedir. Koraş’ın ise Arabistan’dan Kureyş sülalesinden geldiğine inanılmaktadır. 1960’lara kadar türbenin adı Dede Kebir olarak bilinirdi. Kebirin üzerinde sadece beyaz bir mermer salın varlığından bahsedilir. Tahrip edilme sonucu mermer dereye yuvarlatılmış. 1960 yılında İstanbul’daki bir evraktan dolayı( bu evrakın anlatımı kesin olmakla beraber, Ereğli-Zanapa yakınlarındaki Şeyh Yusuf gibi bir alimden söz edilir. Bunun üzerine Dede Kebir’in, Şeyh Yusuf olduğu kanaatine varılır.) Dede Kebir, Şeyh Yusuf Türbesi olarak türbe şeklinde restore edilir. Şeyh Yusuf’un diğer dört kardeşinden biri, köyün kuzeybatısında bulunan Erenler Türbesi’dir. Bu türbe 2 km tepede yer almaktadır. İkinci bir kardeşin türbesi ise köyün ortasında yer almaktadır. Kardeşlerden biri, Dede Köy’ün bir altındaki köy olan Gaybi köyünde bulunmaktadır. Gaybi Baba’nın köydeki mezarı adı gibi yeri kesin belli değildir. Köye ismini veren özelliklerden biri budur. 
KARACADAĞ’DAKİ HARABELER
Kutviran, Gölviran, Belviran, Karaviran gibi yerleşim birimlerinde kilise ve ev yıkıntısı ile karşılaşılır. Ayrıca yer altı şehirleri de bu bölgede bulunmaktadır.Tarihi bir eseri bir evin herhangi bir yerinde görmek mümkündür.
ŞEYH ŞAHABEDDİN-İ ŞUHREVERDİ KÜLLİYESİ
Şeyh Şahabbettin-i Şuhreverdi Külliyesi kitabesine bakıldığında hicret 793’de Nasıha Hatun tarafından yaptırılmıştır. Nasıha Hatun Karamanoğlu Beyi Seyfeddin Süleyman’ın kızıdır. Külliye mescit, imaret, sahibi için bir tekke ile 10 kadar çile odasından ibaretti. Zaman içinde yıkılarak moloz haline geldi. Bu eserin değerini çok iyi bilen aslen Ereğlili İstanbul’da ışık üniversite’sinde ve ışık mensucatı sahibi merhum Münir Işık aslına pek uygun olmasa da burayı restore ettirdi.Rivayete gore 2 şahabettin vardır.Birisi 1158- 1191 yıllarında yaşamış, Konya’da kalan 2. Kılıçarslan’ın çocuklarının hocasıdır; 33 yaşında Halep’te katledilmiştir. Bu şahsın adına yapılması imkansızdır.2.’si ise 1154 de Zencan’da doğan, 1234 Bağdat’ta ölen bir bilgindir. Mevlana beş yaşındayken Bahaeddin Veled’le Bağdat’a geldiklerinde onları karşılayan iki kişi vardır.Biri Şıh Şahabeddin Suhreverdi, diğeri Şeyh Attar’dır.Bunlar Esrarname adlı kitabı Mevlana’ya verip “sende bir ateş gördük; büyüyünce çok canlar yakacaksın” diyerek Mevlana’nın yetişmesine katkı sağlamışlardır.Şıh Şahabeddin tarikat sahibiydi.Müridler Ereğli’de bir şube açmışlardır.Bu zatın adına yapıldığını zannediyoruz.


Bu yatırın kubbeli türbe içinde mermer üzerinde lale motifleri bulunmaktadır. Bu taşın tarihi ise sol üst köşededir. Burada en önemli özellik üzerindeki kitabesidir. Kitabede;Mevlayi Kübra Latifürrahim, Esseyid Bektaş Halil İbrahim Çeşmi insaf gibi kalime miras olmaz. Kişiler noksanını, bilmek gibi irfan olmaz yazmaktadır.Şeyh şahabeddin suhraverdinin 1144 tarihinde doğduğu 1234 yılında öldüğü kayıtlarda vardır.Hiçri539 ve 632 yılları.Asıl adı Ebu Hafs Ömer Bin Mehemmed.ül.Bedrii dir.Kendileri meşahir.i.sulahadan ve fukaha.i,şafiiyedenolub Amcası Ebu Necib suhraverdi ve Abdulkadir.i.Geylani Hazretlerinden inabetle Batılı Alimlerden daha üstün bilgilere haiz  kemale ermiş tedris,ifade,vaaz ve nasihatte büyük bir şöhret kazanan AVARİFÜL MALARİF olarak tanınan Tarikat I ilk olarak ortaya çıkaran zattır.
Dünyada Tarikat Kurucularından en önemlisi Ereğlimizde o zatın kıymetini bile bilmiyoruz. Yaşadığı devrin 12 ünlü Aliminden biri idi.

 

 

 

ULUCAMİ MİNARESİ
Hem minare hem de gözetleme kulesi olarak yapılmıştır. Şerefe kapısı diğer minarelerin aksine kuzeye doğrudur. Kapının bu şekilde açılışı rüzgardan korumak içindir. Minarenin inşa tarihi tam belli değildir.  Minarede bulunan “şinetün” kelimesinden ebcet hesabı ile 510 hicri(miladi 1116) tarihi olarak gösterilir. Oda Selçuklu sultanı I.Mesut zamanıdır. Minare Şelçuklu eseridir. Minarede bulunan şerefe ile şarkıtlar arasında 10 kuşak vardır. Bu 10 kuşak eskiden mavi çiniyle kaplıymış. Konya sırçalı medresede bulunan çinilerle aynı olduğu dolayısıyla da bu eserin Selçuklu olduğu mimarının Mehmet Mecnun, Havlanoğlu Mehmet Dımışki olduğu ifade edilmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ULU CAMİ

     32 sütün ile taşınan çatısı aslına uygun olmayan tarzda beton ve saç ile örtülü olan 1424-1463 tarihleri arasında Karamanoğullarından İbrahim Bey tarafından esaslı şekilde tamir ettirildiği payeler üzerinde düz toprak damla örtülü basit enine uzayan bir yapı olduğu söylenmektedir. Karaman devrine ait kitabesi yoktur. Kuzey yönünden 3 kapıdan caminin girişi  vardır. Bahçe düzeni aslına uygun olmayacak şekilde restore edilmiştir.
     Kimin yaptırdığı kesin olarak belli değildir. Karamanoğullarına ait olduğu söylenir. Fakat tarihteki seyyahlar Selçuklu hükümdarı I. Kılıçaslanın yaptırdığı yönündedir.Bu konuda Katip Çelebi ve Arap seyyahlar1 Kılıcaslanı işaret ediyor.
Caminin İçindeki 32 Sütunun Kilise Kalıntıları olduğu sabittir.

ULU CAMİNİN GİRİŞ KAPISI Tamir İradesi.



1941 YILINDAN ULU CAMİNİN GÖRÜNTÜSÜşerefeye üzeri on kuşak vaktiyle mavi yazılı çinilerle kaplıydı.
BEDESTEN
Çağaloğlu adıyla anılır Mimar Sinan’ın eseridir. Uzun çarşı ile ulu cami arasında yer alır bu binayı belediye gazhane olarak kullanıyordu. Çok mekruh bir bina iken restore edilerek bugün market olarak kullanılmaktadır. Çok şehirde olmayan bu durum bizim için pek önemsenmiyor fakat çok önemi var 

.

AZİZ YAHYA KUYUSU
Bizans döneminde Hiritiyanlık yaygın bir din idi merkezi Ereğli’deki  kuyudaki Yahya adıyla anılan azizin yurdu olarak bilinir. Aziz 13 yaşında iken bir melek tarafından 10 yıl hiç çıkmadan yaşadığı bir kuyuya getirilir. Aziz Yahya altıncı yüzyıl yapı özelliği taşıyan ve fazla derin olmayan bu kuyuda inzivaya çekilir. Hiristiyanlığın ilk yayıldığı bu bölgede bol miktarda kilise olduğu gözlenir.
KAVUKLAR KÖYÜ
Kavuklar köyü Ayrancı ilçesine bağlı Ereğli’ye 40km uzaklığındadır. Köy, ismini kabristandaki taşlardan almıştır. Burada bulunan mezar taşları yoğunlukla 12 dilimli taçlar biçimindedir. Mezarlar hayli eski Selçuklular döneminde kalmadır. Bunların en belirgin olanı İlyas Bey’in oğlu Cihan Şah Bey’in mezarıdır. Anlatılanlara göre eskiden burada adaklar adanırmış.
HELVACIBABA TÜRBESi
Meydan başında bulunur. Sahibi AHİ ZEKARİYA HELVAİ’dir. Ahi kelimesi kardeş anlamındadır. Selçuklular zamanında gelişen Ahilik sosyal bir topluluk olarak yaşamışlardır. Ahiler garip ve mazlumlara yardım eden cömert her sanatın elemanını yetiştiren esnaf teşekkülü olmuşlardır. Selçuklu Devleti döneminde siyasi yönleri vardı. Sonradan siyasetten uzak esnaf kurumlarıyla uğraşmışlardır. Adı üzerinde olduğu gibi Ahi Zekariya’nın Ereğli’de helvacı sanatının elemanlarını yetiştiren bir Ahi topluluğunun piri olduğunu bu meslekle binlerce öğrenci yetiştirdiğini biliyoruz.Bu türbe damı yıkılmış viran halde inşallah yetkililer duyarlılık gösterir ilgilenirlerBuranın acilen yapılması lazım. Gelecek nesillere  helvacılığın çıktığı yerin .         Ereğli olduğu anlatılmalıdır.Bu sektöründe yeniden faaliyete geçmesi sağlanmalıdır..
RÜSTEM PAŞA KERVANSARAYI
Yapım tarihi tam belli değildir. Boyu 54 eni 29m’dir biri ortada diğeri yanda olmak üzere 5 bölümden oluşmak üzereydi 36 ocağı,ortaları fil ayağı ile bölünmüş,yatakhaneleri olan kılasik tuğlalı bir yapıdır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Akhüyük’de 1552 tarihinde boğulan Şeyhzade Mustafa anısına damat Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırıldığı söylenmektedir.Buranın çevre düzenlenmesinin yapilmasi  lazım çok geç kalındığıda bir gerçektir Kitabesiyktur sebebide şehzade mustafa olayıdır.zamanında Askerlik şubesi ve Kitaplık olarak kullanılmış olup daha sonra Belediye deposu olmuştur. Viran haldeyken Anavatan İktidarı dönemınde Restore edilmiş bolcada baca konulmuştur.
ESKİ YENİ HAMAMLAR
Ulu caminin kıblesinde bulunan bugünde kullandığımız Selçuklular ve Karamanlılara ait olduğu söylenen kitabesi olmayan bir hamam vardır. Tarih içinde hamamın kubbesinin bir kısmının çöktüğü eskiler tarafından anlatılmaktadır.Bu tarihi dokunun korunması lazımdır.Dış görüntüsünün değişmesi lazımdır. İkincisi ulu camının kıblesinde karaman oğlu İbrahim bey tarafından yaptırılan bir gelin töreni yapılırken yıkılan hamamdır. Üçüncüsü ise cahi mahallesinde hamamcı Hasan Efendinin evinin içinde bulunuyordu.Evle beraber yok oldu.Yeni iki hamam yapıldı birincisi sanayi karşisında idi şimdi fırın olarak kullanılıyor.Diğeri ise Hal karşısında halen faaliyettedir.
 
TAVAN
İbrahim Paşa’nın Ereğli’de yaptırdığı büyük bir köşk vardır. Bu köşkün tavanında mine işlemeli bir göbek vardır. 1900 yılında göbek sökülerek Konya’da ince minareli müzesine  konulmuştur Üzerinde beyitler bulunmaktadır. Bu göbeğinde gerçek sahibi Ereğlilere teslim edilmesi gerekmektedir.Ereğli müzemize teslim edilmelidir.Ereğlilerde orada görmelidirler. .
AKMESCİD
Ulu caminin kuzeyinde eski Pazar yerinde olduğu söylenir. Pazar yeri yapılırken yıkılmıştır. Kitabesi kayıptır Bu gün ulu caminin karşisindaki iki katı yıkılan yapının altı imiş.Esas olan bu yapının yıkılıp ulu cami, ve kervansarayın etrafının açılarak ulu caminin tarihi dokusunun korunması ve gelecek kuşaklara   sunabilmektir.Akmescidi yok ettik de  Kolay olan yeni binanın tamamını  Yıkamadık.
BAYRAM PAŞA HANI
Ekmekçizade Ahmet Paşa 1606-1613 tarihleri arasında kendi parası ile bir han yapmaya başlamış ömrü yetmeyince yarım kalan hanı IV. Murat’ın sadrazamlarından bayram paşa tarafından tamamlandırılmış, 1950 yılına kadar kapısı ve duvarları olan bu han yıkılarak yerine Kızılay ve PTT binası yapılmıştır.

KIZLAR VE OĞLANLAR SARAYI
İvriz de bulunur, bize göre bu isimdedir. Fakat esası Bizans kilisesidir.İçerdeki oyuklardan ve buradaki resim kalıntılarıı kilise olduğunu göstermektedir.

VAKIFLAR ZAVİYELER
Ereğlide Tarih boyunca iç içe yaşadiğimiz olgudur.Ereğli Medineyi münevveriye vakfına Bağlıdır bu vakıf adına 1500 yılında 100.623.akçe 1584 de 299.403 akçe toplanarak Medineyi münevvere vakfına yollanmıştır. ,Diğer vakıflarada bir o kadar halktan para toplanmıştırki Ereğlimizin bu konuda ne kadar duyarlı olduğu görülmektedir.Ereğli halkı Tarih boyunca yardım sever bir toplum olarak yaşamıştır.                                                             Diğer bir konuda Ahi Tarikatı ile Mevlevi tarikatları arasındaki çekişmedir.Aralarındaki savaşıda kazananın Mevlevi tarikatlarının olduğudur. Selçuklular döneminde sosyal topluluk olarak yaşamışlar,Selçuklular döneminde Garipler,mazlumlara yardım gibi  bu kişileri alıp her sanatın mensubu olarak yetiştirdiler.Meslek sahibi yaptılar.Esnaf teşekküllerini kurmuşlar bu siyasi yapı çekişmelere neden olmuştur.Selçukludan sonrada esnaf kurumu olarak kalmışlardır.

EREĞLİTUĞLASI
Ereğliye has kum taşına benzeyen ,Tuğla görüntülü  yapı taşı vardır.Bu taş Ereğlide yapılır .Ereğlide bulunan tarihi yapılar bu tuğla ile yapılırmış.

MEDRESELER
    Ereğlide asırlar boyuınca Heraklıye adında medresemizin olduğu sabit1522 yılında Sultan Bayezıd ın hükmü ile yeni bir medrese yapıldığı bilinmektedir.1584 yılında   herakliye olan isim kaldırılarak Ereğli medresesi olmuştur.

 

 

 

KAYIT ALTINDAKİ CAMİ VE MESCİDLER
Ereğli camii
Ezine camii
İvriz camii
Ömer hacı camii
Bab mescidi
Cahı mescidi
Güne mescidi
Hacı ahmed mescidi
Hacı davud mescidi
Hacı ishak mescidi
Hacı keyser mescidi
Hacı tur paşa mescidi
Hacı yusuf mescidi
Halife mescidi
Kiçi zaviye mescidi
Mevlana budak mescidi
Recep mescidi
Veledüveliyüddin mescidi
Aköyük köyü mescidi
Cemal köyü mescidi
Gömeç köyü mescidi
Hızırlu köyü mescidi
İneler mescidi
Küçük köyü mescidi
Mısri mescidi
Oyukargı köyü mescidi
Ömeröğlu mescidi
Tont mescidi
Veled.i.pınarı mescidi
Yuvakızılca mescidi
Zanbasun mescidi
Zübeyde hanım mescidi

ZAVİYELER
Abdal ilyaszaviyesi
Akkaya zaviyesi
Cahı zaviyesi
Ebuderda zaviyesi
Gide mindos zaviyesi
Göğez zaviyesi
GÖMEÇ ZAVİYESİ
Güneri zaviyesi
Hacı ali zaviyesi
K,ç, zaviyesi
Mağarna zaviyesi
Meydan zaviyesi
Seyyid saltuk zaviyesi
Şeyh şahabeddin zaviyesi
Şeyh yusuf zaviyesi

 

AİLE VAKIFLARI
Dizdar ivaz ağa
Evlad.ı.derviş sinan
Evlad.ı.gömeç
Evlad.ı.hacı kutlu
Evlad,I,hacı paşa
Evladı halil bali
Evlad.ı.mehmet
Evlad.ı.saruca
Evlad.ı.mevlana budak
Evladı mevlana cemal
Evlad.i.musa fatih
Evlad.i.seyyid saltukEvlad.i.şeyh hasaN
ARAZİ VAKIFLARI
Arazii camii ereğli
Arazii kiçi,meydan,cahi medresesi
Arazii şeyh şahabeddin
DİĞER VAKIFLAR
Eczai hacı yiğt
Gariplere kefen
Fukara ve gureba

Bize gore en hayırlı vakıf bunlardırçİhtiyaç sahiplerine en hayırlısıdır.

EREĞLİ DIŞINDAKİ VAKIFLAR
Medinei münevvere
Şeyh alaaddin zaviyesi
Satı hacı yusuf
Veledi uğurlu mescidi
Ereğlideki Aile vakıflarının özelliği aileleri bir arada tutabilmek için nesil boyunca devam etmeleridir…. Nesilin bitmesiyle bitmişlerdir.Atalarımız bize çok önemli hazine bırakmışlar ,maalesef değerlerini bilememişiz.
CUMHURİYET DÖNEMİ  ÇALIŞMALARI
Cumhuriyet döneminde atlarn Ereğli’den gittiği belirtilir. Fakat asıl olan alman harbi döneminde at ve deve yoğunluk olmak üzere sevkiyat yapıldığıdır Ordumuzun bu konudaki ihtiyaçlarının bizim tarafımızdan karşılanması onurumuz olmuştur..
Cumhuriyet devrinde Ereğli’de hayvanların ıslah edilmesi için devrim niteliğinde tedbirler alınmış. Besicilerin eğitilmesi hayvan ırkının verimini artırılması çalışmaları ilk Ereğli’de yapılmıştır. Atların arılaştırılması için şehir merkezi ve Ayrancı’ya iki adet aşım durağı kurulmuş sığırların arılaştırılması için Ayrancı Zanapa Taşagıl İvriz Öğretmen Okuluna mandofon cinsi boğalar verilmiş. Merinos koyunlarını yetiştirmek için Ayrancı yoluna suni tohumlama çiftliği olan eski ismi zeoteknik yeni ismi merinos çiftliği kurulmuştur. Burada Fransız kültürünü yansıtan peynirler üretilip Türkiye’mizin her tarafına yollanmakta idi. Tarihte gezginler Ereğli’nin çayrının ne kadar güzel olduğundan bahsederlerdi bunun için Türkiye’nin en büyük yarış atı çiftliği Türkiye’de ilk olarak merhum Şadi Eli Yeşil tarafından Zanapa yolu üzerinde kurulmuş bu at harasında yetişen yarış atları en çok gazi koşusunu kazanarak en büyük yarış ekürüsünü Ereğli’den çıkartmıştır.Bu çiftliğin gelişimini ve tanıtEvlad.ı.mevlana muhyiddinımını merhum Hami Akdoğan yapmıştır en büyük düşünceleri ise  ereğlimize hipotrom yapmaktı.Bu çiftliği kuran Şadi Eliyeşil o günün Türkiyesi’nin en zengin kişilerinin den biri idi. Bu çiftlikte elektrik kendi imkanları ile üretilmekte, yem ihtiyacı kendi imkanları ile üretilmekte idi. Bu çiftlikte atçılığın haricinde yurtdışındanGüzen köyü mescidi getirilen süt ve et inekçiliği, tavşan ve tavuk üretimi yapılmakta idi.Bu rada üretilen hayvanlar öncelikli olarak ereğlimize isteğe görede diğer şehirlere yollanarak ıslah çalışmaları yapılmakta idi  o günün şartları çok kötü idi sütü sadece sumer dokuma faprikasına satıyorlarmış.Satamadıkları zaman peynır yapıp hediye olarak yolluyorlarmış. Bu çiftlikte Kıbrıs eşeği(beyaz eşek), midilli atları vardı  Bugün de atçılık gelişimini sağlayarak Ereğli ekonomisine katkı sağlamaktadır.Bu gün atcılık sektöründe Ereğli’nin önemi büyüktür.At haralarının merkezi ereğlidir.Atlara yarayacak  ayrık otu  ,yulaf,havuc,yonca,hava şartları ve suyu çok uygundur.
     Bazı tarihi katiplarda beyaz kirazın beyaz şeftalinin, Cumhuriyet döneminde Ereğli’ye geldiği söylenmişse de aslı öyle değildir. Tarihte gezginlerin eserlerin okunduğunda Ereğli’de çok büyük meyve bahçelerin olduğu buralarda 84 çeşit elma yetiştirildiği armut’un her çeşidi kaysının her çeşidi kirazın siyahı beyazı kırmızısı, piç kirazın yetiştiği bilinmektedir.Ereğli her evin dış kapısını süsleyen asırlık rengarenk yediveren güllerin süslediği botanik bir cennetmiş. Bugün Ereğli’de Gülbahçe Mahallesi bulunmaktadır. Bu mahalle ismini tarihte bu bölgede bol miktarda güllerin, yedi veren güllerin olması vesilesi ile bu ismi almıştır. Gülbahçe Mahallesinde İvriz Çayı’nın bir kolu geçmekte idi bu çay üzerinde su değirmenleri yosun tutmuş görüntüsü ile bahçe düzenleri ile Türkiye’mizin örnek köşelerinden biriydi.
     Ereğli’nin içine 3 ana giriş vardı. Karaman yolu girişi, yeni mahalle Konya yolu girişi, Adana yolu cahi girişi. Bu üç girişinde sağında solunda akasya ağaçları ve çalılar bulunmaktaydı. Neredeyse Karapınar’a kadar uzantı böyleydi. Yaz girişinde bu yoldan yolculuk yapanlar beyaz akasya çiçekleri yada iğde çiçeğinin o eşsiz esans kokusu karşısında kendilerinden geçip Ereğli seyahatleri onlar için hatıra olarak anılarından hep yaşadıklarını anlatırlardı. Şimdi de tezek kokuyor.

AKGÖL

     Doğal sit alanıdır. 1995 yılında Konya kültür ve tabiat varlıklarınıkoruma kurulu tarafından doğal sit alanı olarak ilan edilmiştir. Sığ bataklık sazlık tatlı su gölleri ve tuzcul stepten oluşan 6400 hektarlık bir alandır. Kuş cennetidir. Leylek pelikan alabalıkcıl, karabatak, kerkenoz, angud, turna, Macar ördeği, kaşıkçı kuşu, boz ördek, çeltikçi kuşu, erguvani balıkçıl, alaça balıkçıl gibi kuş çeşitlerine sahip bir göldür.
Arkadaşlarımızın girişimi ile ivrizde çıkan suyun  Dörte Biri akgöle akıtılacaktır bu kitap sayesine ereğli birlikteliği sağlanmış hayali akgölde artık eskisi gibi AKGÖL olarak doğa cenneti olarak yaşayacaktır.
       
                                          HAYALİ AKGÖL
    

AKGÖL RESMİ


İLÇEMİZDE SPOR
Bez fabrikası futbol tenis güreş basket masa tenisi voleybol sporlarının ilçemizde yapılmasını sağlamış 1937 yılında işletmeye açılan bu fabrikanın güreş takımını olimpiyat ve dünya güreş şampiyonu Nasuh Akar çalıştırmaktaydı. Bu güreş takımı Almanya ve Pakistan milli güreş takımını Ereğli’de yenmesi asrın olayı olmuştur.Ülke milli takımları Ereğlimizde maç yaparlarmış.Dünyave avrupa şampiyonalarına katılan çok güreşcimiz olmuş.Türkiye şampiyonalarında şampiyonluk kazanmış çok güreşcimiz olmuştur. Bu gün ise amatör küme maçları oynanmıyor. 1940  yılından beri faaliyetini gösteren bir futbol takımı vardır. Türkiye 2. ve 3. ligde mücadele etmiş bugün amatör kümede oynamaktadır.Adanada okurken Ereğlisporda oynamış çok sayıda futbolcu Adana demirsporda oynuyordu.1 ligin önemli bir takımıydılar.Galatasaray olsun Fenerbahce olsun daima Ereğlili veya burada oynamış topcumuz olurdu.2 ligin şampiyon adaylarından biri ereğlispordu. Birinci ligte yer alan kız voleybol takımımız vardır.Bu Ereğlilerin gururu olmakta spor salonu maç günleri tamamen dolmakta Deplasmana gidildiğinde İnanın kızlarımız sayesine Ereğlililer biraraya gelmektedirler.bu da sporun ne kadar önemli olduğunun belgesidir. Ferdi olarak Ereğlili olup ülkemizin değişik şehirlerinde çok başarılı sporcularımız vardır.Fenerbahceliler bana kızmasın ama bizim sumer spor 1947 yılında fenerbahceyi yenen ilk ilçe takımı olarak   tarihe geçmiştir.Şimdiki şehitler parkının olduğu yerde 2 tane tenis kortu vardı günün her saatinde tenis oynayan insanlarımızı görürdük.Bu gün bırakın kortu raket veya tenis topunu görmeyen insanımız var.

1952 NASUH AKAR GÜREŞ TAKIMI

 


SÜMER SPOR 19661948 Konya Sanayispor-Sümerspor

 

MEŞHUR FUTBOLCULAR 
 EMİN TOKSÖZ
ZEKARİYA DİNÇ.UZUN ASAF
KAMİL ALDAĞ.O dönemin yıldız topcusuydu.Şimdi olsa birinci ligde oynardı.
ALİ BOYER.Ereğlinin tarihinde yetiştirdiği en iyi kalecisiydi.
KARLOF MAHMUT.ANTRÖNERLİK YAPTI.
İLHAN KIZILKAYA
MUSA
İRFAN AYDOST
ASIMKILIÇ
DEVECİ İLHAMİ
TİFİLLİ CEMAL
KALECİ AYDOĞAN
HAKKI KÖKER
KALECİ AHMET
 GÜNEŞ SPOR ABİSİ KARGA İBRAHİM
YUNUSLUDA MEHMET ESENER
TEKKEDE SAATCİ CEMAL VE GÜDÜK  EROL
Tahta köprüde tak tak Arif Özinan İnsanları bir araya getirerek abilik.hocalık,takım arkadaşı sermayesi olabiliyordu..

 

1952 Voleybol takımı

GAR MÜDÜRLÜĞÜ
     1871 yılında Haydarpaşa-Anadolu-Bağdat tren hattı düşünülmüş para bulamayınca yapılamamıştır. Almanlar kendi sermayeleri ile bu yolu yapmışlardır. Ereğli 1904 yılında gar müdürlüğüne kavuşmuştur. Bayındırlık bakanı Turhan Paşa açmıştır.

                                
EREĞLİ LİSESİ
1947-1948 döneminde halkın parasıyla ortaokul olarak öğretime açılmıştır. 1957-58 yılında lise olarak öğretimine başlamıştır. Bugün fen lisesi olarak yeni binada faaliyetine devam etmektedir. Ereğli’nin Türkiye’ye açılan merkezi konumunda Türkiye’mizin lokomotif okuludur. Türkiye’miz de on binlerce öğrenci yetiştirmiştir.ılk mezunlarından genel müdürlük yapan Özal Baysaldır. 
LİSENİN YAPIMI
Ahmet SÜEL’ in anlattığına göre Ereğli Lisesi yapılırken en büyük katkıyı kahveciler yapmış caya bir kuruş zam yaparak gelirini lise yapımına bağışlamışlar ramazan ayında kahvelerinde tombala çektirerek gelirlerini lise yapımına aktarmışlardır.Okul ereğlilerin katkıları ile yapılmıştır.

 

ŞEKER FABRİKASI
     Adana yolunun 9.km’sinde 3343 dekar arazi üzerine 13 Temmuz 1987 yılında inşaatına başlanılmıştır. 1989 yılında hizmete açılmıştır. Ereğli ekonomisine ve Ereğli’nin kalkınmasına büyük hizmetlerde bulunmuş hala da özelleştirme kapsamında hizmetine devam etmektedir.Ereğlimizin temel direğidir.İnşallah ek tesisler yapılarak istihtamı sağlayacak hamleler yapılır gerçi ileride mutlaka  yapılacaktır.


CUMHURBAŞKANMIZ TURGUT ÖZALIN FABRİKA AÇMA MERASİMİ

 

 

İVRİZ BARAJI
     Yapımına 1981 yılında başlanmış 1985 yılında hizmete açılmıştır. Bugün için tartışılmaktadır. Berrak bir kaynak suyu kirletilerek sulama amaçlı olarak kullanılmaktadır. Tarihteki gezginler suyu Akgöl kuş cennetini beslediğini Elma Dağı’na kadar da bir alanı suladığı doğa harikası bir ortamın olduğunu bahsediyorlar. Bugün Akgöl yok olmuş, çevre yeşil dokusunu kaybetmiştir..

ERSU MEYVE SULARI
     1967 yılında müteşebbis Ereğli esnafı bir araya gelerek Türkiye’de ilk defa meyve suyu fabrikası kurmak için şirket kurarlar. 1 yıl sonra İstanbul’da yaşayan Münir Işık’da bu organizyona dahil olur. 1968 yılında Işık meyve suyu A.Ş. adıyla kuruldu. Finans sıkıntısı yaşanınca hisselerin %51’i Koç grubuna satılarak hizmete açılmıştır. 1984 yılında hisseler Akman grubuna satılarak fabrikanın rekabet gücü arttırılmıştır.
TÜRK KADINLAR BİRLİĞİ
Şadan Selçuklu Hanımefendi tarafından 14 Nisan 1962 tarihinde kurulmuştur. Ereğli’mizin kadınımıza bakışının dünyaya açılan çağdaş kapısıdır. Türkiye’de bulunan kadın odalarını Ereğli’de Muhtelif etkinliklerde bir araya getirip kültürümüzü misafirperverliğimizi hissettirmişlerdir.

TÜRK KADINLAR BİRLİĞİ ETKİNLİĞİNDEN
Şadan hanım Ereğlimizin unutulmayan değeridir. Her kadın hareketinin öncüsüdür. Olumlu olan ses getiren her harekette  şadan hanımı görmek mümkün idi yıllar gecsede bu ismi hatırlamamız şadan hanımın gayratlerinin sonucudur.

TÜRK KADINLAR BİRLİĞİ BAYRAM KUTLAMASINDAKİ ETKİNLİĞİNDEN
ŞEHİTLİK   Eski türbeleri ile tanınan merkezi mezarlıklardan biridir. 1959 yılında belediye başkanı Faruk Sükan etrafına duvar yaptırmış, kapıdan girişinin her iki yanına çamlar diktirmiş, çevre düzeni yapılmış, ağaçlandırma çalışmaları yapılıp asri mezarlık haline getirilip kitabesi bulunan şehitlik burada hizmete başlamıştır.

ÖĞRETMEN  ABDURRAHİM BEY’İN CENAZESİ

TÜRBELER- Bayraktar dede Türbesi - Budak Reis Dede Türbesi
- Pirömer Dede Türbesi         - Kenan-i Dede Türbesi    
- Sarı Mübaris Türbesi   - Süfyani Suhre Verdi Türbesi
- Şeyh Ömer Aduli Türbesi    - Ebudderda Türbesi
- Mustafa Bey Türbesi         - Şıh Şahabeddin Türbesi
- Ziya Efendi Türbesi           - Cemaleddin Rüfai Türbesi
-Sarı Saltık Türbesi
MÜZENİN YANINDAKİ  CAMİ BU ŞEKİLDE YENİDEN  YAPILANMALI

Müze yanı caminin eski hali

 

 

 

 

TARİHİ KÖPRÜLER
Hortu Köprüsü  Ziya Efendi Köprüsü Şeyh Şaban’Üd-din Köprüsü
 İvriz Köprüsü Bayburtlu Köprüsü

TARİHİ KALELER
Ereğli Kalesi
Kutören Kalesi
Tont Kalesi
İvriz Kalesi
Mindos Kalesi.Dibek kalesi

YER ALTI YOLLARI
     Ereğli’de yerin altına bağlantıları olan yollar vardır. Bu yollar şehir içinde zaman içinde oluşan göçükler ortaya çıktı. Bu konuda arkeolojik çalışmalar yapılmadı. Bu konu hakkında da fazla bir bilgiye sahip değiliz. Abdürrahim İlkokulunun oradan girip buğday pazarından çıktığı nı söyleyen yaşlılarımız vardır. Bir dönem uzun çarşıdan girişi vardı fakat esnafın fosetliğini bu yollara bağlamaları karsısında girilemedi.Eski Emlak Bankaısnın önü çöktü en az 50 kamyon harfiyatla dolduruldu o zamanlar dehlizler girilebilir haldeydi.
MEZARLIKLAR
Abitder Dede(Ebudderda)
Meydan Başı
Yeni Mahalle
Batı Elagöz
FatihCahı 500 evler     mezarlıkları bulunmaktadır.

1928 KIZ ÖGRENCİLERİMİZDEN BİR GÖRÜNÜM


Zaman içinde Ereğli nasıldı? sorusuna yanıt bulmak için Ereğli’ye gelmiş, öylesine geçmiş coğrafya bilginlerinin izlenimlerini ele alacak olursak;
STRABON
M.Ö. 65M.S. 23 yıllarında yaşamış. Yunan coğrafyacıdır. Tarih ve felsefe ilede uğraşmıştır. Roma imparatorluğunun tamamını dolaştı Roma’da ve iskenderiye’de kaldı. Olgunluk çağında Tarihi hatıralar atlı eseri vardı. Bu eser 43 cilttir. Poli Bios tarihinin bir devamıdır. Ereğli’ye yaptığı ziyarette buraya Kybistra olarak bahsediyor. Kapadokya Tyanının yakınında dağa doğru kurulmuş bir şehir olduğunu belirtiyor. Suyun çok yukarıdan geldiğini ARCHEALAUS’un atalarının Kapadokya’ya katıldığını ve bu şehrin Castables’e bağlı olduğunu belirtiyor. Ereğli böylece ilk çağ coğrafyasındaki yerini almıştır.
BEDRÜDDİN-EL-GAZZİ
16. yy. da Anadolu’yu gezen iki arap gezginden biridir.
Ereğli bağları ve bol miktarda bahçelerle çevrili yeşilliği bol bir şehirdir. Bu şehrin hoş güzel döşeli bir camii vardır. Caminin tahtadan bir minberi vardır ki çakıllarla kaplı ve süslüdür. Buradan anlaşılıyor ki minberdeki süslü taşların kıymetli olduğunu anlıyoruz devamında ise tahtadan yüksek mahfeleri vardı. Camiinin dışında yüksekliği göze batan bir minaresi vardırki bir berid, üç fersah veya on iki mil uzaktan görünürdü.
     Şehrin dışında sulu ve cimali geniş bir çadıra yerleştiklerini buranın insana huzur veren çok güzel bir yer olduğundan bahsediyor.

KUDDÜ’DİNEL MEKKİ
     Pazar günü Ereğli’ye geldik. 400 kadar evi 1500 kadar köyü ve çiftliği olan güzel bir şehirdi. Buranın bir kadısı vardır ki gelenlerden 15 Osmani alırdı. Bir minaresi bir camisi vardı bu camiyi Selçuklu hükümdarı Kılıçaslan yaptırmıştır diyor. Buradan da anlaşılıyor ki Ulu Caminin kimin tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmiyor fakat mekkiye göre Camiyi Kılıçaslan’ın yaptırdığıdır.
     Buranın Camisinin imamının adının Sinan halife olduğunu söylüyor. Ayriyetende kendisi kadıasker Sinan Efendinin eski danışmendi idi. Yolcular için bir han vardı. Camiye çok yakındı 2 gece buhanda kaldık diye belirtiyor.bağ ve bahçelerin çayırın güzelliğinden bahsediyor.

KATİP ÇELEBİ
     Cihan-nüma adlı eserinde Ereğli için Heraklei Karaman olarak bahsediyor. 22 mahallesi bulunduğunu her mahallede mescit olduğunu 4 caminin bulunduğunu biri Karamanoğlu İbrahim Bey binası diğeri Şahabettin’i maktule mensup olduğunu iki hamamdan bahsediyor. Şehri su basmasın diye etrafına toprak döküp bir duvar içinde bulunduğunu ismininde dökme boru olduğunu söylüyor. Sonradan muhdes suru vardır ki bir tarafı borunun vusatından çekilmiştir. Buranın çayırı ve suları bir hemvar sahada vaki olup Erdost nam gühdemeninden vakid olmuştur. Kadimüleyyamda öşrü mahsulü herameyn-i şerifeyn fukarasına vakıftır. Derler ki; bu İvriz suyu mucizat-ı muhammediye ile çıktı. El ecelden bütün kasaba hala vakıftır. Kılıçaslanın bir camii Rüstempaşanın bir hanı vardır. Ekmekcioğlu Ahmet paşa dahi bir han-ı cadide surup edüp natemam kalmıştır. Bayram Paşa Serdar olup gittikçe tekmil eyledi. Bu Ereğli etrafında akan ırmak suyu mütehaccir olur. Hatta andaki han ol sudan mütehaccir taştan mebnidir. Bu ereğlinin hububatı çoktur. Enva-i esmarı dur. Hatta derler ki yalnız emruoldan doksan dürlü emrud olur.


EVLİYA ÇELEBİ
     Seyahat namesinde bizim buradan karaman Ereğli’si diye Bahbediyor. Hazret-i resul-ü kibiya’ın Hz. Ömer’e verdiği ağzı barı mucizesi ile ve Hz. Sultan-ı Ulema Celaleddin Rum-i mevlananın nazargahı olması sebebi ile günden güne obadan olup mamur olmadadadır. Diye bahsediyor.
     Bedehu 434 tarihte sultan Aleeddin bu kaleyi alıp cem’i mecruhlara peygamber pınarının başındaki çamurdan sürünce cümle ehl-i derde ol kili mübarekten oldugundan erkili Ercamura demekten ismini bundan aldığı Halk isyan ettiğinden
     Ebülseth Muhammed kal’asına fethedüp eşkıya tahassün etmesin diyerek cabeca hatmetmiştir. Asitane-i saadette darüssaade ağası kanunü padişahı uzre nasr-ı umurudur. Bu şehir İslam elinde iken harameyni vakfı imiş. Hatta dest-i Kafada iken Kral herekli bu şehrin suyu mucizeyi resul ile cerayan ettiğini görmüş gerçi imana gelmedi amma Hazret-i Ömer’e ve gayrı emirüttmüminlere her sene hedayan gönderib bu vechile bu şehir himaye-i Resullaha olmuş idi. Bu herekli korkusunda hedaye gönderirdi. Elan bu şehir halifelerin himayesinde olup Haramyn Hakimi Zabdeder.
     Bu şehrin bir hakimi dahi şeriat tarafından olub üç yüz payesiyle şerifi kanadır. Abadan nahiyesi ve kurası vardır ki senevi yedi kise mezkür nahiyelerden hasıl olur. Kethuda piri, yeniçeri serdarı, muhtesibi şehir naidi, şehir su başısı ve taksiminde mikabı yani su ağası vardır. Su ağası olmazsa kavga eksik olmaz. Ovaları çok ünlüdür. Alıbin kadar bağ, bahçe, mezra vardır ki bahçeleride her türlü meyve her renkte bulunur. Beyazı, kırmızısı, pembesi, sarısı, siyahı, moru rengarenk görüntüsü verirler.
     Suyun bu şehirde hakim olması her evde havuz ve şadırvanın olmasını sağlamıştır. Koca Mehmet paşa camii mimar Sinan binasıdır. Ziyaret yerlerinden en önemlisi Elmevia İskender-i de Abdürrahim Efendi hasatsan Türbe-i pür envarı olub Ziyaretgah-ı Erbab-ı dildir. Evliye çelebiye göre Ereğli Antakya ile en büyük şehirden biridir. Sultan Alaattin konyayı başkent yapıp geliştirdi ereğlide geri kaldı.
     Yukarıda belirildiği gibi Ereğli isminin nereden geldiği belirtilmektedir. Evliya çelebiye göre erçamuru-erkili-Ereğli ve çevresine ne kadar değer verdiğini anlamak lazım. Yurtdışından gelen turistler o güzelim berrak İvriz kaynak suyunu barajda kirlettiğimizi görünce şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar.            

     James George Frazer’in(Adonis) isimli eserinde Ereğli ve İvriz’e ait görüşlerini tercüme etiğimizde ismi Cybistra olan Ereğli bugün meyvelikleri ceviz, kavak, söğüt, dut, beyaz siyah kirazları, bol çeşit elmaları fındık bahçeleri ve pelit ağaçlarından oluşan meşhur bahçeler arasında kalmış bir kasaba idi. Burası hakiki bir cennet kuş cennetidir. Ardıç kuşu ve bülbül orada boğazlarının bütün vüsatı ile terennüm ederlerdi. İbibik bir demet tüyden müteşekkil sorgusunu oynatır parlak türlü ağaç kakanlar çalıdan çalıya uçuşur, ve yüzlerce dağ kırlangıcı keskin sesler çıkararak havaya atılırlardı. Garbe doğdu gözün alabildiğine ağasız ve kederengiz Ğycanonla ovası, devam ederdi. Ereğli kasabası 3 saat cenubu şarkisinde bulunan ivrize giden yol pek zengin bir bu kadar geçer burası buğday tarlaları ve üzüm bağları ile müzeyyen olup ötesinden berisinden yeşil latif patikalardan geçen iki tarafı sık çitler ile çevrilmiş bir kavak, fındık, alıç asır dide, cesim, ceviz ağaçları ile süslenmiştir. Ki bunların dalları üzerinde yazın ilk günlerinde bülbüllerin temennümleri işitilirdi. Bu bağların arasında saklanmış olan İvriz kızıl kayaların hakim olduğu derin bir sel yatağının ağzında yükselir oraya bir çay dökülüyor ki bunun suyu dalga halinde billur gibi şeffaf iken rüküdet halinde koyu mavi bir renk almıştır. Köpükler saçarak burada kayaya nakşedilmiş bir kabartma vardır. Avrupalı seyyahlar ve alimler tarafından büyük bir ehemmiyetle incelenmiştir. Fisher isminde bir alman subayı tarafından görülen pek adi bir krokisi çıkarılmış bu krokiye RITTER coğrafyaya dahil olan meşhur büyük eserinde kaydetmiştir. Bu kabartma 1737 de şarka seyahat eden KONT MAUUREPAS’dan bir memuriyeti mahsussa almış olan İsveçli seyyah OTTER tarafından görülmüştür o vakit yolunun üzerinde tesadüf edeceği asarı batika hakkında bir seyyahın nasıl bir vaziyet alacağını görmek hoş bir şeydir. OTTTER diyor ki; kaynağın bulunduğu yerde kayaya kazılmış bir insana resmi olan Abris denilmektedir. Zannederim ki bu o mahallim derebeyi olan Aprinos isminde birinin adının tahrif edilmiş olmasından hasıl olmuştur. Fakat kabartmanın gerçek tavsifini yapan ve resmini çıkaran İngiltere’nin İskenderiye konsolosluğu papazı olup 1875’te ivrize gelen E.J. DAVİS’tir ondan sonra 1882 de SİR WİLLİAM RAMSAY tarafından ziyaret edilmiştir. 1742 yılında İbrahim Hamdi Efendi yazdığı bir risalede Ereğli için bu su muciza-i Muhammedi(Sallallahü vessellem) den olmakla kasaba Haremyn-i Şerifeyn vakfıdır.
     19. yy. Avrupalı Seyyahların Anadolu’ya akın ettikleri bir devirdir. 1832 de CHARLES TEXİER Ereğli için küçük Asya adını verdiği kitabında söyle demektedir. Ereğli ziraat arazisinin hudutunda içinden akan sular buranın manzarasını değiştirmiş burası CENRENUS’un zikrettiği HERCULİS VİCUS şehrinin olduğu yerdir. Bunda bütün Coğrafiyun Müttefiktirler fakat şimdi hiçbir asari atika bakiyesi kalmamış ve arap medresesi de münderis olmuştur. Sulak bahçeleri şehirden bir mil mesafeye kadar gider şehri ihata eden suların hepsi yazın vüsatı azalan(AKGÖL) ismindeki bir göle toplanır fakat ilkbaharda karların erimesinden gelen sular feyazan ederek ve çöle basarak Konya’nın(ELMA DAĞINA) dayanır. Bir deniz manzarası alır ve ortasında kalan köylerle ilişki kesilir sular çekildiği vakit toprağın yüzünde beyaz bir toz bırakırlar.

EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAME'SİNDEN ALINMIŞTIR
     Eski şehir ve eski kale ereğli:osmanlı ülkesinde seyahat ettigimiz yerlerde dört ereğli vardır: biri, rumeli'nde, istanbul yakınında bulunan silivri ile tekirdağ arasındaki tekirdağı ereğlisi olup, büyük limanlı bir kaledir. biri de karadeniz sahilinde, banrtın şehri ile akçaşar arısndaki bartın ereğlisidir. diğeri saruhan ereğlisi olup gittikçe harab olmaktadır. bir de karaman ereğlisi olup, Hazret-i Peygamberin Hazret-i Ömer'e verdiği agz-ı yarı mucizesiyle ve Hazret-i Sultan-I ulema ve celaleddin-i rumi mevlana'nın oraya bulunması sebebi ile günden güne şenlenip güzelleşmektedir.
      Buranın ilk kurucusu, yenvan tarihinin yazdığına göre nuh'un oğlu HAzret-i sam aleyhisselamdır. sonra şehrin kalesini hazret-i ebu bekir'in halifeliği zamanında müslümanların korkusundan kayser herakliyos yaptırmış ve adını da herakliye koymuş idi. 484 tarihinde sultan aladdin bu kaleyi kuşatmış ve yapılan büyük bir savaştan sonar fethetmiştir. savaşta yaralananların yaralarına peygamber pınarının başındaki çamurdan sürünce, o mübarek kil dertlere deva olmuştur. bu sebeble o çamura <<Erkili>> yani er çamuru denmiş ve bundan bozma olarak ereğli adı ile evliyanın gözdesi güzel bir şehir olmuştur. daha sonra buranın halkı isyan ettiğinden, fatih sultan mehmet kaleyi ele gecirerek eşkiya gizlenmesin diye bazı yerleri yıktırmıştır. bir tepe üzerinde beşgen şeklinde güzel bir kaledir. içinde dizdarı, askeri ve cephanesi yoktur. fatih'in kanunu üzere, karaman eyaletinden muaf olarak mekke ve medine(Haremeyi-n muhteremeyn) evkafı, güzel bir şehirdir. istanbul'da ki darü'ssaade ağası padişah kanunu üzere bu işin görevlisidir. onlar tarfından tayin olunan muhteşem, şanlı bir ağa yüz atlı ile idare eder.
      Ereğli, islam hükümdarları elinde iken haremeyn vakfı imiş. Hatta kafirler elinde iken Kral herakliyos bu şehrin suyunun peygamberin mucizesi ile aktığını bilmekte idi. fakat imana gelmemiştir. ama hazret-i ömer'e ve diğer müminlerin emirlerine her sene hediyeler gönderirdi. bu şekilde bu şehir allah'ın resulünün himayesinde olmuştur. zira bu herakliyos'u, hazret-i ömer medine'de durduğu yerden parmağiyle gözünü çıkarıp kör etmişti. o da korkusundan hayatta bulunduğu müddetçe halifeye hediyeler gönderirdi. halen bu şehir haliufelerin himayesinde olup, haremeyn hakimine bağlıdır. karaman paşasının adamları şehre asla eziyet edemezler. bir hakimi de şeriat tarafından olup, üç yüz payesiyle şerif kazadır. güzel nahiye ve köyleri vardır. senede yedi kese bu nahiyelerden geliri olup kethüda yeri yeniçeri serdarı muhtesibi şehir naibi şehir subaşısı ve su taksiminde mir-i abı yani su ağası vardır. eğer su ağası olmasa, gece gündüz kavga eksik olmaz. zira bu şehir peygamberpınarı dağın eteğinde kurulmuştur. doğu, batı ve kuzeyi herakl ovasıdır. bu ferah verici yerde altı bin kadar bağ, bahçe ve tarla vardır ki bu yerlerin hepsi aynı suya muhtaçtır. Bu sebeble bir su hakimi bulunur ve herkeze su sıra ile verilir. şehirde büyük saraylar vardır. her evde bir akarsu, havuz ve şadırvan bulunur.
     PEYGAMBER MUCİZESİ MESİRESİ yani PINARBAŞI
     Bu yer hakkındaki cemali merhumun manzum medhiyesini teberrüken buraya yazıyorum: bismillahirrahmanirrahim ve bihinestain ya fettah.
     Hamd kılmak Halik'a vâcibdir,
     Ni'metine ins ü cin talibdir.
     Hem salat ile selâm o Ahmed'e,
     Mazhar-ı levlakko sırr-ı emced'e.
     Sahbına evladına olsun selâm,
     Anlar ile çünkü din temam.
     Ehl-i ahbardan rivayet olunur,
     çok tevarihde hikayet olunur..
     bir gün ol sultan-ı zeyn-i enbiya,
     vakıf esrar-ı pak-i <<Hel Etâ>>.
     Otururdu, rahmeten li'lalemin,
     hem salatiyle emire'lmü'minin
     ibn hattab ömer ol kan-ı cûd
     hazret ağzından mümbârek yârını,
     ol nübüvvet ağacı esmârını.
     verdi ağzından dedi ki <<Yâ ömer!
     emr-i Hak'dır, sen bunu tut mu'teber.
     bu emanettir senin ağzında bil.
     vakti gelinceye değin sakla gil>>
     anı bel' etti emire'lmü'minin,
     mustafa'nın sırrına oldu emin.
     dar-ı mihnetten muhabbet darına,
     gitti sultan, kodu yarın yarına.
     yar-ı sani, adil ve amil ömer,
     ehl-i islam buldu devrinde zafer.
     bir melikin adı merakl-i rum idi.
     kendisi ve cümle kavmi şum idi.
     görmediler yüzünü peygamberin,          
     mu'cizatın bilmeyüp ol serverin.
     name yazub gönderüb ol kavm-i dal,
     sandılar ki ola bu iş muhal.
     dediler ki <<isteriz biz ya imam,
     dininiz hak ise bildik bi't-temam.
     zahir olsun ilimizde bir pınar.
     cari olsun görelim hem aşıkar
     terk edelim din kendi yılımız,
     vakf idelim ana bütün ilimiz.
     hem müslüman olalım biz bi'ttemam,
     sözümüz hep cümle budur ve'sselam>>
     name geldi çün medine şehrine,
     ol halife ve adalet bahrine.
     name geldi çün ana buldu vusûl,
     gördü ma'nasın bilüp ol pür usûl.
     zahiren verdi cevab ba sevab,
     lik düştü kalibne çok ızdırab.
     gice vardı merkad-ı Peygambere, 
     makdamına kodu başın, yüz yere.
     çok tazarru eyleyerek ağladı.
     <<Ya habiballah! Meded eyle!>> dedi.
     beyne nevm ve yekza ol pak-ı zat,
     gördü kim geldi göründü pür sıfat.
     dedi kim: <<kaldır başına ya ömer!
     hak katında çün sen oldun mu'teber.
     sana verdiğim ağız yarı ki var,
     gizli idi, oliserdir aşikar.
     gönder onu rum'u ma'mur eylesün,
     zemzem ile ehl-i rum'u sulasun>>
     çün emire'lmü'minin,
     çıktı ağzından o dem dirhemin.
     gizledi sanduka içinde anı,
     hürrem oldu görenin can ve teni.
     gönderüp ol dereyi ashab ile,
     izzet ve ikram ile, ahbab ile.
     ihtiram ile anı götürdüler.
     herakl-i rum'a anı yütürdüler.
     cem oldu ben, <<bu sihirdir>> dediler,
     <<bu yalandır, ya mekrdir>> dediler.
     dediler: <<bunu koyalım bir yere,
     olmaya toprak ola taş ve dere>>.
     kadılar bir yere yarı sengi çok,
     bir deredir taşı çok toprağı yok.
     zahir oldu anda en har-ı kiram,
     mu'cizat-ı mustafa'dan ey himam.
     ne yere kim kazdılarsa çıktı su,
     çün heman dem cari olup akdı su
     herbir bir dürlü söz söylediler.
     bunun üzre ittifak eylediler.
     yarı varub kodılar taş mermere,
     çoğu münkir oldular peygambere.


     

ANITIN ÖNÜNDEKİ O DÖNEMİN BARAJI
     1950 yılında Faruk SÜKAN önderliğinde Ereğli gazetesi yayın hayatına başlamış. Bu olay Aydınlarımızı oldukça heyecanlandırmıştır.
1953 yılında Eczacı Sami Bey İvriz adında gazete çıkararak rekabet ortamının ve kalitenin artmasına katkı yapmışlardır.
     1950 yılında Bölge Orman Müdürlüğü kurulmuş.

Ereğli’nin Ekonomik Yapısı güçlendikçe
     1956 yılında iş bankası hizmete başlamış.
     1957 yılında Akbank açılmış.
     1958 yılında 27 yataklı Hastane Hizmete açılmıştır.

İLK ELEKTRİK DİREKLERİ ŞEHRE ELEKTRİK VERİYOR

KANALLARIN YAPIMI

KITLIK DÖNEMİ
     Türkiye’mizin tamamında yaşayan bu olay Ereğli’de etkisi fazlasıyla göstermiştir. Bu dönemde her şey karneye bağlanmış. Karne ile yiyecekler pay edilmiş. Şeker Yokmuş üzüm varmış şeker yerine onu kullanmışlar. Bu dönemde Doğan çocuklara Kıtlığın x ismi verilmiş Bu Dönemi Bizde Bilmeyiz.   

 

 


KANALLARIN AÇILDIĞI GÜN

İVRİZ(AYDINKENT)KÖYÜ     Bu köyün adı İslami kaynaklarda “Abriz”, “Avriz”, “İvriz”, “İbriz” şeklinde yazılıdır.
     Evliya Çelebi Ereğli’yi yazarken:
     “Bu şehir Peygamber Pınarı Dağı dibinde vaki olup, şark ve garp ve şimali Herakul(Ereğli) ovası addolunur.” der. Çelebimiz suyun eteğinden fışkırdığı dağa, Peygamber Pınarı Dağı, suya Peygamber Pınarı, suyun bulunduğu yere de Pınarbaşı adlarını veriyor. Ereğlili şair Cemali bu su ve Ereğli hakkında medhiyesinde bu yeri şu iki mısra ile anlatır;
     Didiler ol pınara şimdi İvriz,             Ne hikmettir ki akar şöyle tiz,tiz
     Peygamber suyu diye isimlendirilen suyun kaynamasından dolayı baraya ve köye(ab=su) abriz ve İvriz denildiği muhtemeldir.
     M.Ö. 3000 ile 2000 yılları arasında Anadolu da kurulan şehir devletlerinden birisi de ön Hititler tarafından kurulan ve merkezi Halkapınar’ın 3km. güneyindeki Aydınkent(İvriz) köyünde bulunan Tuvana Krallığı(Tyana Herakleia) şehir devleti olup, bu devlet merkezi Aydınkent(İvriz) olmak üzere M.Ö. 1200 ile 742 yılları arasında hüküm sürmüştür.     Bu krallıktan günümüze halen aydınkette bulunan Karl Warpalawas’a ait İvriz Kaya kabartması kalmıştır. Kabartma abide haşmetli toroslardan Aydos dağının kuzey sathı mailende sert, dik ve sarp kayalıklardan teşekkül eden kocaburun adlı bir etek kayanın üstüne yapılmıştır. Kabartmanın üstünde dağ sahanlığında ortaçağda yapılmış kale harabeleri vardır. Köylüler buraya kale önü mevkii derler. Kocaaburun karşısındaki kayalıklar(küçükburun) adını alırlar. Küçükburunun solundaki dereden kızlar ve oğlanlar sarayına tırmılır. Karşısındaki sert meyilde çift delik antik döneme ait bir kalenin kapılarıdır. Bu  mağaralar daha sonra Sibel mabedi olarak kullanılmıştır. Yer Tanrıçası Sibel’in mabetleri böyle yamaçlara dağ tepelerine yapılırdı.
     Anadolu da Hititlerin büyük görkemli imparatorluğunun batıdan gelen istilacı kavimlerden biri olan frigler tarfından 1200 yılında yıkılınca çeşitli krallıklar kurulmuş olup, onlardan birisi de tuvana Kralığıdır. Tuvana Krallığından zamanımıza kalan en önemli kültür varlığı İvriz kaya Kabartmasıdır. Torosların derinliklerinden gelen zengin kar suların oluşturduğu tarihi İvriz çayının kaynağında M.Ö. 800 yıllarında bu bölgenin Tuvana ülkesinin Krallarından War-pa-la-was tarafından yaptırılmıştır. Kabartmadan dolayı köyün tarihini Hititlere kadar götürmek mümkündür.
     “Ben sarayda bir prens iken bu asmaları diktim. Tarnundas onlara bereket versin.” Hakim ve Kahraman Tuvana Kralı War-pa-la-was M.Ö. 800
     4.20 metre boyundaki bereket Tanrısı Tarhundas ile onun karşısında ibadet eder pozisyonunda iki elini yüz hizasına birleştirmiş, Kral Warpalawas figürlerinden oluşmaktadır. Tanrının yüz kısmının önünde ve kralın arkasında Hitit hiyeroğlif yazısı vardır. Bu yazıda “Ben hakim ve kahraman Tuvana Kralı Warpalawas sarayda bir prens iken bu asmaları diktim. Tarhundas onlara bereket ve bolluk versin” denilmektedir. Kabarmada buğday başağı ve üzüm salkımının bulunması İvriz köyünün evresinin antik dönemleride bile bereketli tarla ve bahçelere sahip olduğunu bize göstermektedir.
     Karlık derede  de köyün içindeki kabartmanın aynısı taşlara uyularak yapılmıştır. Aynı yerde kızlar ve oğlanlar sarayı bulunmaktadır. Burası Hıristiyanlık devrinde kilise olarak kullanılmıştır. Soldakinin bir tarafı mağaraya dayanmaktadır.    
     Tuvana Krallığının yıkılmasından sonra Asurluların egemenliğine geçen İvriz pek çok savaşa sahne olmuştur.
     M.Ö. 64 yılında bütün Anadolu ile birlikte Romalıların eline geçmiş olan İvriz, 395 yılında Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma(Bizans) imparatorluğunun sınırları içerisinde kalmıştır. Arapların Doğu Roma imparatoru Heraklius’u yenilgiye uğrattıkları Kermük savaşında sonra Adana ve Tarsus’tan Toroslara kadar ilerleyen Hz. Ömer, Bizans akınlarına mukabil İç Anadolu’ya yapılan akınlar sırasında Bizansa; Halkapınar(dolayısıyla İvriz)’in bir kısmı ile Ereğli’nin gelirini Beytülmal’a gönderilmesini kabul ettirmiştir. Abbasi Devletinin zayıflamasıyla tekrar tamamen Bizans hakimiyetine geçen Halkapınar civarındaki kaleleri Bizanslılar bir üs olarak kullanmışlardır.
     İvriz, Malazgirt savaşından 6 yıl sonra(1077) Kutalmışoğlu Süleyman Şah zamanında Anadolu Selçuklularının eline geçmiştir. 1276 yılında Karamanoğlu Mehmet Bey’in Konya’yı almasıyla Karaman Beyliğinin egemenliğine geçen İvriz, 1398 yılında Ereğli ile birlikte Osmanlılar’ın egemenliğine geçmiştir. Daha sonra tekrar Karaman Beyliğinin ve Memlüklülerin idaresinde kalan İvriz, 1468 yılında Fatih Sultan Mehmet’in Konya’yı almasıyla tamamen Osmanlı İmparatorluğu zamanında bölge askersiz bir saha haline getirilerek, İstanbul’da oturan Darüsseade ağası tarafından idare edilmiştir.
     Kurtuluş savaşından sonra İvriz;Konya ili, Ereğli ilçesine, 1991 yılında da Halkapınar ilçesine bağlanmıştır. Köyümüzde halen 114 hanede 335 nüfus yaşamaktadır.
     İvriz köyünde hakim bir tepe üstünde bulunan İvriz camiinin çok eski bir tarihi vardır. Kitabesi bulunmayan bu caminin kullanışsız duruma gelmesi ile 1988 yılında yıkılarak yenisi yapılmıştır. Yalnız eski minaresi korunmuştur. 
     İvriz’in dağları, kayaları, insanları; karanlık, efsanevi ve çok ihtişamlı çeker ve sürüklerle. İvrizin kirazları, cevizleri ve fındıkları v.b. çeşitli meyveleri çok meşhurdur. İvriz çayının güzel, yarayışlı ve renkli balığı vardır. Lezzeti hiçbir balıkta yoktur. Tarihi kaynakların yazdığına göre II. Sultan Abdülhamit Alman İmparatoru Wilhelm istanbul’a geldiği zaman ziyafet sofrasında İvriz balığı da bulunurmuş.
     İvriz çayının suları kışın azalır, bir çok pınarları çekilir. Mayıs Haziran ve Temmuz aylarında Torosların karı erimeye başlayınca sular çoğalır. Tarihi güzelliklerle tabiat güzelliğinin çok iyi kaynaştığı anadolumuzn nadir yerlerinden biri olan ivriz’in kalkınmada gerekli yerini alabilmesi için devletin elini uzatması ve fakir köylümün imkanlarının geliştirilmesi tarihi ve doğal çevrenin düzenlenmesi ve gelecek kuşaklara daha güzel bir şekilde aktarılması için elden gelen her tür çabanın sarfedilmesi dileğimizdir.
     Köyümüzden çıkan su 1985 yılında hizmete giren ve köyümüzün bağ ve bahçelerinin üzerine kurulan İvriz barajına dökülmekte ve Ereğli’nin ve 17 köyünün içmesuyu ile Ereğli ovasının sulama suyu ihtiyacını karşılamaktadır. Köyümüz suyun başında bulunmasına rağmen sulama ve içmesuyumuzu karşılamakta güçlük çekmekteyiz. Baraj yapıldıktan sonra köyümüz halkının geçim kaynağı olan bahçeler büyük ölçüde barajın altında kaldığından köylümüz bir kısmı köyü terk etmiştir. Kalanlar da geçimlerini zor şartlar altında sağlamaktadır. Dolayısıyla köyümüzdeki birçok ev harabe haline dönmüştür. Köyümüzde bulunan ve yukarıda bahsettiğimiz kaya anıtı sebebiyle bağ ve bahçelerimizin bir kısmı sit alanın ve koruma altına girdiğinden geçim kaynaklarımız iyice daralmış durumdadır.
     Köyümüzü yaş-kış binlerce yerli ve yabancı turist ziyaret etmektedir. Bu nedenle köyümüz halkının ev ve çevrelerini düzeltecek ekonomik güçleri olmadığından ve bizim de mahcup durumda kaldığımızdan dolayı devletçe köyümüzün imarında ve sit alanının çevresinin bakımı ve düzenlenmesinde gerekli çalışmaların bir an evvel yapılması ve gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
              Bu çağdaş görüntüler Türkiye de Ereğlilere nasip oldu.
YIĞMA TEPE
     Ereğli’yi su almasın vede gelen düşman şehre ani baskın yapmasın düşüncesinde etrafına toprak döküp bir doğal duvar oluşturmuşlardır. Tarihçiler o günkü görüntüsünde buna;
Mezbar boru Cebel-i Bülent
Sonradan yapma Muhdes Suru
Duvar(Toprak Duvar)
Sur
Hendek
Demişlerdir. Bugünkü Yunus Emre parkını ve önündeki yapma kaya anıtının figürünün bulunduğu yerde büyük bir hendek ve köprü vardı. Burası Ereğli’yi su ve düşmandan korurdu bu noktaya MAKBARA adını verdiler. Buradan Kıbrıs caddesinin önünde bir çukurluk vardı onun önünde tepeden şimdiki çavuşlu sokağının arkasın dan eski üçgöz kavşağına oradan tekke, Hamidiye,Köşk bahçeden kuzeye yönelip korunmasına. Oradan Abdurrahim ilk okulunun karsına Abbasın konagından Makparaya ulaşan kısımdır. Dışarıda okuyan bütün talebeler okula giderken bu yığma tepeden(Makpara)’nın köprüsünden geçer orada durup manzarayı seyrederlerdi çok anılarımız vardır.Buluşma yeri idi


SÜMER İLKOKULU YENİ YAPILDIĞI DÖNEMLER


1950 YILLARIN KREŞİ
RECEP ATAÇ
Konya Ereğli İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü.
     1958 Yılında Karapınarda doğdu.İlk,Orta ve Lise öğrenimini Ereğlide tamamladı.Yüksek Öğrenimini Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü Fen ve Tabiat Bölümünden 1980 yılında mezun nolduktan sonra22.02.1982 Yılında Uşak Atatürk lisesinde ilk görevine başladı.Daha sonraKütahya Simav Hisarbey Ortaokuluna ,Simav Güneyköy Orta Okuluna yer değişikliği ile Nevşehir Merkez Yunus Emre İlköğretim okulunda görev yaptı.1990 Yılında evlendi .Niğde Bor Kızılca Cukurkuyu İsmail Erol Orta Okuluna Atandı.Oradan 11.8.1992 tarihinde Konya Halkapınar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Şube Müdürü Görevine atandı.Bu Görevinden kendi isteği ile 22.3.2002 Tarihinde ayrıldı.Konya Ereğli Atatürk İlköğretim okulunda bir yıl Fen Bilgisi Öğretmenliği görevinde  bulundular.23.3.2003 tarihinde Konya Ereğli İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünde,İlçe Milli Eğitim Müdürü olarak görevlendirildi.Halen Şube Müdürü olarak görevini sürdürmektedir.    23.3.2003 tarihi ile 18.2.2009 tarihlerrti arasında 6 yıllık hizmetlerine bakaçak olursak.                                         

 1.Namık Kemal Okulu İ.Ö.O.24 Derslik.
 2. Namık Kemal Okulu İ.Ö.O.6 Derslik Ana sınıfı
3.Halime Demirel İ.Ö.O.16 Derslik.
4.Mesleki Eğitim Merkezi A Tipi Proje.
 5M.Azmi Aksu Şeker İ.Ö.O.Kapalı Derslik Kapalı Spor Salonu
 6.Talat Paşa Lisesi.
 7.İvriz Tahir civil İ.ö.o.16 Derslik.
 8.Alhan Şehit Serkan İ.Ö.O.16 Derslik.
 9.Yellice Öğretmen Alaattin Harput İ.Ö.O.8 Derslik.
10.Çayhan Hatice Rasim Özer İ.Ö.O.8 Derslik.
11.Barboros İ.Ö.O.10 Derslik.
12.Sümer İ.Ö.O.Ek Derslik.
13.Fatih İ.Ö.O.Ek 4 Derslik.
14.60 Yataklı Yeni Sistemle Donatılmış ÖĞRETMENEVİ Yapıldı.
15.Hüsnü ÖZYİĞİN Vakfı tarafından Sağlik Meslsk Lisesine 200 Yataklı Orta Öğrenim kız Yurdu Yapıldı
16.FEN LİSESİ AÇILDI.
17.Mimar Ahmet Köşker Anadolu Lisesi16 Derslik ve Kapalı spor Salonu tamamlandı.
18.8Yıllık Tüm okulların Kalolifer Teşkilatı  yenilendi.Maliyeti 400.000.T.L.
19.Tüm Yatılı Okulların Araçları Yenilendi.6.Adet 12 kişilik Ford TransitAlındı.
20.Tüm Okullara Bilgisayar ve Teknolojik Sınıflar Oluşturuldu.
21.Belediye Anaokulu 4 derslik..
22.Belkaya Fatih İ.Ö.O.Güçlendirme ve Kalolifer Yapılması10 Derslik.
23.Rehberlik Araştırma Merkezinin Açılması.
24.Milli Eğitim Bakanlığınca Yapılan tüm Sınavların Ereğlimizde Yapılması
 Bu Kadar Olumlu İşler Yapan Bir Eğitimcimiz  ÖRNEK  Olacaktır

     

 

BAYRAMLAR EREĞLİDE ÇOŞKUYLA KUTLANIR 3 YILIN GÖRÜNTÜSÜ

23 NİSAN 1972

 

29 EKİM 1973

27EKİM 1974

 

 

EREGLİNİN İLK MEHTER TAKIMI

O DÖNEMDE MAHALLE LEVHASININ TÖRENLEYERİNE TAKILMAS


Sürünün görüntü
KONYALI VEYA EREĞLİLİ OLMAK
Ereğliler asırlar boyunca İnsan olmanın erdemiyle yaşamışlardır.Ereğli Medineyi Münevveriyedir.Hazret.i Resul.ü.Kibriyanın Hazreti Ömere verdiği ağızı barı mucizesi ile ve Hazret.i.Sultan.ı.Ulema ve Celalettin.i.Rumi.i.Mevlananın nazargahı olması sebebi ile günden güne  abadan olup  mamur olmadadır bu güzel sözleri Ereğli için  söyleyen Evliya Çelebidir.  Peygamberimizin sevgisine mazhar olmuş tek şehirdir.İkicisi ise   Mevlana hazretleri 5 yaşında iken babası Bahaeddin Veletle beraber Bağdata geldiğinde onu karşılayan Ereğlili Suhreverdidir kendilerine Esrarname Adında bir kitap vermişler vede Sende bir ateş gördük büyüyünce  çok canlar yakacan demişlerdir.Asırlar boyunca Ereğli Layık olduğu şekilde saygı görmüştür. Bugün geldiğimiz noktada Konya Mevlana hazretleri sayesinde Bakanlar,Başbakanlar Diplomatlar ve siyasiler ,Dünyanın her tarafından  Ziyaretciler  gelip ihya oluyorlar Halbuki Şems Hazretlerininde Kör kuyuda boğulması konyada olmuştur. .Biz Ereğlilerede yıllarca  solcu diye çamur atmışlar  bizimde hoşumuza gitmiş sesimiz çıkmamış..İçkinin en çok içildiği yer Ereğli demişler halbuki Konya bizden çok önde yine hoşumuza gitmiş sesimiz çıkmamış .Rantı Konyalılar götürmüş.1530 yılında 101.000.Akce,1484 yılında 300.000.Akce Medineyi münevveriye vakfına Ereğliden fukaralar için para toplanmıştır.Diğerlerine toplananlar hariç .Ereğlilerin yardım yaptığı larende de kurulmuş Şeyh Alaaddin ,Satı hacı,Veled.i.uğurlu gibi zaviye ve mescitlerin bütün giderleri Ereğli tarafından karşılanmıştır.Bu zaviyeler ve tekkeler Ereğliler tarafından kurulmuştur.Fakat Konyada ikame etmişlerdir.
  Halbuki Ereğli gercekten Allahın Sevgisine layık olarak yaşamış ve hak etmiş bir şehirdir.Konya ve Ereğli yukarıda anlatıldığı gibi tezattır.
                       Konyalılar Yıllarca Ereğlilere solcu dediler kendileride sağcı oldu.Mübarek bir ramazan günü Ereğli,li, biri işi icabı konyaya gider,işini bitirip seferi olduğundan bir yerde yemek yerken iki konyalı buna ayıp değilmi niye oruç tutmuyon derler oda seferi olduğunu söyler.Bunun üzerine  konyalılar bizim Ereğliliyi imtihan ederler Ayatel kürsüyü oku derler bizim Ereğlili okur bu sefer Konyalılar bir birlerine bakarlar doğru okudumu diye ,Çünki kendileri,de bilmiyordur.Rivayete göre  Bizim Ereğliliyi de  Hocası olmayan caminin birine hoca yapmışlar.
                   EREĞLİLERİN KONYAYA SAHİP CIKMAYIP BİZİM EREĞLİLİ  OLMALARI BUNDANDIR.
EREĞLİLİ KONYA EREĞLİLİYİM DEMEZ BİZİM EREĞLİDENİM DER
                                   
BİZ ESKİ  EREĞLİLER TÜRKCEYİ DOĞRU KULLANMAZDIK KURALLARI İŞİMİZE GELDİĞİ GİBİ  UYGULADIK .KUŞU,KIŞI,KARI,KOÇ  VE KADIN GİBİ KELİMELERİ HİÇ Mİ HİÇ KULLANMADIK.GUŞU,GARIYI,GONYAYI,GOÇU ,ANGARAYI ÇOK İYİ KULLANDIK.EREĞLİYE HAS KELİMELERİ VE İLGİNÇ CÜMLELERİ HEP BİZ KURDUK.

ELİNDE BİR KÜREK VEYA BEL İLE GİDEN BİR ABİMİZE SORARDIK NEREYE DİYE ODA SU SULAMAYA GİDİYORUM DERDİ.TARLA BAĞ SULANMAZ SU SULANIRDI**BU GÜN BİLE HAYATTA MUSLUĞU KAPATMAYIZ SUYU KAPATIRIZ.

      ÖRNEK VERECEK OLURSAK
BETTİK KÖYÜNDE KADININ  BİRİ  OĞLUNA  TANALARA BİR BAKIVER NE YAPIYORLAR DEMİŞ  OĞLANDA GİDİP BAKMIŞ VE ANASINA SESLENMİŞ ANA GI ALA DANA GÖLE DÜŞÜK ÖLÜK  DEMİŞ KADINDA NOLUKTA ÖLÜK  OCAĞI BATASICA DEMİŞ.

HADİ……………………….GARİ.
EN MEŞHUR SÖZÜMÜZMÜŞ.                            

 

Akar                 Ark
Akarbalik          Rüşde ermek
Akpakla             Kuru fasülye
Akrut                Kötü
Alagalabak         Kuş
Arnaç                karşı
Ayak yolu          Tuvalet
Aylak                 Bedava
Azık                   Kumanya

Bahana               Yem oluğu
Bakhele               Bakarmısınız
Bakmak               Konuk etmek
Ballammut           Palamut
Barı                    Rampa
Bışırıklı               Pürüzlü
Bicik                   Meme
Boduk                 Manda yavrusu
Buhari                 Baca
Buyday                Buğday

Camız                  Manda
Carı                     Minyon
Cırcır                   Fermuar
Cıvzıtmak             Delirmek
Cıynak                 Tırnak
Cızık                   Yavru Güverçin
Civcik                  Serçe
Cozutmak            Saçmalamak
Cüllük                 Civciv

 

Çakıldak                Taş
Çalmak                  Badana
Çapraz                   Aksi
Çekişmek               Münekaşa
Çencere                 Tencere
Çıkla                      Ekmeksiz
Çıpkı                      Değnek
Çimmek                 Yüzmek    
Çomca                   Kepce
Çöğdürmek            İşemek

 

      
Dal                            Sırt
Dam                          Tek oda
Devre gamber            Ay çiçeği
Deynek                      Sopa
Dımık                        Çene
Dıkmak                      Doldurmak
Dımıtmak                   Ütmek
Doşan                        Eski elbise
Döşşek                       Minder
   
Eksik etek                   Bayan
El galem                     Kalender
Eymenmek                  Mahcubiyet

Ferfene                       Yemek
Ferik                           Yavru
Fıcıtmak                      Fırlamak
Fırıldak                        Topaç
Fırtmak                        Kaçmak
Fişkene                        Salyongoz

Gaburcaklı                    Oynak hava
Gal salığınan                 Allahısmarladık
Gancık                           Dişi
Garsamba                      Karışık
Gasalmak                       Böbürlenmek
Gavurga                         Kavrulmuş Nohut
Gırkmak                         Traş etmek
Gostak                           Çalımlı
Goşam                           İki avuç
Gubaz                           Yalan
Gurbuş ol                      Kurban ol

 

Lalin                             Takunya
Lavgar                           Çok konuşan

 

Makat                              Sedir
Maşrapa                          Bakır su kabı
Mavra                              Paslavra
Meliz kuşu                       Arı kuşu
Memişhane                      Tuvalet
Mesmisiz                         Münasebetsiz
Mısırga                             Hindi
Mirav                                Sucu
Mucuk                              Minik taş
Müzevir                            Laf taşıyan

Nayla                                  Nasıl
NÖRÜYÖN                           Nasılsınız.    Kibarca.

Okuyucu                             Düğün

Pali                                     Küçük köpek
Peşkir                                  Havlu
Pırtı                                     Düğün eşyası
Püs                                     Ağaçtaki  zamk,

Sabi                                    Çeket
Satlıcan                               Zatüre
Sıtara                                 Yüzsüz
Sifli                                    Uyuşuk
Sulfatı                                Sıtma ilacı
Sünnetlemek                       Tabağı temizlemek
Sürsat                                 Gıcık

 

Şaplak                                  Tokat
Şayeste                                 Layık
Şemle                                   Geniş şal
Şırlak                                    Patak
Şıvgın                                   Filiz
Şinik                                    Yarımteneke
Şipidik                                  Terlik

 

Tapurdamak                             Koşturmak
Taslamak                                 Takip etmek
Tebelleş                                   Asalak
Tor                                          Banyo havlusu
Teltik                                       Tuhaf
Ters                                         Hayvan güpresi
Tevge                                       Yalama
Teyin                                        Sincap
Toskapa  Tospağa                      Kaplunbağa
Tuturuk                                    Ekşi

 

Uluk                 
                        Çürük
Urup                                         Zahire ölçeği
Uğunmak                                   Kıvırmak
Ulmak                                      Olmuş  
  Ümük                                       Boğaz
Üvendire                                  Çivili sopa
Vıttırıvızık                                İşe yaramaz
Yağlık                                       Mendil
Yoz                                          Erkek koyun

 

Zavar                                         Köpek yalı
Zerzemi                                     Kışlık erzak yeri
Zırlamak                                    Mızıklamak
Zıydı                                          Kaygan
Zibidi                                         İşe yaramaz.

 

 

 

EREĞLİYE AİT MAHALLİ TABİRLER ve DEYİMLER
Hadi Gidelim gari
Hadi……………………….Gari.
İmanı gevremek.
Coluzun bağını görmek.
Papazın bağına yollamak.
Gavurun dölü
Gavurun…….iti,mahellesi…..her şeyi.
Ali Fakının Tay kovaladığı yer
Ali Fakı’ ya yazdırdık daha beter azdırdık
Al Mestini ver Abdestimi
Al Atını severim Tımarını
Asılzademden Asla şüphe etme Teperse Katır teper çünkü halası eşek
Eşeğin Altına sersen Altından Döşek Sıçar Batırır Çünkü; Aslı eşek
Ayranı yok içmeye Atla gider sıçmaya
Bettik Belaya çattık. Şapkayı sattık kumara bastık
Bir Goşam
Boşa Tapurdamak
Çorkutu Çıkmış
Dalağı dışarıda
Dımıtmak
Dırbıdık Cıkarmak
Efliğim Daraldı
El eliyle diken tutma dikenede yazıktır.
Eliyin artığı
Eşek çamura çökünce sahibinden kuvvetlisi olmaz
Gambersiz düğün olmaz
Gerdek gecesindeki Yediğin hurmalar simdi………tırmalar
Guru guru gaden olayım
Gün battı gavur yattı
Goca gunduralı
 Nörüyon,Nayla.
Nolukta ölük.
Baban sana  Kurban Olsun Seni Doğuran Anaya kurban olayım
Daldan sürme değil kökten görme olacan.
Bor tanasından öküz olmaz.
Geçti borun bazarı.sür eşeğini niğdeye.
Zımbatın dölü.
Gödenine dürterim.
İvrizlinin olduğundan olduk.
Yal ganarası.
Godummu oturdurum.
Katranı kaynatsan olmazmış şeker aslı bozuk olan aslına çeker.
Hacı hacı olmaz mekkeye gitmekle eşek derviş olmaz tekkeye gitmeyle.
Demirin tuncu İnsanın pici kaldı,
Sen seni bil sen seni bilmezsen patlatırlar enseni
Babamın Evinde buda  Yoktu
Gıra rusun torunu
Ereğlinin köşe başını beklerim vay benim emeklerim.
Karşıdaki Dağ adamı hasta eder sağ adamı.

MARUF LAKAPLAR
Abuzerin Ayşa                             Acem Ziya
Alafranga Durmuş                              Allah Allah Hasana
Apiş imine                                               Araboğlu Ahmet
Arap Fethi                                               Asker Ali
Ayakkabıcı Ofon                                  Ayış mulla
Bakırcı Artin                               Beta Sami
Bıyık Mustafa                               Bisikletci Zaven

Boduk Rifat                                            Borlu Mahmut Usta
Börekcinin Rifat                                  Cambazın reçep
Canavar omar                              Cart Cart Kazım
Cıynağın Abdullah                               Cinci kazım
Cingan Tahir                                Corcor Ali
Çakıcı Abdurrahman                         Çamur şevket
Çaput ali                                         Çayan musali
Çeço kemal                                             Çerkez Musa Efendi
Çolak Reşit                                              Çopur Cemil
Çölcü Memet                                          Çarıklının
Çörcil Mustafa                                                     Çöp
Çürüğün Nuri                               Dalgavuğun Hasan
Darağın Kemal                                      Defçi Hasene
Deli Geçi                                         Deli Musfalar
Demokrat Hasan                                 Dınlamazlar
Dımlamazın Hasan                             Dizibağlı Mustafa
Kafa sı kırık halil                                             kıtlığın emine

ADABAĞLI NAZİF

 

        Ereğlinin kanı kaynayan civanı  idi .Kötülükleri sevmez haksızlığa  karşı duran  bir yapıdaydı.Lisede okurken  koridorun sonunda adamın biri birinin kulağından tutmuş tokatlayarak getiriyordu yaklaşınca adabağlı nazifin  öğretmeni döverek getirdiğini gördüm.Delikanlı  bir abimizdi  .Arkadaş muhabbetleri çok ünlüydü.Genç yaşta öldü allah rahmet eylesin.

CORCORUN NEVZİYE HALA Ereğlilerin adı gibi halasıydı.Karı koca çok şakacı idi hayatı hep tiye alırlar onlarla tanışan biri sanki kırk yıllık dostları gibi olurdu.Lakapları Türkiye genelinde bilinirdi.Rahmetli oldular oğulları doğan Antalyada yaşıyor.Ereğlideki dostlarını sık sık ziyaret ediyorlar.
DEMOKRAT HASAN Demokrat partinin simge ismiydi.Şakaları ve halıcı davut ile kavgaları ünlü idi çocukları yurt dışında .O dönemin parti kavgaları nı çok yaparlardı C.H.P. nin arkasından atarlar şaka şamatayla particilik yaparlardı.Etli ekmek satışı yapar yanındada pepsi içermisin demez tepsi içermisiniz diye espiri yapardı. CHP lilerle karşılaştıklarında birbirlerine laf atmadan geçmezlerdi deyim yerindeyse eski dönemin tenekeli siyasetcileri idi sesi yüjsek görüntüsü bozuk tu ama odevir öyleydi.    
HALICI DAVUT Halk Partinin sembolü idi Kendisini iki kere ağlarken gördüm  İsmet Paşa seçimi kaybettiğinde ve Paşanın ölümünde.ATATÜRK ve İsmet Paşa hayranı bir Abimizdi.  Demokrat partililerle kavgası ünlüydü.Birbirlerini görünce sataşmadan duramazlardı.
 EBABİLİN ERDOĞAN  Ağaların olmazsa olmazı idi Ağalarımızın cenazelerinde hep vardı içtenlikle ağlardı.Düğünlerde ise yine baş köşede dururdu.Ağaların her mahkemelik olayında yanlarında hep o vardı.Şakası ile ünlüydü.

A çköpek                                               Köşe dölü
CİN MUSTAFA                                       ZOBUNUN RİFAT
ZOM OSMAN                                         COLLOZ
        COLLOZ ŞABAN                                     KARAKAŞ KEMAL
ŞETAN KADİR                                         PALA
 SÜRÜL MUSTAFA                                GIRIT ALİ
         A BİŞ                                                      GÖDELEĞİN ÖMER
AĞIZBOĞAZLI HASİP HOCA                 İVRİZLİ, SADIK
 KUZUMANIN HACI                               DABAK MEMİŞ           
Doktor  Simon                                                              Panti                              
 Ebabilin Erdoğan                                                         Kont Ahmet        
Ekselans                                                   Foto Nafiz
Garabet Usta                                          Gıcıklı
Gözü gızıl Hasan                                               Düdük Hasan
Gül hasan                                                    Hacı Gamber
Halıcı Davut                                                        Hasan taştan
İbradalı Avni                                          Kayış baldır
Kedili Mustafa                                       Kel Hacı
Kesikli                                                       Koreli Mustafa
Kulaksız Mehmet                                            Melek gazi
Öküzün abitter                                               Öncel Memet
Raşit Ağa                                                  Saraç Ali
Sübüleba                                                  Şehitli Memet
Tellal Ahmet                                          Tilki Mustafa
TopaL Aliler                                           Topal  Mustafa Efendi
Tüngülün Mustafa                               Tütüncü Menduh
Uzun Asaf                                       Uzun Osman
Yağcı Şahabettin                                                 Yörük Tat Memet
Gıcık İbo                                                                   Artiz halit.
Yalamanın ferdane                                             Tapucu Rifat.
SEMTLER
Abbasın Gonağı                                             Cerkezköy
Ağalar Mahallesi                                           Çerkez Göbeti
Alagöz Bağları                                       Cinler Mahallesi
Barıbaşı                                                    Dalmaz
Bey bağı                                                    Delikli Han
Cahi                                                                              Demir Köprü
Camii Kebir                                                           Dutlu Hanım
Cinli Barı                                                  Eşek Öldüren
Cinner                                                        Garipler Mezarlığı
Colizin Bağı                                                          Gavurlar Mahallesi
Çalılı Bağ                                                  Gelekmez
Gümeçli Bağları                                             Gümüşbahçe                                    
Hacı Nene Bahçesi                                         Hacılar Köprüsü
Horhor                                                      Konlıyır
Orhaniye                                                  Karagedik
Kızlar Bağı                                                           Kirkor Söğütleri
Kusere Köprü                                        Kuyubaşı       
Makbara                                                   Meydanbaşı
Nergah                                                       Papazın Bağı
Regilatör                                                  Tekke
Tek Söğüt                                                     Türk Göbeti      
Uzun Göbet                                                           Zambasan
 Konsolos Köpeği    S…                                                 Kirkorun adem                                                       

Tek Söğüt İstanbula gelen bir Ereğlili hemşerimiz ilk defa maça gider Maçta yanındakilere her şeyi sorar onlarda sen hiç bir şey bilmiyorsun ne işin var maçta deyince bizimki  bozulur peki ağam sen teksöğüdü  biliyonmu der.

 

 

EREĞLİ,NİN  AİLE  SOYADLARI

    ABAY  ACAR   ACET  ACUN   AÇIKGÖZ   ADA   ADACIK   ADAK    ADALI    ADIBELLİ   ADIGÜZEL   AFACAN   AFŞAR   AĞIR    AĞRI    AK    AKALAN    AKAN    AKAR     AKARSU   AKAY    AKBAL   AKBAŞ   AKBEL   AKBUDAK   AKBULUT    ASKCA   AKCAN   AKÇA    AKÇAY   AKÇETİN   AKDAĞ   AKDEMİR    AKDENİZ    AKDOĞAN    AKGEDİK    AKGÜÇ    AKGÜL    AKGÜN    AKILIOĞLU    AKIN    AKINCI    AKKAN    AKKAŞ   AKKAYA  AKKOÇ    AKKOYUN    AKKKUŞ     AKMAN   AKOVA   AKPINAR    AKSOY   AKSOYLU   AKSU  AKSUNGUR AKSÜLLÜ    AKTAR   AKTAŞ    AKTEPE    AKTÜRK    AKYURT    AKYÜZ   ALADAĞLAR    ALBAYRAK    ALDEMİR     ALTAN    ALTINBAŞ    ALTINÖZEN    ANDAÇ     ARAÇ    ARILAR   ARICAN    ARLAR   ARIKAN    ASLAN    ATALAY    ATMACA     AVCILAR     AVŞARLAR    AYATA     AYDEDE     AYDINLAR    AYDOĞDU   AYGINLAR    AYTAÇ    AYTEKİN   BAĞCI   BAL    BALTA   BAŞ BAŞKAYA    BAŞKOL             

 BAŞER   BAYIR   BAYKAL     BAYSAL    BEKTAŞ    BEYDEMİR      BİRCAN    BİRER      BİROL     BOZAN      BORUCU    BOZKIR    BOZKURT   BOZTAŞ   BÜLBÜL    BÜYÜKÖZER   BÜYÜKTORUN    CAM    CAN     CAMCI   CENGİZ    CERAN   CEYLAN     CAĞIRAN    ÇAKICI    ÇAKMAK    ÇAM    ÇAVDAR….ÇAYIR   ÇELİK…ÇELTEK  ÇETİN   ÇETİNKAYA   ÇIRCIR   ÇİMEN    ÇOBAN    DAĞLI    DEMİRCAN     DEMİRER   DEMİRHAN    DEMİRKOL    DEMİRTAŞ   DENİZ    DİKMENER    DİNÇ    ERDOĞAN     ERGEN   ERGÜN    ERKEK    ERKOCA    EROL    ERSÜLLÜ     ERTUĞRUL   FİDANCI    FİLİKCİ    GEDİK    GENCERLER    GENÇ    GEYİK   GEZEN     GİRGİN      GÖK    GÖKBUDAK    GÖKCE     GÖKSEL    GÖNÜLAL    GÜÇ     GÜL    GÜLEÇ    GÜLSOYLAR     GÜNAY    GÜNBEY    GÜNEY    GÜLTÜRK GÜRBÜZ    GÜRLER    GÜVENÇ     GÜZELSOY    HALICI     HARMANCI    HARPUT    HEKİM    HELVACI   HOTAMIŞ    ILDIR    IRMAK    IŞIK    İLASLAN     İLTER    İNAL    İNAN    İNCE    İNGEÇ    İPEK   İREY  İŞERİ  KABAK   KAÇMAZ    KADIOĞLU    KAHRAMAN   KAL   KALE    KALKAN   KALOĞLU    KAPLAN     KARA    KARABAĞ    KARAÇAY     KARADEMİR    KARAKAYA       KARAKÖSE   KARAKOÇ     KARALAR    KARCILAR    KARGI    KARTAL    KAŞIKCI    KAYALAR     KAYHAN     KELLELİ    KESİM     KILIÇ    KINAY     KIRGIN    KOCAGİL    KOÇ     KOÇAK    KOÇYİĞİT   KOYUNCU    KÖKSAL   KURT    KUZUCU   KÜTÜK    MELEK   METE    MOR    MUTLU NACAK   NAKIŞCI    NARLI   NAZ     OBA    OĞULLU    OK   OKTAY   OKUMUŞ    OLGUN   ONAT    ORUÇ    OYMAK     ÖÇAL   ÖĞÜN   ÖKSÜZ   ÖNAL   ÖZ    ÖZATALAY     ÖZBİLGİÇ    ÖZDEMİR    ÖZDEŞ   ÖZGÜMÜŞ     ÖZKÜTÜK   ÖZSÜLLÜ     PAÇALI    PARLAK    PEYNİRCİ    RAMA    SABAH    SAÇIKARA    SAĞLAM    SARAÇ    SARICA   SARITEKE   SAYDAM    SELVİ   SEVİNÇ    SOLAK    SOYSAL     SÜREN    ŞAHİN    ŞAMLI    ŞEN    ŞİMŞEK     TAKA     TAŞAR    TAŞTEPE    TEKE   TEZCAN    TOPALOĞLU    TOPCU    TUNA     TUNCER    TURAN    TÜFEKCİ    TÜRKTAŞ    UÇAR    UĞURLU    ULUTAŞ    UNCU    UYSAL    UZ    ÜÇER     ÜNAL    ÜNLÜ     ÜNVER     ÜZER     VANLI     VARIŞ    VAROL     VURUL    YAĞAR     YAĞMUR   YAKAR    YALAVAÇ     YALÇIN     YALÇINKAYA    YAMAN    YARAMİŞ     YAVUZ     YAZICI    YENİLER    YEŞİLYURT    YILDIRIM  YILMAZ     YİĞİTER    YİĞİT    YUTTAŞ    YURTDAŞ     YÜKSEL    ZENGİN    ZEYBEK    ZORLU   .    
Soyadı Kanunuyla beraber Ereğlimizde en çok kullanılan soyadları,MAÇ,   GÖKBUDAK    KÖKBUDAK     SARIBUDAK     BUDAK    DALBUDAK    İZBUDAK     TAŞBUDAK      ÖZBUDAK    EREL      ERKEK     SAYIN     KAYIŞ     BAŞOĞLU     KURDOĞLU     DENİZOĞLU     SÜLLÜ  VE SÜLLÜYE YAPILAN EKLERLE GELEN ………ERSÜLLÜ…….ÖZSÜLLÜ……

 ATAMIZIN DEDİĞİ GİBİ KAMU BİNALARI EREĞLİYİ ÇOK DEĞİŞTİRDİ.

1940 Yılının ilklerinden Aile Lokali Bu lokalin içinde bilarda oynanırdı.
    1940 Yıllarında işçi yemekhanesi
1940’li Yılların Misafirhanei

HALİT KAYNAKCI
    Ereğlimizin  tanınmış ailelerinden  Demirci Ali Kaynakcının oğludur.Yıllar önce İzmire yerleştiler.Dayıları Zarraf hazıma dır onuda anmadan geçemiyeceğim.Evinde hanımı ile ölü bulunmuştu.Ereğli halkı derin bir acı yaşamıştı.Kaynakcı sülalesi Ereğlimizin en köklü ailesidir.Kitap çalışmaları esnasında halidi aradım Sümer dokumanın çalışmasını yapan Rahmetli Celal hıncaldı Hem bizim Ereğliler adına başsağlığı dile hemde Oğulları cevdet sınıf arkadaşımız bizim adımıza selam söyle dedik.Kitaptaki bazı gerçek bilgileri bu aile sayesine aldık.Halit izmirde yaşasada daima bizlerle beraber olan Ereğliyi unutmayan İzmirde İnşaat Mütahitliği yapan bir kardeşimizdir.Bütün arkadaşları haftada bir gün arayarak halatırımızı soran bizleri bir arada tutan insandir.Çok fakir gencimize burs verdiler.Sınıf arkadaşlarımızdan mühendis olan biri geldi halidin adresini ver bir sıkıntımvar görüşecem ver dedi bende verdim o da izmire gitmiş para istemiş halitte vermiş ve bir dahada ödemedi.Anlayacağınız benim yüzümden kardeşimin dolandırılmasına yardımcı oldum.Halit beyin kızları Beste Yelken Milli Takımının Milli sporcusu kendiler ile ne kadar gurur duysak azdır.Televizyonda yarışlarını izleyip arkadaşımızın kızı diye gururlanıyoruz.Bestenin  sporcu olmasına anneleri hanımefendinin  katkısı olmuştur.

 


KİRKOR ÇAMKATAN, ARTİN MIHÇI, ÇEBRAİL KASABOĞLU, GAZER BOYNUİNCE

 

AGOP BEYİN ANILARI
Kilise ismi Mayron Asvazazin,
O zaman 2 ayrı dine mensup olan insanlar 2 farklı bayramları bile kendi bayramları gibi yaşarlardı diyerek söze başlıyor Ereğli’yi anlata anlata bitiremiyor. İstanbul’a yaşamasına rağmen ben Ereğli’liyim diyor  başka bir şey demiyor.
     Bu yazılan kitapta her şey gerçeği yansıtsın diye İstanbul’a gittik  Agop Beye telefon açtım “Ben Kadıköy’deyim” diye bizi Kadıköy iskelesinde karşıladı inanın bir ağabeymizi görmüş gibi olduk. Bizi alıp evlerine götürdüler. Hanımı Dikraniyi  bizi kapıda karşıladı Sağolsunlar biz geliyoruz diye yemekler yapmış yemeğimizi yedirdi, çayımızı içirdi, meyvelerimizi yiyerek uzun süre Ereğli anılarını yaşayıp 7-8 saatin nasıl geçtiğini anlatamam. Bizi alıp başkanı olduğu Moda gönülleri derneğine götürdü burada Çağdaş Yaşam Derneğinin tertip ettiği konferansa katıldık. Kendileri Türk Sanat Müziği Korosu kurmuşlar. Gece tertip ediyorlar burada elde edilen gelirler Mor Çatı Derneğine veriliyormuş. İnanın çok sıcak bir ortamda bizi ağırladılar.

Yine bazılarından bahsetmek istiyorum Pastırmacı Minas Efendi, Pastırmacı Parnak Efendi(Hayk Değirmencinin Babası) Hayk Değirmenci(Heico) adında firma sahibi idi. Atatürk heykelinin yapımında en büyük katkıyı sağlayan iş adamı olduğu söylenir.
     Agop Mıhçıya Ereğli Hakkında Düşüncelerini Sorduğumda;
     -72 yaşındayım, 24 yılımı Ereğli’de 48 yılım İstanbul’da geçti. Yani ömrümün 3’te 1’i Ereğli’de altın yıllarım olarak geçti. İstanbullu hiç olamadım.
     Unutulmayan isimlerden Garabet Gürler(Hacibali) çok sevilen renkli simalardandı. Doktorların gözdesiydi
     Yemek kültürü olarak yılması ve bayramlarda olmazsa olmaz Topik(Zeytin Yağlı Dolma ve Sarma)
     Ereğli’de kunduracı Gülbenk ustanın bir anısında yanında 8 ila 10 kişiye iş verdiği halde oğlu Bedros Kürkçü oğlu yaz tatillerinde oğlunu başka bir kunduracı olan Halil ustanın yanına çırak olarak verirdi. Bunun sebebi ise: oğlunun şımarmaması içindi
     Bedros Kürkçü oğlunun babasının ortağı olan Çerkez Sadullah Akçay o zamanlarda çeşme olmaması nedeniyle abdest alırken ibrikten suyunu dökermiş oda ona karşılık sana da dua ederdim dermiş.
     Gelelim Ereğli Ermenilerine bundan 80-100 sene evvel kilise ve okulu olan arsası Gülbenk KÜRKÇÜOĞLU’na ait olan(şimdiki Ziraat Bankasının bulunduğu yer) ve buraları dolduran topluluklardı. Bu insanlar zenaat’ta düşkün insanlardı. İçlerinden bazıları doktor olan Dr. Mukim, sonraları Dr. Simon Efendi bunlar bugün dahi övgü ile anılırlar. İçlerinde kunduracı, bakırcı, demirci, kalaycı, yapı ustaları, değirmenci, terzi, berber gibi zenaatlarla Ereğli’nin ihtiyacı olan şeyleri Ermeniler karşılardı. Müslüman halk daha fazla ziraat ve hayvancılık işleriyle uğraşırlardı.
     1940-1950 arası Ereğli’de 150 hane civarında Ermeni aile yaşıyordu. Zamanla İstanbul ve diğer ülkelere göç ettiler. Ereğli’de halen bahsedilen kişileri anmadan geçemeyeceğiz; Ahçı Gülhatun Dudu, düğünlerde yemek yapardı. Bisikletçi Zaven babası Hampar, kalaycı Kirkor, terzi Boğuz, terzi Artin Agop, kunduracı Gülbenk, kunduracı Ohan, bakırcı Artin Mıhçı, Ereğli aşığı olan oğlu Agop Mıhçı, tüccar Milkon efendi, Bedrus Efendi(İstasyon Caddesindeki Şevket Beyin konağının eski sahibi), Armenak Efendi gibi kişiler…

Hampar boyacı bir kazan kökboyalı su ile suyu değiştirmeden 7 renk ip boyardı.Bu bugün olmayan rekordu.
     Kelleci Arekel koyun kellesini satardı, öyleki ünü bütün Türkiye’ye yayılmıştı.Trenle gelip kelle yiyenler her gün olurdu.Adanadan,konyadan.
     Kasaplar; Agop Paçacı, Agop Yıldız, Cebrail, Agop Yıldız’ın babası Ohannes Yıldız kilise ve papaz olmadığı için düğünde nikah, ölümlerde ölüm duasını yapardı.
     Birde mezarlığa gelirsek, önce Ermeni mezarlığı gül bahçesi iki su arasında idi. 1945’lerde istimlak olup kara sudaki Ermeni mezarlığına nakledildi. Daha sonra 1997’de o zaman ki belediye başkanı Kenan Akpınar meclis başkanı Hamdi Cağıran Agop Mıhçı’nın isteği üzerine mezarlığın çevresini yaptırarak koruma altına aldılar.
     Ereğli Ermenileri Şam, Halep, Beyrut gibi yerlere gittiler. Daha sonra 1918 yılında yeni bir kanunla bir kısmı Ereğli’ye dönebildiler. Bu dönenlerden biriside bakırcı Artin Mıhçı(7 yaşında gitmiş 12 yaşında dönmüş) o dönemden bir anısını şöyle anlatır:
     Şam’da babamlar kalaycı dükkanı açmışlardı. Dükkanın önünde sakallı bitli bir kişi içeri bakıyor. Babam bu zatı tanıdı ‘Halisa! Sen misin? Diye içeriye alıp sarılıp ağladılar. Ben çocuk olduğum için bitli adama sarılıp ağlamalarını hayretle baktım. Bu zat ağaların Derviş izbudak’ın kardeşi Halis Efendi imiş. Harpte esir düşmüş. Babamlar bu zatı tıraş ettirip yıkayıp eve aldılar. Yemekten sonra uyutmadılar(bitten kurtulan uyursa zehirlenirmiş) geç zaman uyudu 10-15 gün misafir edip Ereğli’ye gönderdiler. Diye anlatırdı. Buradan da anlaşılacağı gibi Ereğli’nin islam’ı Ermeni’si yıllarca dost hatta bir kardeş gibi yaşamışlar. Müslüman ve Ermeni Bayramlarını birlikte kutlarlardı.
     Tarih boyunca Şehrimizde Ermeniler yoğun olarak iki mahallede yaşamışlar sanat ve ticarette uğraştıklarından hepsi zengindi. Çocuklarının tahsilini Amerika, Fransa, İngiltere, İsviçre’de görmelerini sağladılar. Zaman içinde yerli Ereğlililerde çocuklarını bu ülkelerde okutmaya başladılar. Tatil dönemi geldiğinde yurtdışında okuyan öğrenciler evlerine döndüklerinde şehrin havası değişir, şehir buram buram kültür kokardı. Kışlık yazlık sinemalarımız vardı. Bez fabrikasındaki sinemada yabancı filimler oynardı. Mahallelerde imece usulü ön planda olup biz Türklerde düğün, nişan, ölüm, hastalık gibi durumlarda mahallenin yanabası-genabasi(büyük abla) organizasyonu sağlardı. Ermenilerin ablasına da dudu denirdi. Bu sebeple midir? Bilinmez dudu ismine çokça rastlanırdı.
                                       
                                           Gülbenk Kürkcü
Bu gün Türkiye içinde veya dışında yaşayan Ereğlili ermeniler ,1950 yılında Ereğlide nasıl yaşadılarsa bu günde aynı yaşıyorlar.Yurt dışına gidiyoruz hala Türkce konuşup,tavla oynarken  bile Türkce küfrediyorlar.Bizim çocuklar yurt dışına gittimi Türkceyi unutuyorlar.
Bugün Ereğlide Ermeni vatandaşlarımız keşke olsalardı.Ereğli bu günki durumundan daha önde olurdu.İstanbulda yaşayan Ermeni abime sordum neden Ereğlide kalmadınız diye dediki ben evlendiğim gün Ereğlide kilise ve papaz yoktu inancımıza , adetlerimize gore zivaf gecesine bizi papaz katardı inan papaz olmayınca altı ay kadar aile olamadık konya yolunda bir kaza olmuş orada bulunan papaz efendiyi tesadüfte olsa ereğliye getirip prosedürü uyguladık dedi.Kısacası yenilikleri çağa ayak uydurmayı Ermeni dostlarımızdan öğrendik .Yeniliklere açıktılar dünyayı takip edebiliyorlardı.Basit mucitlikleri her zaman yapıyorlardı..Agop abi anlattı karpitden bir lamba yapmış Ereğlideki bütün düğünlerde agop abiyi ararlar oda sıra vererek aydınlatma işini yaparmış.
Ermeni vatandaşlarımızdan örnek verecek olursak
     Dr. Simon; Muayenehanesi vardı şimdiki Mispide’nin yerinde paralı parasız hastaları muayene eder, o dönemde Ereğli’nin etrafı sazlıklarla kaplı olduğundan sıtma hastalığı yaygındı. Dr. Simon merkeple köy, mezra, harman yerleri gibi yerlere gider vatandaşa sıtma asısı yapar karşılığında da bir ücret almazdı.
Karabet Usta;Demir ustasıydı yeni evlenen, ev yaptıran Ereğlilere hiçbir ücret almadan çiçek saksısı yapar hediye olarak verirdi.
Kalaycı Koca Kirkor;Kalaycı ustasıydı kalaycılığının yanında yaz kış safari turları düzenleyen kışın avladıkları av etinden arabası yaptırıp dostları ile paylaşan bir kişi idi.
Bakırcı ve Kalaycı Artin Usta;Yıllar yılı Ereğli’nin bakır ihtiyacını karşıladı kalaycılık yaptı bu mesleğin kalfa ve ustalarını yetiştirdi. Yetiştirmiş olduğu ustalar hacı Ali, bakırcı İbrahim usta, kalaycı Necdet gibi kişilerdi.
Zeki Usta;Ermeni idi babasına hacı usta denirdi. Ereğli’yi ilk traktörü ve bicer döveri getiren tamirini yapan ve bizlere öğreten baba ile oğlu idi.
Tellioğlu;Şarap imalatı yapar kupası 10 kuruş. Veya tahta fıcı ile satardı.
Agop Usta;Ermeni kasaplık mesleğini ifa ederdi.
Cebrail Usta;Sucuk ve pastırma yapımını Ereğli’ye öğreten kişi idi.
Sarkiz Çerkezyan;98 yaşına kadar yaşamış Ereğli dokuma bez fabrikasının yapımında emeği geçmiş babası da ünlü bir seyisti   . Ereğli’de dini ve milli bayramlarımızda burada yaşayan ermeni kardeşlerimiz bizim gibi cami vakti dükkanlarını kapatırlar mübarek ramazan ayında bir Müslüman gibi dükkanlarını açıp bir Müslüman gibi hiçbir şey yemeyen içmeyip dükkanlarını kapatırlar bizlere büyük saygı gösterirlerdi.
         Armenek efendi.Ambar ve nakliye işi yapardı

Yarbant  Katiplik yapardı
Hırant.Terzi
Garbis Usta  acentacı
Sinan Usta  tamir ve acentacı
Sahak  .Gazete Satardı.

 

ATİLA ATMACA
     Metro Televizyonunu Ereğlimizin hizmetine sunmuşlardır.Görsel açıdan Ereğli Halkı Şehrimizde yaşananları İzleme imkanı  na kavuşmuşlardır.Çok Zor Şartlarda ,İlkeli,Dürüst,doğru ve Tarafsız Yayın yapan bu kahraman kardeşimizi  Yakınen Tanıyan birisi olarak Yürekten Kutluyorum.Ereğlili olarak bizler çok şanslıyız Televizyonlarımız olsun,Basınımız olsun Türkiyemizin en İlkeli ve Dürüstce Basın tabiri ile Kalemini satmayan  Karekterli Kişilerinden oluşuyor.Sevgili Atiladan Kitap Konusunda Kaynak İstedik Bizim için Arşivini actılar Şükranlarımızı İletiyorum.Ereğlimize Dışarıdan Misafirlerimiz Geliyor Kendilerine ne zaman rica etsek Ekranı bize veriyorlar.Hasret  duyan insanımızın bu duygularına tercüman oluyorlar.

 

 

MENDUH EKİCİ
     Bu güzel kardeşimiz hiçbir talepte bulunmadan Yılların göz nuru fotoğraflarını bu kitaba bağışladı. Bu güzel fotoğrafları da bizler sizlere paylaşıyoruz buda bizim için bir onurdur.Menduh Bey bu gün için ünü Türkiyemizin sınırlarını asmıştır.Oldukca duygusal yapıdadır bizden fazla ereğliyi sevdiklerini biliyoruz.Ereğlimizin sevilen eczane sahsibidirler.Ereğli ile ilgili videoları var kitapla bunun dağıtımını yapacağız.

AYRANCI
746 Haneli 2679 nüfuslu bir ilçemizdir.
Dede Mahallesi
Yeni Mahalle
Musa Mahallesi
Ulu Mahalle
4 mahallesi bulunmaktadır.
Buranın ünlü insanları;
Mürteza Çelikel
Veli Bektemir.
Çeladdin Set
Mehmet Tatlı  İbrahim Tatlı     Berendi.
 Alaaddin Büyüktürk.    Ağuzboğaz Köyü                                                                                    
 .  Turgut sevimli
    Arif Kayalı
     Hasan hüseyin Harman
     Ahmet Set
    İsmet Set
     Osman  Ilkı      Divle
     Turgut İnce     Ayrancı
      Naci Aytaç. Agızbogaz köyü
      Şahabettin  Harput

 

AĞIZBOĞAZ KÖYÜ
üç dönem Milletvekili Çıkaran köy.
Köy140 haneli, 378 nüfuslu Divle halkından 50-60 hane bu cifliğe gelerek(kabatepe) bu alanda yerleşerek köyün temelini atmışlardır.
     Hatıralar bırakan Mehmet Tavaslı ve Yemliha Küçüktürk.
AKPINAR-KÖYÜ
    Hane sayısı 80, nüfusu 253.

Muhtar: imdat  küçükgedik
Ambar Köyü
Berendi Köyü
Böğecik Köyü
Buğdaylı Köyü
Büyükkoraş Köyü
Çat Köyü
Orzala Köyü
Kale Köy.Hüyükburun Köyü


Türkiye 1.’likleri kazanmış sayısız şampiyonlar yetiştirmiş SümerSpor güreş takımının Dünya şampiyonu Nasuh AKAR’ın albümünden Yaşar DOĞU
EREĞLİNİN EREĞLİNİN YETİŞTİRDİGİ MİLLİ GÜREŞCİLERİMİZDEN GÖRÜNTÜLER 1953Hikmet Aksoylu.MİLLİGüreş Takımızı çalıştıran DURAN KOÇOK Memleketin ünlü Antranörüdür.
HALKAPINAR
AKİF MÜLAZIMOĞLUNUN  ANILARINDAN
     Fazla göze batmasa da Türk Eğitim hayatının en önemli atılımı ve Türkiye’nin ilk öğretmenlerinin eğitim aldığı yerdir. Halkapınar halkı topladıkları paralarla, eşyalarla, inşaat malzemeleriyle ilk okul binasında düzenleme yaparak burada öğretmen okulunun ilk sınıfını oluşturarak Türkiye’mizin eğitimine büyük katkı sağlamıştır.
          Eski ismi Zanapadır.Rivayete göre tarih döneminde zanapada bir çiftlikte yaşayan kralın bir ,kızı olur adını zenupe koyar. Halk bunu telafuz ederken yıllar içinde bu isim zanapa adını alarak son haline gelir.Daha sonraları ise Halkapınar olarak kayıtlara geçmiştir.Belediye olduğu dönemde Süleyman Öcal vardı.İlk belediye Başkanımız  Ahmet Tunç olmuşlar daha sonra uzunyıllar Süleyman Değirmenci belediye başkanlığı yaptı.O dönemde Halkapınar ismini aldı,Değirmencinin döneminde çevresiyle güzelleşmiştir.Halkapınar çok ünlü Bürokrat Yetiştirdi.Örnek verecek olursak Orman Genel Müdür yardımcılığı yapan orman yüksek mühendisi Hüseyin Mülazımoğlu,İskenderun Demir Çelikte uzun yıllar müdürlük yaparak orada Hemşerilerinden 2 köy kuran sayın Hüseyin Ataydır.Sayın Mülazımoğlu Emekli olduktan sonra bir dönem Halkapınara gelerek Belediye Başkanlığı yapmışlar.Başkanlıkları döneminde 300 Toki konutlarını,Dereyüzü köylerinin tamamına asfalt yol yapılmasına,Halkapınar yollarının kilit taşla döşenmesini,Belediyeye Hizmet  araçlarının alımını ,Damlama ve sulama sistemlerini getirdiler,Alt yapı kjanalizasyon hizmetleri sayın Mülazımoğlu döneminde yapılmıştır.
1584 Yılında mescid.i.mısr.i.,Camii şerif,mescidi lala,Gebran olmak üzere 4 mahalleye ayrılmıştır.    tarihi en eski yerleşimyerlerinden biridir.Çevredeki köyler afat evleri yapılarak buraya taşınmışlardır,
DURLAZ
     Türkiye’de tema vakfı doğaya sahip çıkarak modern köylerin ortaya çıkması için büyük gayret göstermektedir. Temanın katkısı olmadan Ereğli’nin katkısı olmadan kendi kendileri ile Türkiye’mizin en örnek tarım köyünü oluşturmuşlar. Bugün yurtdışına giden kirazın, elmanın, patatesin, merkezi olmuş bu modern köy Ereğli’mizin de geleceğine ışık olacaktır.

 

BAYRAMLAR
     Eski bayramların tadı kalmadı diye söyleriz fakat eskiden Ereğli’de bayramlarda çocuklara önce oyalı mendiller hediye edilir. Ardından çok yakınları elbise, gömlek gibi giyim malzemeleri hediye eder, daha sonrada harçlık verirdi. O dönem kıyafetler kıymetli idi ama yinede en güzelini çocuklar giyer dışarı çıktıklarında rengarenk pamuk şekerleri satılır çocuklar için lunaparklar gelir bayramlar panayır havasında geçerdi.
     Büyüklere bayramlarda likör ve çikolata ikram edilirdi, fakat bu isteğe bağlı idi. Almak istemeyenlere acı kahve mutlaka içirilir. Üzerine de Ereğli baklavası zorla yedirilirdi ölümü öp diye diye.
     Şimdi çocuklara bir şekeri vermekle bayram kutladığımızı sanıyoruz ondan sonrada eski bayramlar diyoruz…


SÜMER DOKUMANIN ÖNÜEREĞLİ’NİN VAKIF OLMASI

 

     Ereğli Emeviler en geç Abbasiler zamanında gelirini beytülmale göndermeyi Bizans idaresinde bulunmasına rağmen bir anlaşmayla kabul etmişti. Bu suretle Bizanslılar hem bu akınları önlemeyi hem de tahripten korunarak elde edilen geliri vererek sözlerini yerine getirmişlerdir. İslami kaynaklar Ereğli suyunun Hz. Peygamberin mucizesiyle akmaya başladığından Heraklius gerçi imana gelmedi ama Hz. Ömer’e diğer emirülmüminlere her sene hediye gönderirdi. Şehir himayei resullaha mashar olmuştur. Elan Heramyn evkafı bir şehirdir. Ereğli’nin vakıf olması Hz. Peygambere kadarda götürülür.

 

 

CUMHURİYET DÖNEMİNDE KÜLTÜR DURUMU
     Bu dönemde 7 ilk okul, 77 köyde 44 ilk okul faliyet göstermektedir. Şehir merkezinde Cumhuriyet, Dumlupınar, Öğretmen Abdurrahim, Mehmet Akif, Sümer, Şehit Kamil Atalay ve Toros ilk ve orta derceli okullar bulunmaktadır. 1947 yılında orta okul 1956 yılında orta okula dayalı özel lise 1958 öğretim yılında ise Ereğli Lisesi açılmış ilk lisenin müdürünü Yusuf Ziya Ataman olmuş ikinci ve ilk Ereğli lisesi müdürlüğüne Necat Yüzbaşıoğlu 1960 yılına kadar sürdürmüştür. 1960 yılında ise Mustafa Yenisey atanmıştır. 1955 öğretim yılında ortaokula bağlı olarak aynı binada akşam kız sanat okulu açılmıştır. 1959 öğretim yılında özel sınıflı kız sanat enstitüsü haline getirilmiştir. 1951 yılında erkek öğrenciler için marangozluk ve demircilik kurslarının erkek sanat enstitüsü haline getirilmesi için dernek çalışmasına başlanmıştır.Tarihimizden Övünerek bahsediyoruz ama Ereğli gibi büyük bir şehre 1947 yılında orta okulun açıldığından bahsediyoruz.  
.

GÖBET
     Ereğli’ye has bir tabirdir. Bugünün yüzme havuzu anlamına gelir, Ereğli’de yaşayan gençlik anne babalarından habersiz yazla bilrilkte hacılar, santral, bulduklar, uzun,üç sögüt, Çerkez ev alan akar göbetlerine gelerek sögüt ağaçlarına çıkıp bu derin yerlere balıklama atlayıp hem yüzer hem de serinlerlerdi. Anne babalarından izin alanlar evlerinde besledikleri hayvanlara beraber göbetlere gelir. Kendileri yüzerler hayvanları da otlatırlardı.

HERGELE
Ereğli çayının ve suyu ile ünlü olunca küçük ve büyük baş hayvanı da bol idi. O dönemlerde her mahallenin bir çobanı olurdu. Mahalle sakinleri meydanda hayvanlarına çobana emanet eder çobanda sabahtan akşama kadar. Çayırlıklarda hayvanları otlatıp akşam mahalleyi teslim ederdi. Bu olaya hergele denirdi. Hergelenin gitmesi gelmesi bir olaydı sabah ve akşam bütün Ereğli halkını biraraya getirir çoluk cocuk,kadını,erkeği,yaşlısı genci karmaşık bir yapıda buluşurdu. Kimsede bu durumdan şikayet etmezdi.Çocukların çok hoşuna giden bu olay bizlere hayvan sevgisinide aşılardı.O zaman hayvan yapısı alay konusu idi kuyruksuz hayvanlar olurdu çok gülerdik.Hergele toz bulutu ile gelir,toz bulutu ile giderdi. .

İSTASYON ANISI
     Ereğli Tren istasyonu çok ünlü idi. Türkiye’nin her tarafına gidip gelen insanlar istasyonumuza uğrardı. Ereğli elmacılık sektörünün merkezi olduğundan yaz tatilindeki öğrenciler sepet içinde elma satarlardı. Yıllardır gittiğim şehirlerde hep bizim elma hikayesini anlatıyorlar. Bizim uyanık talebeler; çürük elmaları alta üstüne de iyisini koyarlarmış. Bu olay çok Ereğli çocuğunun askerlikte dayak yemesine sebep olmuş afyonun kaymağı Konya’nın manyağı diye dayak yiyen çok hemşerimizi gördük.Bu Elma hikayesini yapanlar bizim bir önceki kuşak Hemen hepsi çok önemli görevlerde bulunuyor.Satılan elmaların parası ile kışın ev geçindirilir,aynı zamanda kışlık ve yazlık harçlıklar sağlanır alın terleri yendiği için gençlik sorumluluk duygusuyla hareket ederdi.O dönemin istasyonlarının önemi çok tu şehirlere ekenomik olarak büyük katkı sağlarlardı.Bizim istasyon çok meşhurdu Harakir gür sesi ile kelle satar çevreden  sadece kelle yemeye gelen olurdu Bizim istasyonun ünü fazlaydı meşhur olmak isteyen soluğu burada alırdı..
     Trene binip evden kaçan çok çocuk olurdu. Sonuçta tamamı yine ereğliye dönerdi. Çocuklar evlerine geldiklerinde güzelce bir dayak yerlerdi. Evlerine çocuğu görmeye gelen insanlar mahşeri bir kalabalık oluştururdu. Çocuğun başından geçenleri anlatmasını beklerlerdi.
     Ereğli halkı istasyon sayesinde ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜR’ü görmüştür.Çağdaş bir şehir olmasının başlıcası sebeblerinden birisi tren yoludur.Sümer dokuma ve İvrizin yapımında  tren istasyonu katkı sağlamıştır.
 

HANIM NAZ

İstasyonun ablalarından birisi idi ANALIK lakabı ile anılırdı.Analık diye gelenlere Kebap yapıp satardı .Çok lezzetli kebaplar yapar lezzeti Türkiyenin her tarafına yayılmış idi Bizim istasyonu farklı kılanlardan birisidse bir bayanın kebap satması idi.Çok Garibe Analık Yaptığından bu lakabı hak etmiş  birisiyidi.
BOBİ ENVER      istasyonun ilginç adamlarından biriside enverdi onada Ereğliler bobi lakabını takmışlardı onun bobiliği süs köpeği beslemesinden gelirdi.Çiğer satar .dı.Gerçekten Ereğlinin eti lezzetli olduğundan ciğeride çok lezzetliydi.Yukarıda anlatmaya çalıştığımız olay İstasyonun ve Ereğlinin yaşamının panayır havasında geçtiğinin göstergesidir bu gün Avrupanın çok şehrinde yılda bir kez yapılan panayırların havası bizim Ereğlide her zaman yaşanırdı.

 

ABUZER AYŞA Düğünlerimizde def çalardı.Sesi çok Güzeldi ,Her düğünde yer alırdı.
Mürvet abla Düğünlerin Defci ablasıydı.

 

DEFCİ HASENE
     Düğünlerin esmer tenli oldukça kilolu defcisiydi. O dönemlerde düğünlerimiz uzun süreli oluyordu kadınlar kendi arasında kına gecesi tertip eder. Hasenede defi ile organizasyonu sağlar onsuz kına gecesi düşünülmezdi.
DÜĞÜN ÇALGICILARI

BÖREKCİ RIFAT
KEMANCI TAHİR
K…DÖLÜ   SAMİ 
BIDILIŞ MEMET 
EGOLARIN FİKRET
KÖR ABİDİN
AVARE MEMET
  KÖR ATİLA
  KEMANCI MAHMUT.          Kemanı ağlattığına şahit oldum.

TOPAL FETULLAH   Düğün organizasyonlarını Yapardı.

KARA DURMUŞ  Cümbüşcü
BIDILIŞ MEMET Darbukacı
ASLAN YÜZER ..NAMI DİĞER TOPAL ASLAN DERLER.
Yozgat boğazlıyan doğumlu  olup sümer dokumada Uzunyıllar  çalışmış Çalışırken Türk sanat muzikisi ile iştigal etmişlerdir.EREĞLİMİZİN ÜNLÜ sanatcılardan birisidir.Ereğlili olup dışarıda yaşayanlar her zaman için kendilerine selam yollamaktadırlar.

 

KORHAN ABAY

 

Ereğlide babaları sayın mukbil bey Avukatlık yaptılar.eski dönemlerde Senatörlük sistemi vardı Mukbil bey Ereğlimizin senatörü olarak  parlemontada görev aldı.Eski dönemlerin o şaşalı dönemlerinde Korhan beyde ereğlide yetişti.Ereğlide yapılan sanatsal  etkinliklerde görev aldılar.

 

YILDO

Gece hayatının aranan simalarından yıldo Ereğlilidir.Televizyonların yeni döneminde aranan insanlardan birisiydi.Çok ünlü bir Televizyoncu  idiler.En iyi proğramları yıldo yapardı kendine has bir karizması vardı.Hemşerimizden hep gurur duymuşuzdur.

FARUK ERDEM

Ereğlimizin Bayan Terzilerindendir.Süleyman Zorlunun Yanında yetişmiştir.Kendileri modayı yakından takip eden, Ereğlimizin  tasarımcılarından birisidir.Aile fertleri Ereğli dışındadır.İki oğulları vardır Büyük oğulları  Mustafa öğretmendir.Karamanda bir dersanede öğretmenlik yapmaktadır.Küçük oğulları  Melih ise  konyada özel bir şirkette çalışmaktadır. Faruk bey  terzilikleri dışında siyasetlede ilgilenerek, Hacı Mütahir Mahallesinin de muhtarlığını yapmaktadırlar.Mahalle halkı ve Ereğlimizin sevilen simasıdır.

 

 

AHMET KAYA

 

Ereğlimizizn ilk mühendislerinden birisidir.İlk betonarme binayı erteğliye yapan şahıstır.Siyasi arenada yer aldılar.Belediye ve Milletvekili adayı oldular renkli bir ereğli insanı idi

 

 

                  DÜĞÜNLER

 

 

Ereğlinin  düğünleri çok meşhurdu.Düğünler bir haftaya yakın olurdu.Mahellenin gen abası  Özel düğün yemeklerini  yapar  gelen misafirlere ikram edilir gelin alayı Perşembe güğnlerine denk getirilirdi.Geli yakınları atlara ,Gelin Otomobile,Misafirler ise her düğünde tutulan 20 kadar faytona bindirilir istasyon caddesinden geçirilir yolun her iki tarafından dolaştırılırken şarkılar naralr atılır yola halat atılır gelin halatagelince arabayı durdurur gelinin saadetinedaha doğrusu mutluluğunu paylaştığı için oğlan evi bahşiş verir.Gelin konvoyları gelin evinde son bulur damat arkası dönük olarak hatıra ve uğur parası atardı.

KINA AĞIDI

Dam başına mumlar diktim yanmadımı
Parmağına ziykir yüzük takdım dönmedimi
Yüküm neden alçak dersen
Bey babam yok da ondan
Bohçan neden çözük dersen
Bey kardeşim yok da ondan
Atımı bağladım binek taşına
Ellerim ulaşmadı kaşına
Kara bağrın demir taş olsun
Ben gidiyorum gönlünüz hoş olsun.

 

                                   İSTASYON CADDESİ

 

Tarihi seyahat yapan seyyahlar Ereğliyi anlatırken  Tuğla veya taştan yapılan  konaklar,  genellikle bu cadde üzerindeki muhteşem  şato tipi gösterişli evler,Bakımlı,Badanalı evler çilek bahceleri ,akasya ağaçları,iğde ağaçları,çam ağaçları ve güllerle donatılmış  bahçeli evlerin genellikle bu cadde üzerinde olduğundan bahsederler.Kaldırımları betondan olan bu caddeye belediyede aşırı özen gösterirdi sebebide İkindi ve akşam gezintileri,Düğün alayları bir Pazar yerinden dahada kalabalıktı.İstasyona gelenler trenleri beklerkeb bu caddeyi gördüklerinde gittikleri yerde anlatırlar bu durumda caddeye ayrı bir gizem katardı.Cadde üzerinde Çocuk bahcesi kılıklı bir yerde vardı.Genellikle eski dönemlerde iş yerlerinin bu cadde üzerinde olması ivrize giden yolun ve tren istasyonunun bu yoldan geçmesi bu caddeyi dahada önemli kılmakta idi.Göz ardı edemeyeceğimiz bir gerçekte İvriz çayının bize sağladığı nimettir.İstasyon caddesinden gülbahçeye giden kesiminde ise bu saydıklarımız güzelliklere  suyla çalışan  su çarklarının yosun tutan ve çarkların şelalesi muhteşemdi.Ereğlinin iki sesi güzeldir birisi kuş diğeri su sesi.İvriz çayının Ereğlinin içinden geçmesi şehrin temizliğine katkı yapardı pisliklerimizi su alır götürürdü Yazın Ereğlinin içi serin olur kış çıkışıda meyveleri fazla soğukta almazdı.Akgöle dökülür oradada bir cennet oluştururdu.

 

VELİ CEYLAN

1940 yılında Ereğlide doğdular.Bisikletcilik yaptığı için lakabı bu ismi almıştır.1972 yılında Almanyaya giderek bu kervana katılmışlardir.Köln Türk Aile birliği başkanlığı yapmışlar,Sendika temsilciliği BEDRİB SLAT görevinde bulunmuştur.Dört çocuk babasıdır.Türkiyeye dönünce çeşitli derneklerde görev almıştır.1 dönem Hacı mütahir mahallesi muhtarlığı yapmıştır.Muhtarlık birliği  binasını yapmışlardır.Yılda en az 15 öğrenciye burs temin etmişlerdir.Yavuz Caneviye Ereğlideki Borsa Okulunu Yaptırmıştır.Eşlerini kaybetti,ler çok iyi bir kişi idi allahtan rahmet diliyorum.  

 

 

GÖÇLER
Tarih boyunca göç lafı en çok Ereğli’de kullanılmış olduğunu biliyoruz. Ereğli hem göç almış hem de göç vermiştir. 31 Mayıs 1946 – 20 Agustos 1966 yılında Varto ilçemizde meydana gelen depremlerde bu ilçemiz ve Hınıs büyük bir tahribata uğramış insanlar evsiz kalmış ve bu kardeşlerimiz 1966 depreminde yoğun olarak Ereğli’ye gelmişlerdir.İlk gelen aile Hacı Kerim Dumlu Bu Gün İçin bu Aileyi Nurettin Dumlu temsil ediyor. Biz Ereğli’lerinde yazlık ve kışlık evlerimiz vardı bu yazlık evlerimizi bu kardeşlerimizle paylaştık. Biz yerli Ereğli’liler bağımızı, bahçemizi, tarlamızı, evimizi satarak dışarıya gittik sattığımız evleri ve bahçeleri de dışarıdın gelen kardeşlerimiz aldı. Ereğli’nin havası ve suyu güzel olduğundan buraya gelenler kaldı onun için Ereğli doğudan büyük oranda göç almıştır Halen yeyni yeni göçlerde devam etmektedir.. Kutören gibi nufus yoğunluğu çok olan bu bölgenin insanları da yıllar içinde Ereğli’ye gelerek buraya yerleştiler. Dağ köyleri diye tabir ettiğimiz yerlerin yaşam şartları zor olduğundan bu yörenin insanları okuma isteklerinin çok olması sebebi ile eğitimlerini genellikle bölgemizde yaptıklarından son zamanlarda Ereğli içe doğru yoğunlukta göç almaktadır. Ereğli’miz refah seviyesinin düşük olması sebebi ile gençlerimiz ve yaşlılarımız Türkiye’nin her tarafına belli dönemlerde çalışmaya gitmektedirler.

BUGÜNKÜ EREĞLİ
     Bugün Ereğli, değişik bölgelerden insanların göç edip gelip yerleştiği bir yerleşim birimidir. Yerli halkın dışında ilk gelenler Çayan ve Azizye halkıdır. Bu topluluğu yaklaşık yüz yıl sonra betikler takip eder. Betikler, bir söylentiye göre Yavuz’un Mısır seferinde; diğer bir söylentiye göre de günümüzde 400 yıl önce Maraş’tan  Ereğli’ye geldikten sonra Ereğli-Karapınar arasında bulunan Hortu(sazgeçit) bataklığının kenarında ikamet ettirilmişlerdir.  sivrisinek ve bataklığın bol olduğu bir yer. Daha sonra buradan doğu tarafına doğru ovada birçok köy kurarlar. Ama günümüzde kanal sistemi kurulduğu için Hortu(Sazgeçit) bataklık kurutulmuş verimli topraklar oluşturulmuştur. Konuştuğum birçok bettik dostarın kendilerinin geçmişte  Osmanlıya başkaldırdıkları için sürüldüklerini söylediler. Bettik unvanının da pek-dik(kafa tutan) anlamından kaynaklandığını söylemler arasındadır. Ereğli’ye en çok yerleşen topluluklardan bir diğeri de Ayrancı tarafından gelip yerleşenlerdir. Bu kesimin kökeni Yörük topluluğu ağırlıktadır. Bugün Yörük geleneği ve yaşam tarzını sürdürmeseler de ilçenin hayvan ve hayvan ürünlerini üretimi ağırlıklıca bu kesimin elindedir. Dağ yaşamı ve ürünlerinin verdiği değer dolayısıyla “kaçı” lakabıyla çağrılır. Ereğli’ye çevre yereşim yerlerinden göç edip gelen diğer bir kesim ise Karapınar’ın doğusundaki Karacadağ çevresinde gelip yerleşenlerdir. Buradaki köylerin bir çoğunun ad tamlaması “Ören” kelimesi ile biter. Kutören, Gölören.. gibi. “Ören” yöre kelimesinden kaynaklanan bir kelimedir. Tarım alanlarının çoraklığı ve tarım üretiminin zorlaşması ile Ereğli’ye gelip yerleşen Karacadağlılar oldukça yoğun bulunmaktadır. Halk arasında bu kesime “dağlı” denmektedir. 1940 lı yıllarda Erzurum ve  kars yöresinden gelenler Alan köyüne Yerleşmişler.
Türkiye genelinde dürüstlüğüyle,çalışkanlıklarıyla,gelenek,görenekleriyle,yaşamları ıle Ereğli'mize Örnek teşkil etmişlerdir.Genellikle Tarım ve Hayvancılıkla uğraşmaktadırlar.Bir rivayete göre Erzurzmlular sağcı olur karslılar solcu olurmuş .Bu iki gurup Ereğlide karşılaşmışlar Erzurumlular ,Karslılara ayetül Kürsüyü oku demiş oda okumuş bu sefer erzurumlu  yanındaki erzurumluya sormuş doğru okudumu diye oda bende anlamadım demiş.
1960’larda gelen Yeni-Zengen köylüleri Dursun Cömerd önderliğinde Erzincan ve Tunceli-Pülümür yöresinden gelip yerleşmişler. 1968 yılında ise Özgürler köyü yine Dursun Cömerdin yol göstermesi ile bugünkü köyün bulunduğu 3500 dönümlük yeri satın alarak yerleşmişlerdir. Ayrıca Varto-Hınıs depreminden sonra  Alevi ve şafi kesim  Orhaniye köyüne gelerek yerleşmişlerdir.Ereğli’de önemli bir potansiyel oluşturmuştur.
     Doğudan gelen Alevi toplumu şehirleşmenin dayattığı talepler ve istemler sonucu. İnanç ve sosyal yaşam gereksinimi olarak “Cemevi” inşaatı başlatılmıştır. 2001 yılında kurulan Hacı Bektaş Veli Derneği önderliğinde Kemal KeserCemal Ağrı,Hüseyin Kandemir.Hüseyin Ağrı,Mehmet Sıddık Şenkaya,,İmam Yüksel,Yakup Dümer,Rıza Tuna,Erkan Demir,Mirali Yıldız,Şahin Ceylan,Metn Ergün,Bülent Ağrı,Dursun Karadağ,Şah İsmail Özer,Didare Tuna,Tuncer Gül Önderliğinde kurulmuştur. 2007 yılında 30 bin lira karşılığında vatandaşların el birliği ile arsa Orhsaniye Köyünde satın alınmış. Dernek isim değiştirmesi sonucu Konya Ereğli Alevi Kültür Derneği oldu. Orhaniye cemevi 5500m² arsa üzerine kurulmuştur. Binanın su basması 850² olarak tasarlanmıştır. Birinci Kat: Morg, Kurban Yeri, Bekleme Salonu, Market, Çeşitli dükkanlar, Başkanlık Odası, İkinci Kat; Yemekhane, Konferans salonus, Üç tane sosyal faaliyet salonu,(Müzik odası, sema ve folklör odası, Dershane, İnternet Salonu,)mutfak..Üçüncü Kat;Cem salonu(300m²) Dede odası, iki adet semazenlerin soyunma odasından oluşmaktadır.

D.A.S. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet ALNIAÇIK
Ereğli’mizin av hikayeleri oldukça ünlüdür. İvriz ve akgöl Ereğli’yi bir av cenneti yapmış dışarıdan bol avcı yatılı gelir. Uzun süreli av partileri düzenlenirdi. Alabalık ve hasırcı balığı bol olduğundan olta balıkçılığı da yaygın olarak yapılmaktadır. Ereğli bu konuda şanslıdır. Avcılık kulübümüz vardır. Gülbahçe semtinde en güzel yerinde bu kulüp yaşamıştır. Mavraları boldur, çaylar içilir, keyifli av sohbetleri yapılır.
EREĞLİNİN İLK ORKESTRASI.

Elektrik üretildiği dönemdeki Gülbahce

GÜLBAHÇE

     Türkiye Elmanın, Portakalın, üzümün, ve bunun gibi bütün meyvelerin bağını gördü ama gülün bahçesini sadece Ereğli de gördüler.
     Adını gülden alan bir semtimiz vardı. İvriz çayı bu bölgede geniş bir delta oluşturmuş oluşan adacıklarda asırlık söğüt ağaçları şemsiye görevi yapar, suyun serinliği kılıma görevi yapıp insanları bunaltıcı sıcaktan korurdu.
     Burada bulunan çay bahçesi Ereğli’li hanımların buluşma yeri idi. Pastalar, Börekler, Kurabiyeler yapılır, semaverde çay demlenir hoş sohbetler içinde afiyetle yenir ve içilirdi.
     Burada ünlü sanatçılar sahneye çıkar bayanlara gündüz matinesi düzenlenir fuar havasında eğlenilirdi.
     Burada her gün memleket çocukları tarafından kurulan orkestra eşliğinde canlı müzik yapılırdı.Kızılcık orkestrası Seyyid Demir,Aykut Ermete,Tahir ve Taner Altınbaş,Şen çoçuklar da Habip Yanç,Erhan Ünal,Ahmet Süngüç,Ayhan Ergüzen Dostlar da ise Yahya Karadağ ,Hüseyin Özsarı,İbrahim Nuroldan oluşuyordu inanın bu gençlerin orkestraları bugün olsa televizyonlarda canlı olarak izlerdik Her biri değerli sanatcıydı.
     Türkiye’nin her tarafından gelen insanlar gülbahçemize bayılırdı. Kapalı bir salonu vardı burada en güzel kışlık ve yazlık düğünler olur bu düğünlerin namı Türkiye’yi aşmıştı.
     Bugün anılarda kalan bu hayal bahçe yanlış uygulama sonucunda huzur evi yapılmak için inşaat başlatıldı uzun yıllar iskeletini seyrettik olan Ereğlilere oldu. Gülbahçe ortamı yok oldu. İnanın resimlerini çok aradım fakat insanlar anısı var diye vermek istemediler.

gülbahcesi

 

SAPAN
     Suyumuz, ağacımız, yeşilimiz, söğüdümüz bol idi. Söğütlerden önce düdük yapar eğlenir sonrasında ise düzgün çataldan sapan yapılırdı. Kuşların istediği ortam iyi olunca burası kuş cenneti idi. Gençler çok iyi sapan kullanırlar vurulan avlar göletlerde yüzdükten sonra ateş yakılır afiyetle yenilirdi. Hayvan kemiklerinden aşık oynanır, her oyuncak mutlaka doğadan temin edilirdi. Düdük, kaval, futbol topu, çanta, sandalye, beşik ve bebek gibi oyuncakları çocuklar kendileri yapardı. Bu çalışma ortamı insanların yaratıcı olmasını sağlardı.

AĞALAR
Eski dönemin olmazsa olmazı ağalık imiş.
     Bilindiği gibi ağalık vermekle olur. Ereğli halkı da ağalarına pek önem vermişler belki de bu olayda Türkiye’de ilktir.
     Ağalar Mahallesi
     Ağalar Mezarlığı
     Ağa Konakları
     Ağa Bağları
Ereğli literatüründe hep yer almıştır.

 

BAĞ EVLERİ
     Tarih kitaplarında bu bağ evleri anlatılır. Ereğli’mize hastır. Bu bağ evlerinde bulunan havuz ve şadırvanların ününü tarih kitaplarından okurduk.Katip Çelebi ve diğer seyyahların anılarında yer alır
     Hemen hemen her Ereğli’nin bir bağ evi vardı. Yazın gelmesini beklerdik bağ evine göçelim diye. Bizim için bağ evleri buğünün deniz manzaralı evden bile öndeydi. Özgür bir yaşamın 4-5 aylık süreci idi. Tatille birlikte mutlaka dışarıda olan bir yakınımız gelir veya akraba, eş dost mutlaka dışaıdan yatılı olarak bağ evine gelirdi. Hasretler giderilir, yöresel yaz yemekleri sırası ile yapılırdı. Mutlaka faytonlarla başka bağ evlerine gezmeye gidilirdi.
     Çocuklar sabah kalkarlar her türlü oyunlar oynanır. Mutlaka ava çıkılırdı. Av sapanlarla olur o dönemler her türlü kuşu bölgemizde bulmak mümkün idi. Vurulan avlar yenir, ardından göbetlerde çocuklar buluşur söğütlerden suya balıklama tabir edilen atlayışlar yapılırdı.
     Akşamları ateşler yakılır oyunlar oynanırdı. Bağ evlerinin en önemli bir özelliğide rengarenk çiçekler ve meyvelerdi.Konya gülü ve yedi veren gülleri.
     Ereğliler bağ evlerini mesire yeri gibi kullandıklarından o dönemlerde başka yerlere gitme ihtiyacıda duymazdık.
     Bağ evlerinde nohudun ütmesini, buğdayın ütmesini, patatesin közlemesini, pancarın tandırını, sıkmanın böreğin en güzeli yeme yeriydi. Vişneli tirit’i, vişne terlemesi burada güzel olurdu.Saç  kavurması çok meşhurdu Güz döneminde toplanan  üzümler tavana asılır , karanlık odalara kavunlar konur ,yapılan bandırma ve köfterler serilir kışın gelen misafirlere ikram edilirdi.Organik olarak üretim olurdu.
     BAĞ evi DOĞA evi idi.

KUYUDAN SU ÇEKME ve ÇIKRIKLAR
     Hemen hemen her evin 2 kuyusu olurdu. Birinden su içilir diğerinden ise fosetlik olarak kullanırdık. Temiz ve pis ortam birbirine karışmasın diye pis olarak kullandığımız kuyu taşlarla örülür sızıntı önlenirdi. Temiz su kuyularında süslü çıkrıklar vardı. Lastik kovalarla su çıkrık yardımıyla çıkarılırdı. Köylerde ise kuyular aynı fakat onlar ip kullanmazlar uzun ağaçlar kullanırlardı.
     Kuyu ortamı çıkrık işi daha sonraları yerini tulumbaya bıraktı. Tulumbaya sabah kalkan su doldurur. havasını alır suya akıtırdı.

 

.MEYDAN ÇEŞMELERİ
     Şehre boru ile su gelmediği için o güzel suyumuz belli noktalara ulaşırdı. Hayırsever zengin bir mahalleli süslü şadırvan yapar buraya atalarının ismini verir. Bu çeşmelerde musluk genelde olmazlı akardı. Mahalleli de buradan ihtiyacıolan suyu kovalarla, ibriklerle evlerine taşırlar hayrat sahibine de dua ederlerdi. Sonradan borular döşendi, evlerimize su geldi fakat atalarımız hayrat çeşmeden onun suyu daha güzel o suyla çay demleyin diye su getirirlerdi.
     O dönemlerde her evde süslemeli ibrikler olur büyüklere ibkten su dökülürdü
     Bu hayrat çeşmeleri en güzel buluşma yeri idi. Mahallenin buluşma noktası adres merkezi idi.
SENDİKA KAHVESİ
     Ereğli de işçi yoğunluğu fazla olduğundan irfan çakıcı ve hayrettin bulduklar adlı üzerinde olan sendika kahvesini açtılar. Sendikalı işçiler kongrelerini burada yapar mesai bitimi kahvehanede oturarak yardımlaşma kaynaşma ve ilerleme konusunda eğitim ve gelişim sağlarlardı. Amelelerde bu kahvede oturup işe buradan giderler ücretleri de burada tespit edilirdi.
SINIKCILAR
     Ereğli her dönemde tıp adamlarına sahiptir. Fakat ortopedi dalında yöremizde sınıkçılar ön plana çıkmıştır.
Kasap Salim
Kavzan Durmuş
Dede Köylü Hacı Mustafa bugün onun elini alan oğlu Tayyar Bey
Aşçı sınıkçı İbrahim Usta
Bunlardan sonradan Hınıstan gelen Kürt Hacı Tayip Aktaş katıldı. Ereğli’de çok ünlü idi. Kırık, çıkık, burkulma ve bel kaymasında uzman idi.
O dönemlerde en ünlü kemik hastanesi eğridirde bulunmakta idi isim benzeriğinden çok kişi buraya gelirdi.

 

KARAPINAR (MEKE ve ACIGÖL)
     Ereğli’nin vazgeçilmez dostu, kardeşi olmuş şehir Karapınar’dır. Karapınar’dan kız alırız, kız veririz çeyizlik alışveriş yaparız. Karapın’ın dünyaca ünlü meke gölü vardır ve hali içler acısıdır. Nasıl biz ivriz’i değerlendiremediysek onlarda orayı değerlendiremiyorlar. Acıgöl krater göldür. Bizim için acı bir olayı hatırlatır. Adı gibi oda deli keçi diye bir ağabeyimiz kendisini bu göle jeepi ile atmıştı. Bu olay şok etmiş bu konuda destanlar yazılmıştı.
     Karapınar’lılara biz kum şeytanı deriz. O da şeytanla kavgasından gelir. Rivayete göre her ikisi kavgaya tutuşurlar Karapınarlı uzun bir sopayı şeytana verir, kısayı kendi alır. Kuyuda kavga ederler. Dayağı tabi ki şeytan yer. Kuyudan çıkarlar, şeytan buna itiraz eder ve sopaları değişirler yine dayağı şeytan yer. Onun için bu lakap kendilere yakıştırılır.
En son bu şeytan ifadesi;
Şeytanın Karapınar’da doğduğu, Aziziye’de ihtisas yaptığı, Berendi’de Profesör olduğudur.               

     Yaşadığımız coğrafyanın en eski yaşam yerlerinden biri olan Karapınar Şehrimiz  İle kardeş şehir olarak Ereğli ile birlikte kaleme alacaktık .Bu çalışmamızda İki tarihi şehri yan yana anlatacaktık Karapınar belediye başkanımıza telefon açtım durumu anlattım kendileri bana döneceklerini söylediler ama dönmediler.Bir tarafımızda bir eksiklik hissettim ama yapacak bir şey olmadığı için tek başına Ereğlimizi yazdık ama yinede Karapınarımızı anlatacağız..
               Karapınarın tarihi tarih öncesine dayanır.M.Ö.65 M.S.25 Yıllarda Yaşamış olan STRABON coğrafyacı ,Tarihci ve Felsefecidir.Tarihi Hatıralar atlı eseri vardır. Bu eser 43 çilttir.Poli Bios tarihinin bir devamıdır.Bu bölgeye Kybistra olarak bahsediyor.Karapınar için  ova denizinin ortasında  çok güzel  bir kasaba olduğunu söyleyerek ilk çağ coğrafyasında yerini almıştır.
               
      Konya kentinden kalkarak kıble tarafına giderek sekiz saatde  İsmail kasabasına geldik  oradan biraz dinlenerek  rumelide dahil 40 yerde olan Karapınar Kasabasına geldik.Bağ ve bahçeleriyle çevrili yeşillikler içinde bir kasaba idi, büyük bir çarşısı vardı. Çarşıda kurşunlu büyük bir cami vardı bu camiyi mimar Sinan yaptırmıştı. Bedestanı vardı, orası da oldukça büyük idi. Sübyan okulu ve 3 tane tekke vardı. Caminin ismi Süleyman han camisi idi, Karapınar’ın  suyu ve havası çok hoştu diyerek anlatıyor EVLİYA ÇELEBİ.
                  Karapınar  da Ereğli gibi eserleri Hititlere dayanır.Osmanlı döneminde Karapınarına Sultaniye denmektedir.2 Selim Vali olduğu dönemde Karapınara büyük önem verilmiş çok Tarihi eser bu dönemde kazandırılmıştır.
Turistik tarihi eserleri Sultan Selim Külliyesi,Yağmapınar Camii,Reşadiye Camii,Karapınar yer altı şehirleri çok ünlüdür. Bacanak Ovası  Mağarası,Arap hamamı,Meke İnleri,Apak mağaraları,Karacadağ  yer altı şehirleri çok ünlüdür.
4 NİSAN ŞENLİKLERİ
              Mensucat Sanayi sayesinde Kuruluş günü olan 4 nisanda Müessese Müdürü tebrik edilir toplu olarak Yemekhaneye geçilir Kuzu kızartmalı pilav ve yanında  Ayran ikramı yapılır üzerine Bol Fıstıklı irmik tatlısı ikram edilir oradan toplu olarak  spor sahasına geçilir Çeşitli eğlenceler ,sportif gösteriler yapılar,Kazananlar ödüllendirilirdi.
              Bayan ve baylar arasına koşular,
              Bayanlar Koşarak iğneye iplik geçirme yarışı
              Baylar arası ters binilmiş merkep yarışı
              Yoğurt içinde para arama yarışı
               Halat Çekme   Bu yarışı hep itfaiyeciler kazanır.1 Tepsi baklavayı afiyetle yerlerdi.
               Yavaş bisiklet yarışı
               Voleybol  turnuvası bayan ve erkekler  arası
                Futbol yarışması
               Emekli ler arası futbol maçları
               Güreş Turnuvası.
                Folklor Gösterileri
                Okullar arası dans ve Müzik yarışmaları yapılırdı.
O günün şartlarında Çoluk çocuk  yaşlısı doyasıya eğlenirdi.Akşam olunca  Balo tertip edilirdi.
                  Ertesi gün bir gazete çıkar tamamen komedi tarzında idi insanları güldürürdü.
                  O dönem şenliklere çok ünlü sanatcılar gelirdi.Zeki Müreni bile bu dönemde izledik.

 

ELMA  ŞENLİKLERİ
    
               Ereğlide   elma rekoltesi çok yüksekti bu sebeple elma adına şenlikler düzenlenirdi.O dönem yöresel  oyunlar oynanır okulların ekipleri Ereğlide toplanır gösteriler düzenlenirdi.Halk kendi arasında  yöresel oyunlar oynardı.Türkiyede  ünlü olan sanatcılar buraya gelir konserler verirdi.Şenlik günlerinde Tiyatrolar ve özel ekipler gelir panayır havasında geçerdi.Sirkler kurulur Ereğlinin tamamı coşkuyla kutlamalara sevinçle katılırdı.Televizyon olmadığı  için eğlenceler daha anlamlı idi.
                 Eski dönemlerde  Türkiyede şenlıkler fazla yoktu Ereğli elma şenlikleri çok ünlü idi.Türkiyemize örnek teşkil ettiler.Daha sonraları yayıldı.

FOTER …Ereğli halkının büyük bir kesiminin giydiği şapka imiş.Ereğliler sosyal insanlar oldukları için daima foteri Aksesuar olarak kabul ettiklerinden fotersiz gezmemişlerdir.Özel günlerde çok Kaliteli foter giyerlerdi.Bu gün için pek giyen kalmadı.

ARNAVUT TAŞI 
Ereğlinim ana caddeleri ve Çarşıdaki çoğu sokakları Arnavut taşı ile Kaplıydı.karacadağda kesilen taşlar Kare kare şekil alır Ereğliye getirilerek Ereğlili  bir esnafa ihale edilir .Caddelere döşenirdi.Faytonlar arnavut taşından giderken nal sesi çok farklı duyulurdu.Görüntü olarak güzel görünür çamur ve yağışta kaymayı önlerdi.Şehrin temiz olmasını sağlardı.

 

 

HALK EVİ

Halk Evinin Türkiyede ilk olarak kurulduğu yerdir.Ereğli halkının gayretleri sonucunda kurulmuş.Bütün eşyaları Ereğli halkı tarafından Alınmıştır.Anlatılanlara göre o devrin lüksü  Margoni marka Radyo yu Ereğlili Mustafa Erkek satın alıyor.Hibe ediyor.Halk evine Ereğl ihalkı sahip çıkıyor insanlar vakitlerinin çoğunu burada geçiriyor .o dönemin şartlarında halkevi mensupları solcu oluyorlar , Demokrat Parti iktidara gelince aralarındaki çekişme başlıyor. Halkevinin eşyaları satılıyor.Halk evide uzun süre kapalı kalıyor.Eski dönemde halk evi sayesine çok sanatcıda yetişiyor.Gençler bir enstüman çalmasını öğreniyor.Eskiler halkevinin kapanmasını değilde margoni marka radyoyu unutmuyor.

 

 

FAYTON
        Çocukluğumuzun lüksü o günün taksileri.Çok süslü faytonlar vardı ve çok bakımlı idi .İyi i,ş yapan faytoncunun aksesuarları çok olurdu deri aksesuar çok parlak ve bakımlı olurdu .Atlar heybetli idi ya biz ufaktık bize öyle gelirdi.Atlar sanki cıla çekmiş gibi pırıl pırıldı.Faytoncunun dikkat çeken bir özelliğide kırbacı idi havada şak şak ses çıkarırdı.Fayton mahelleden geçerken tüm çocuklar arkasına binmeye çalışır kırbacı yerdi ama yinede binerdi.Çift atlı faytonlara binmek ayrıcalıklı idi.İster zengin ol ister fakir her düğünde en az 20 fayton arabası çalgılı eğlenceli olarak Ereğlide tur atardı.

SÜRGÜN

Eski dönemlerde Ereğliye dışardan çok sürgüne gelen olurmuş.Sürgüne gelen insanlara Garip  diye Ereğli halkı sahip çıkarmış.Bunların içinde örnek verecek olursam NİGAR varmış sürgüne gelmiş Ereğli Esnafı nigara sahip çıkmış Katip olarak iş vermişler oda sürgün boyunca Ereğlide kalmış.Ereğlilerin bir kızı gibi yaşamış.O eski dönemler çok kötü imiş vergi borcu olanı bile sürmüşler.
PAŞA

Emekli olan Paşalar Ereğlişde çalışmaya gelirdi.Yöneticilik yapardı.Çok paşa cocuğu ile okumuşuzdur.O dönemin Ereğlisi hakikaten güzeldi.Yaşanacak şehirlerden birisi idi.Ya şimdi.o dönemler bizim işyerinde paşa çalışıyor veya paşanın çocuğu ile arkadaşız diye hava atardık.

 

AKSEKİLİLER
Mustafa Yağcı
Şahabedtin Yağcı
Mesut Yağcı
AliYaşar
Mustafa Yaşar

 

Naci Yaşar
Esat Yaşar
Servet Sayar
Asım Sayar
Önder Sayar
  Hüseyin Kaya
Kamil Kaya
Cemil Kaya
Hasan Kaya
Mustafa Güneş
Süleyman Öztunç
Osman Uzun
Salih  Uzun
Tevfik Uzun
Mustafa Uzun
İhsan Acar
Kamil Acar
Hikmet Acar
Hasan Aydede
Faruk Aydede
Kamil Aydede

 

 

 

 

 

BEYAZ KAHRAMANLAR

 Ereğliyi ,Türkiyemizin Süt ve Peynirde Devler arasına Katan sanayicilerimiz
RAHMETLİ FARUK AKBEL
VEYSEL YILDIZ
MUSTAFA AKBEL
RAHMİ TORUN
MUSTAFA TORUN
HALİS KUZUCU
KEMAL KUZUCU
HALİL KAFAOĞLU
MUSTAFA ARPACI
PINARBAŞI AİLESİ
ARPACI SÜT
KAYSER SÜT
VATANYEM


GELENEKSEL YEMEK KÜLTÜRÜMÜZ

     Cumhuriyetin ilk yıllarında Ereğli’nin tarımsal dokusuyla uyuşan lezzet lokantaları, Ermenilerin ve bizlerin mezesiyle ünlü meyhaneleri bulunmaktaydı.İstanbulda bulunan çiçek pasajının meyhanelerininden daha ünlüydüler Zaman içinde özelliklerini kaybettiler. Eksiden fırınlarda yapılan etli ekmek şimdi lokanta düzeyinde yürütülmektedir. Tahanlı pidesi ramazan boyunca ülkemizin her yanına gönderilmekte fakat Ereğli ekonomisine katkı sağlamamaktadır.

ARABAŞI
     Ereğli’den dışarıya çıkan insanlar kış döneminde sırf arabaşı içmek için Ereğli’ye gelirler ev tavuklarından hindiden, kaz, ördek ve tavşandan arabaşı dediğimiz çorba çekilir yanına hamuru dökülüp soğukta kendine getirilip arabaşı ortaya çıkardı. Dışarıdaki sini içeriye getirilir. Üzerine kaselerin gireceği oyuklar açılır. Bakır kaseler yerleştirilir. Konya işi süslemeli kaşıklar ortaya konur. Kaynayan sıcak acı çorba kaseler konulup tel tel olan tavuk eti içine atılıp içilirdi. Eskilerin anlattığına göre bir oturuşta bir kişi bir sini hamuru yermiş.

 

EREĞLİ’MİZE HAS YEMEKLERİMİZ VARDIR;
ARABABAŞI;Ereğli’ye has tavuğu ve unu ile buluşan soğuk kış günlerinin sıcak çorbasıdır. Geceleri içildiği için eski Ereğlililer yatzıbar çorbası adını vermektedir.
UZUN KABAK;İnce uzun metreyle ölçülen Ereğli’ye has bir kabak çeşidinin Ere
ğli’ye ait goruk ile Ereğli etinin buluşmasının efsane bir yemeğidir.
KAYISILIM;Kayısının olmamış çağla halinin etle buluşmasıdır.
ERİK YEMEĞİ;Çağla eriğin yumurta ile buluşmasıdır.
YOĞURT ÇORBASI;Toyga çorbası da denir. Dünyanın en güzel Ereğli güz yoğurdunun et suyu ile buluşmasıdır.
KABURGA DOLMASI;Osmanlı Mutfağının olmazsa olmazı Ereğli’de etinin Osmancık pilavı ile buluşmasıdır.
SU BÖREĞİ;Ereğli Peynirinin kardeş unla buluşmasıdır.
SIKMA BÖREK;Obruk Peyniri, Ereğli Çöreği ve Ununun buluşmasıdır.
9.   ÇILBIR;                     10.SÜNDÜRME                11.ERİŞTELİ MERCİMEK
   
     Ereğli her türlü medeniyetlerin buluştuğu ender yerlerden biridir. Her kültür Ereğli’de buluşarak Türkiye şartlarında aykırı görülen siyah ve beyaz kirazın, beyaz şeftalinin her türlü beyaz,kırmızı,mor dutun, böğürtlenin,alıcın, iğdenin, üretildiği ve amatörce değerlendirildiği daha çok damak zevkinin ön planda tutulduğu bir şehirdir. Beyaz kiraz reçelinin vatanı, uzun kabak reçelinin mucidi, armut turşusunun rehasının merkezidir. Avrupa kültürünün Arap kültürünün Asya kültürünün buluştuğu bununda yemek kültürümüze yansıdığı bir şehir olmuştur. Ereğli doğumlu bir büyüğümüz böğürtlenli pastayı ilk Ereğli’de yemiş daha sonra Fransa’ya yerleşmiş Paris’in en meşhur pastasının bögütlenli pasta olduğunu duyunca çok şaşırmış, bunu da bir vesileyle bizlere anlatmıştır. Eh hep diyoruz EREĞLİLİ OLMAK BİR AYRICALIKTIR…

 

PİŞMANİYE
     Eski Ereğliler sık sık ev gezmeleri için buluşurlar bu ev gezmelerinde çaylar içilir meyveler yenir. Saat 10 olduğu zaman evde herkesi bir pişmaniye hazırlama telaşı sarardı. Kaynayan şeker kazanından kepçe ile alınan ekide bir sininin üzerine dökülerek dışarıda soğutulur. Çocuklar  bu şekerleri afiyetle yerler büyükler bir daire oluşturarak başlarlar yoğurup uzatmaya. Bu iş saatlerce tekrar tekrar una batırılıp uzatılır. Ter içinde kalırlar ama teller yavaş yavaş ortaya çıkıp pişmaniye olunca keyifler yerine gelir afiyetle yenirdi.
VİŞNE
     Vişne bizim yemek kültürünün olmazsa olmazıdır. Doğal, katkısız vişnelerden önce konsantre yapılır yapılan konsantireler sulandırılarak yemeklerde ve gündüz gelen misafirlere mutlaka ikram edilirdi. Vişne Tiriti Ereğli’de yaz dönemi çok yapılır, hafif tatlı olarak yemeklerde ikram edilirdi.  Gündüzleri ve akşamları mutlaka vişne terletmesi yapılırdı. Vişne yıkanır, içine tuz atılır kap birleştirilerek aşağı, yukarı sallanarak terbiye edilen vişne yenirdi..

BERENDİ KÖYÜ TARİHİ
Berendi bir yer adı değil bir Türk Boyunun adıdır. Berendi rus yazmalarında Peçenek Türk(Oguz-Uz) Berendi olarak Türk boylarıyla birlikte geçer. 11 yy. da Rusya güney bozkırlarında yaşadılar. Berendi boyunun büyük bir kısmı Peçenekler ile Macaristan’a girmiş ve orada yerleşmiştir. 11.ve 13. yy. da yaşamış oldukları bölgelerde birçok çoğrafi ad bıraktılar Rusya da Viladimir ilinde büyük bir bataklık Berendi bataklığı olarak bilinir Anadolu’da 16 ve 17. yy ait belgelerde yazılı olduğuna göre berendi aşiretlerine rastlanmaktadır. Berendi boyu Peçenek tarihi Yazarı (Prof. Akdes Nimet Kurat) Peçenekleri ve bunlardan saydığı Berendililer için Türk göçebeliğinin kendine özgü bir örneği olarak sayar Rus tarihçisi (BELA KOSSAN YL) eski Türk kaynaklarında Uz-Peçenek ve Berendilileri tek Peçenek sayılmasını geçersiz bulur ve bunları ayrı ayrı Türk boyu sayar Uzlar ve Peçenekler ile birlikte bir Rus prensi ile Silahlı yardım öneren Berendililerdir ve Berendi boyunun adı M.1097 yılında resmi katıylarda yazılıdır uzun yıllar Rus prenslerinin korumalığını yapan bu Türk boyları Rusya’daki prensler arasındaki savaşlar arasında büyük rol oynarlar daha sonralarda aynı işi yapan Karakalpaklar denilen boy ile birlikte Rus Prenslerinin savaşlarında yardım ederler Peçenek-Berendi ve Uz karışımı olarak Karakalpaklar ismi birlikte geçer. Karakalpaklar ile sonradan Türkistan-Ceyhun nehri arasında görülen Karakalpaklar arasında bir bağlantı olduğu yazılmaktadır. Berendililerin bu Türk boyları ile tarihte ne kadar iç iççe olduğu ve akrabalık bağlarını bulunduğu bir gerçektir daha sonraki yıllarda Peçenek ve Uzlara ayrılan Berendililer hazar denizi kuzey kıyısndan kuzeyde Ural ırmağı dolaylarına göç etmişler burada diğer Türk boylarından Kıpçaklarla(Tatarlar) sonrada Tatar adını almışlardır birlikte göçebe hayatı sürdürmüşlerdir. Tarihini tespit edemediğimiz 17. asır ortalarında(ilk yarısında olabilir) Osmanlı devleti topraklarına göç ederek(Nogay) kabilesi ile birlikte kendilerine yurtluk bir yer istemişlerdir. Osmanlı Çukurova bölgesinde bugünkü Ceyhan ilçesinin olduğu yerde yurtlanmaları için altı ok beylğinin ileri gelenlerinin yardımıyla Ceyhan ırmağı kenarına yerleştirmişlerdir. Burada bir mamur kasaba kurmuşlar bugünkü Ceyhan ilçesi 19. asrın yarısına kadar Berendi ilçesi olarak kayıtlıdır yani Ceyhan’a Berendi kazası denilirdi. Berendi kazası halkı çukur ovada çıkan isyanlar- hastalıklar sebebi ile çok zorluklar çekmiştir yalnız çukur ovada değil bütün Anadolu da çıkan isyanlar büyük bir kaos(Anarşi ve Kargaşalık) yaratmıştır bir çok insanlar hastalık ve eşkiyalar yüzünden yerlerini terk etmişlerdir. 1640 da Osmanlı durumu düzeltmek için çareler aramış ve Derbent teşkilatı gibi yerleşik emniyet tedbirleri almıştır. Bu meyanda Ceyhan(Berendi) kurt kulağı kervansarayı yapılmış ve burada Derbent teşkilatı kurulmuştur.(Çukurovada kurulan en büyük emniyet kurumu) buraya büyük bir Türkmen grubu yerleştirilmesine rağmen halk daimi tedirginlik içinde bulunuyordu daha emin yerlere göç etmeye başlamışlardır. Güney Anadolu’da isyanlar çok yoğun bir durumda olduğundan bütün Çukurova 1890’lara kadar tarım yapılamaz bir hal almıştır. Tatarların bir kısmı Anadolu’nun bir çok yerlerine dağılmışlar bu halen Ceyhan’a bağlı tıktamış adlı bir tatar köyü vardır. Bir kısmıda Osmaniye ve Adana iline göç etmişler eşkıya-hastalık(Kolera-Veba-Sıtma) salgını yüzünden Berendiler burayı terk ederek Toroslar istikametine hareket etmişler bunlardan Torun ailesinden bir grup Mersinin kuzeyinde köylere yerleşmiş olup halen tarım ve hayvancılık yapmaktadır. Günümüzde bile soyadları torun olan bir çok aile buralarda yaşamaktadır. Berendililerden diğer büyük bir grup Torosları aşarak Anadolu içlerine gittiği bilinmekle birlikte aile sayıları tesbit edilememiştir. Bunlardan Ereğli pirÖmerli veya Hacı Ömerli mahallesine yerleşmiştir diğer bir ısmı Karapınar Hacı Ömerli ve Apak mahallesinde kaltdığı(ihtimal dalilindedir). Çünkü burada bazı aileler Berendi ağzı ile(şivesi) konuşmaktadır. Büyük bir grubun Karası(Balıkesir) eyaleti istikametine gittikleri belirtilmesine rağmen izlerine rastlanmadığı(Prf. Cengiz ORHUNLU) Anadolu’da Türkmen oymaklarını iskanı adlı eserinden bugünkü Toroslardaki Berendi köyü bu göçler sırasında Toroslara yerleşen halk olduğu(1680-1728-1735) yılları arasında yerleştiği anlaşılmaktadır. Berendi halkının Toroslardaki ilk yerleşim yerinde toprak kaymaları(Heyelan) olduğundan daha sonralar Yeni Köy-Akoluk-Keşire yerleşmişler ayrıca birkaç ailede Karaman oğluna yerleştiği bilinmektedir. Buraya yerleşen Berendililer I.Meşrutiyet sonra(1876) yukarda saydığımız 4 yerleşim yeri bir köy olarak resmiyet kazanmış ve muhtarlık verilmiştir. Berendililer uzun yıllar Toroslarda hayvancılık ve dar bir arazi şeridinde tarım yapmışlar bu şekilde geçimlerini sağlamışlardır. Tutumlu ve çalışkan insanlardır son 30-40 yıl içinde bazı aileler çocuklarını okutmaya başlamış ve bu beyanda ticaret hayatına geliştirmişlerdir. Bugün Ereğli’de birçok gıda üretim kuruluşları ve ticarethane sahibi olan Berendililer vardır. Çalışkan, sebatkar ve yaptıkları işlerde azimli olduklarından başarılı olmuşlardır bu gün Türkiye’de biri Antalya ilinde diğeri de Konya ilinde iki tane Berendi isimli köy vardır.

BERENDİNİN DÜNYACA   TANINAN YABAN ATLARI
DEDE YUNUS GÜRSOY
Dede bey Aksaray orta köyde doğmuştur..Ereğlimizin sevilen bir esnafıdır 1969.yılından beri oto yedek parçası satmaktadır.Sosyal hizmetler içinde hep yer almışlardır.Uzun yıllardır fotoğraf sanatı ile iştikal etmektedirler.Fotoğrafları istedik verdiler bizde size sunuyoruz.Kendilerinin izinli tarih kolleksiyonu bulunmaktadır.
BELDE BELEDİYELERİMİZ

 

AZİZİYE
     1989 Tarihinde kurulmuş. Ereğli’ye 27km uzaklıkta bulunur.

BELKAYA
     19 Mayıs 1974 yılında belediye teşkilatı kurulmuştur. Ereğli’ye uzaklığı 67km mesafedir.
KUTÖREN BELEDİYESİ  Adı Kuytu Ören, Kutviran ve Kutören adını almış. 1967 yılında kurulmuş, Ereğli’ye 59km uzaklıktadır. Kutuören devamlı olarak göç vermekte, nüfus yoğunluğu azalmaktadır.
ÇAYAN BELEDİYESİ
     1967 yılında kurulmuş Ereğli’ye 31km uzaklıktadır. İlçede kurulan çayhan ğöleti tarım ve hayvancılığın gelişmesini sağlamıştır.

ZENGEN BELEDİYESİ
     6.6.1976 tarihinde kurulmuş, Ereğli’ye 45km uzaklıkta yatılı bölge okulu ile ünlü bir şehrimizdir.
SAZGEÇİT BELEDİYESİ   300 yıllık bir geçmişi olan Konya yolu üzerinde Ereğli’ye 14km mesafede 26 Kasım 1999 yılında kurulmuş olup Osmanlılardan kalma Beşgöz köprü üzerine kurulan han ve Ulu Camii tarihi eserleridir.

 

DURMUŞ KUZUCU ARŞİVİ
                      
devam


     Yukarıdaki resim İstiklal savaşından, ENVER BEYİN bulunduğu fotoğraf .Bettik nam cemaatı fermanı 1139 tarihli olup.Bettik kardeşlerimizin soylarının belgesidir.3 Ahmet Dönemi          Kalpaklı İsmail Efendi Mülazım İlk Zabıta Amiri.    Doktor İsmail Hakkı Efendi teşrini sani 10 kasım 1310 Doğumlu.Ne Tesadüf 10 kasım 1938 tarihinde vefat etmişEreğlimizin  İlk Türk doktorudur..                                                                                    
CAMİ HOCALARIMIZ
1-FEVZİ HOCA;Hutbeleri ile ünlü hastalıkla ve sağlıkta her durumda camiye gelen ünlü bir imamdı.
2-FERHAT HOCA;  bağlardan her gün ulu camiye gelip minare’nin merdivenlerini çıkıp şerefiyede o güzel sesi ile ezan-ı muhammediyeyi Ereğli esnafına duyururdu.
3-ABDULLAH HOCA  Ulu Caminin derin hocası.
4  KASIM HOCA    Pirömerin sevilen Hocası
5  KAYSERİLİ HOCA      FAHRETTİN KAFKAS Ünlü vaiz
6  TURAN HOCA Kürt Hakimin derin hocası
7  ALİ SÜZGÜN Ulu caminin sesi ünlü hocası
8 HASAN HOCA  Ulu Caminin Bugünki Hocası
9  RAMAZAN HOCA Bağdatlının hocası
10  MAHMUT HOCA Vartonun medrese görmüş maaş Kabul etmeyen hocasıdır.
11  ERDAL HOCA Derin hocamız
12 MUZAFFER HOCA Sevilen Bir Abimiz

 

ULU CAMİ TAMİR İDARELERİ
     Hicri 1234-1308 yılında iki defa tamir edilmiştir. İkisinin de kitabesi vardır. Birinci tamiri; Vezir Ca bbar Zade Cemalettin paşa adana valisi iken Ereğli’ye sık sık gelirmiş onun tamir ettirdiği söylenir. Tarihi 1236(miladi1820 dir.) 1888 yılında halkın yardımıyla askerlik şube reisi binbaşı emin bey tarafından 1960 yılında vakıflar idaresi tarafından 1986 yılında caminin temeli su alıp göçük oluştuğundan halk ve belediye tarafından tamir ettiği en önemlisi resterasyon çalışmasının bugünkü modern görüntüsü sayın Milet vekilimiz Abdullah ÇETİNKA’ya tarafından yaptırılmıştır.


 

DUMLUPINAR İLKOKULU
     1909 Yılında kaymakam faik bey tarafından açılmıştır. Adı da eda-i Meşruyet’idi. 1915 yılında Şukufe-i ittihat, 1924 yılında İsmet Paşa, 1937 yılında Dumlupınar adını almıştır. 1962 yılında yeni binasına taşınmıştır.

MEHMET ALİ SILAY


     Karaman’ın Yıllarbaşı(İlisıra) köyünde doğup İvriz Köy Enstitüsüne girip oradan öğretmen olarak mezun olmuştur.
     1960 yılında Ayrancı ilçesinin çat köyüne öğretmen olarak atanmıştır. O zaman köyde yol, su, elektrik yoktu. Köye eylülde çıkıp mayısta ineceksin, çünkü yağmur yağınca çamurdan köye ulaşmak olanaksızıdır. Ayrıca köy 3 mahalle idi. Köyde okulda yoktu. İlk iş davar ağılını köylü kadın ve erkeklerle ben ve hanımım bir olup sıva badana yaparak okul durumuna soktuk.
     Konturapilakıda yumurta akı çam işi ile boyayıp yazı tahtası olarak duvara astık. Atatürk resmi ile bayrağıda yerine yerleştirince al sana modern bir sınıf oldu. Öğrencileri şöyle bir yazdım  üç mahalleden 138 öğrencim oldu bunların hepsi birinci sanıf değildi beş sınıf oldu. Beş sınıf 138 kişiyi tek başıma okuttum ve beş km.’lik yoldan gelişlerini takip ettim. Aynı yıl okul yapmak için faaliyete geçtim.
     Köylülere eşek sırtında kum çakıl çektirip güzeller ve yassıören mahallerine valı Rabi Karatekin ve köyden Abdullah Köşsekoğlu muhtar Ahmet Güzelleri’in parasal destekleri ile iki okul yaptırdık. Üç yıl sonra köyden ayrılıp Belceağaç köyüne geldim.
     Belceağaç köyündede 128 öğrenciyi tek öğretmen olarak okuttum. T.C. Ziraat bankası kombiyo servisinin kardeş okulu olduk onların desteği ile öğretmen evi, köy kadın ve kızları için yetiştirme kurs binası, bir salon yaptırıp, okul bahçe duvarını çevirttim.
     Köye Salim Erel’in yardımı ile içme suyu aldık. Ereğli de elektrik ilk defa köy olarak belceağaç köyünde yandı . Anadolu Lisesi  Belceağaçta yapıldı Halide Arık Anadolu lisesi için yer bulamayınca ağladı bende ona yer bulma için söz verdim şimdiki yeri buldum  Oraya yapıldı ondan sonra belceağaç köyünün her yönlü çehresi değişti köy meydanlarının tapuları okul adına geçti paylaşımdan kurtuldu.
     Ben 01.05.1975 tarihinde Mithatpaşa İlköğretim okuluna yönetici olarak geldim orasının ilk müdürü idim okul yeni yapılmıştı. Okulun oyun bahçesi bile yoktu. Arkadaşlarla tanışmadan okul sorunlarını konuşmak için dernek başkanı ismet Demircan’ın iş yerine gittim sorumluluğumdan dolayı bir okul yapıp bir hapisane kapatılmasına yardımcı olmuştur, ismetle okulun tüm ihtiyaçların tespit edip veresiye aldık haritalar, odun, kömür, soba boruları hasılı zorunlu olan araç gerçler alındı. Okul eğitim ve bahçesini iki bölümde aldık. Mithatpaşa okulu şimdiki bu haline geldi yeni mahalle halkı eğitim ve öğretime düşkün insanlardır Bana yardımlarından dolayı Mimar Sinan Mahallesine Öğretmenlerimize hizmetli arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim.
     Haziran 1982 tarihinde Dumlupınar ilk öğretim yönetici olarak atandım ilk işim tuvaletleri ve bodrumu, depoları dolaştım. Bodrumda toz ve topraklar arasında bir fotoğrafı gördüm üzerinde bir yazı vardı Hami AKDOĞAN, Dumlupınar yapımında emeği büyüktür yazılıydı hemen fotoğrafı alıp yukarı geldim araştırdım okul yapılırken harç karmış, kum taşımış, tuğla çekmiş, bekçilik etmiş hasılı okulu yapımına kadar mitilini oraya sermiş bir dernek başkanıymış. Hemen fotoğrafı temizleyip yerine astım okulda bir demet çiçek yapıp Hami AKDOĞAN ve okulun yapımında üstün gayret gösteren baş öğretmen Kazım BETTEMİR beylere gönderdim daha sonra kendilerini okula davet ettim.
     Gönüllerini aldım. Dumlupınar İlköğretim okulunun bahçe düzenlemesini yapıp, göçmek üzere olan okul binasını tuvaletleri dışarı alarak yıkılmaktan kurtardık, bize yardımcı olan Ereğli halkına devlet başkanlarına öğretmenlerime hizmetleri ve yöneticilerine teşekkürü borç bilip saygılarımı sunarım.
     Dernekçiliğin ruh ve doğuşunu belceağaç köyündeki Nazif Ceylan’dan öğrendim belceağaç kuyönde çalışırken ikimiz Ankara’ya okul için gittik. Ben oraya gidiş yatış, dönüş masrafları karşılığı belge topluyordum ne yapacaksınız onları dedi. Bedelini dernekten nasıl alacağız dedim o da dernekten almacağız o paraları çocuk hangi şartlarda aldı biz görevimizi yapmadıysak o şartları kabul etmiş oluruz. Öğretmenim; köy içinde nereye gidersek masraflar benden bir daha konu yapma dedi bende o günden sonra derneğin parasını cebime koymadım. Bankaya girdi ve oradan çıktı. Köyde okul bahçesini, çam ve her çeşit meyve fidanı ile köy mezarlığı ile birlikte donattım şimdi diktiğim çamlar söylediğimin kanıtıdır. Bu arada her şeyim olan öğretmenlerimi ihmal etmedim onlardan da bir çok eserim var. Bütün bunlara karşılık köyde bir sokağa adım verilmiş, en büyük servetim o dur bunu bana layık gören belceağaç köylülerine tüm gelmiş geçmiş muhtarlarına teşekkür ederim.
     Bu arada NAZİF CEYLAN;Anlatmadan geçemeyeceğim. Yoksulluktan yetişmiş, bir köylüdür. Aktif olduğu için siyasete girmiş encümen üyesi olmuş. Oradan aldığı üç beş kuruşu kimsesiz hasta güçsüz öğrencilere harcamış siyaset kazanında yemek yememiş kendi alın teri ile geçimini sağlardı. Ereğli’deki yönetimle bağ kurar, bu bağla köyünü köylüsünü yararlandırırdı. Hami AKDOĞAN’ın toplumsal yönü geniş olduğundan köyden inince ona uğrar ön bilgiler toplardı kendi ve köyü için yararlı bilgileri alarak kendisini yetiştirir gazetesini eksik etmez reklamına kadar okurdu kazandığı paranın çoğunu köyüne harcardır. Çok bilinçli belceağaç köyünün lideri idi yattığı yer cennet olsun.


EREĞLİNİN İLK ELEKTRİK SANTRALİ
1940 LARIN MEMURLARI

SİNEMALAR
KIŞLIK SİNEMAMIZ
     3 tane kışlık 2 tane yazlık Sinemamız vardı. Çocukluğumuzun en güzel eğlence yerlerinden birisi sinemalardı. O dönemde romantik,drama,aşk filimleri revaçta idi. Filmlerin konusu hemen hemen aynıydı. Zengin kız fakir oğlan veya fakir kız zengin oğlan birbirlerini severler ailelerinden biri buna karşı çıkar araya-kötü bir adam girer kızın veya oğlanın içkisine ilaç koyar oğlan ve kız birbirinden ayrılır. Kız hamiledir. Bir çocuğu olur çocuk mendil satarken babası ile tanışır. Eh o dönemin Türk filmleri hep böyle idi fakat o dönemde esas film sinemada yaşanır. Kızlarımız annelerimiz ellerinde bir mendil sinemaya ağlamaya gelmişler başlarlar ağlamaya. Film biter ağlayarak sinemadan çıkarlardı. O dönemde ilk defa sinemaya giden insanları görürdük. Hele birde en öne oturdularsa filmde bir araba devrildiğinde üzerine geldiğini zannedip bayılan çok insan görmüşüzdür.

YAZLIK SİNEMAMIZ

 

 

MEHMET ŞİŞİK
     Mehmet ŞİŞİK Karaman ilinin Tekke mahallesinde doğdu. İlkokulunu Karaman’da bitirdikten sonra, öğretmen okuluna gidip, ilkokul öğretmeni olarak mezun oldu.
     İlk görev yeri Giresun ilidir. Giresun ilinde vatani görevini yapmak üzere askere gitti. Yedek subay olarak askerlik görevini tamamladı. Karaman’ın Göçer köyüne öğretmen olarak atandı. Göçer köyünden Ayrancı beldesinde öğretmenlik ve okul müdürlüğü görevine geldi. Ayrancıdan Karapınar ilçesi İlköğretim müdürlüğü ataması yapıldı. Karapınar’dan Ereğli Sümer İlköğretim müdürlüğü görevine atanması yapılmıştır.
     Mehmet Şişik idealist bir öğretmen çok çalışkan bir yöneticidir. Yönetciliğe geldi
diğinde, çok köylere ulaşılacak yol yoktu. Köylerin çoğunda okul yoktu. Köylere gidecek vasıta yoktu. Mehmet Şişik uyumlu, hoş görülü bir yapıya sahipti. Yönetimle iyi geçinir. Halka sevgi duyardı. Bu halinden dolayı diğer kurum ve kuruluşlardan vasıta bulur köylere gider. Vasıtaların çamurda çıkmadığı yerlere yaya giderdi. Hatta eşekle bile gittiği olmuştur. Oralarda muhtarla imamla köylülerle konuşur köy odalarında kullanılmayan evlere hatta ağırlara bakım yaptırır. Okul olarak bakımsız yerlerin önünde Türk bayrağının dalgalanmasını, çocukların okunmasın sağlardı. Aynı zamanda tarımla uğraşır üretir. Halka örnek olurdu.
     Ereğli toplumunun okur yazar hale gelmesinde büyük hizmet veren Sayın İlköğretim Müdürü Mehmet Şişik Öğretmenimizi bir kez daha saygı ile anar ALLAH’ın rahmeti üzerine olsun deriz..

FERHAT KOYUNCU
     Ferhat koyuncu doğma büyüme Konya Ereğli’nin çocuğudur. İlk orta tahsilini Ereğli’de yapmış. Yüksek tahsilini Eğitim Enstitüsü matematik bölümünde tamamlayarak öğretmen toplumu içine karışmıştır.
     Ferhat Koyuncu Ereğli lisesinin gözde müdürlerindendir. Kendisi Ereğli’li olması nedeni ile yönetciliği sırasında Ereğli çocuklarının tam eğitim ve öğretim alması çabasını gütmüştür. Bu amacın daha hedefe ulaşmıştır. Ereğli lisesinden mezun olan çocukların pek çoğu Türkiye Cumhureyeti’nin yüksek mevkilerinden yöneticilik kadrolarında yer almıştır.
     Ferhat Bey öğretmenlik onur ve gururunu toplumsal davranışları ile korumuştur. Toplum lideri olarak kendini her yönü ile kabul ettirmiştir. Örnek öğretmen örnekliği ile örnek olmuş ve toplumdan saygı duymuş kişidir. Kişiliği ile her zaman saygı duymaya devam edilip, öğrencilileri çocuklarına anılarında dile getirerek yıllar boyu Ferhat Koyuncu’ya yaşatacaktır.
AHMET ARABACI
     Ahmet Arabacı Ereğli doğumludur. İlköğretimini Ereğli’de yaptıktan sonra Yüksek tahsilini Eğitim Enstitüsünü de okuyarak bitirmiştir.
     İlk ataması öğretmen olarak, o zaman adananın ilçesi olan Osmaniye’ye yapılmıştır. Orada kendi gibi öğretmen olan;Betül hanım efendi ile evlenmiştir. Daha sona Karaman’ın Ayrancı ilçesi orta okul ve lise müdürlüğü görevine gelmiştir. Ayrancı’dan Konya Ereğli Atatürk orta okulu ve lise müdürlüğü görevini üstlenmiştir. Buradan da Bakanlık Müfettişliği görevi verilmiştir.
     Ahmet ARABACI çalışkan, dürüst, öğretmenlik vasıtlarına sahip olması nedeni ile, hep başarı yapan bir lider olarak, toplum içinde yaşamıştır. Eşi Betül hanımda yaşamında sınırlar çizerek Türk aile yapısına saygı duyarak aile bütünlüğü içinde örnek yaşam biçimi sürdürmüşlerdir.
     Ahmet Arabacı dürüstlüğü, çalışkanlığı ile Ereğli de insanların gönlünde taht                                
kurmuş.biröğretmenimizdir.                                                                                                                  

ESKİ DÖNEMİN UNUTULMAZ ÖĞRETMENLERİ
Mustafa Yenisey
Narin gökbudak
Edebiyatcı  NEZİHA HANIM
COĞRAFYACI HOŞGER HANIM
NUSRET BEY
SÜLEYMAN AŞCI,
HALİL ŞEKERCİ
NACİ AYKAÇ
ALİ TURANBOY
MUSTAFA ERDOĞAN

 

CAHİT EFE
     Gaybi Köyünde doğan, kendi ekonomik gücünü zorlayarak tahsilini yapan bir öğretmendir. İlk öğretimini Ereğli’nin gaybi köyünde yaptıktan sonra İvriz ilköğretim okulundan mezun olmuştur. Daha sonra eğitim enstitisüne giderek orta okul öğretmeni diploması alarak irfan ilim ordusunun içine katılmıştır.
     İlköğretmenliğini İskenderun ilçesinde yaptıktan sonra Ereğli lisesi edebiyat öğretmenliğine atanmıştır. Bu arada başarılı çalışmalarından dolayı Selçuklu Üniversitesine Türkçe öğretmeni olarak atanması yapılmıştır.
     Cahit EFE öğrencileri sınıfsal ayrılık yapmadan, öğrenci velileri ile birebir görüşerek yetişmesini sağlayan bir öğretmendir. Yaşamı boyu öğretmenlik gururunu yukarlarda tutmuştur. Onur ve gurura önem vermiştir.
     Cahit EFE yetiştirdiği öğrencilerin gönlünde hep, gurur ve onuru ile yaşayacaktır.

BEKİR DİNÇTÜRK
     Aslen Halkapınar ilçesinde doğan Bekir Dinçtürk ilkokulu Halkapınar’da tamamlayıp, İvriz köy Enstitüsün de okuyup, öğretmenlik mesleğini elde etmiştir.
     Bekir Dinçtürk Gökçeyazı, Bey Köyü, Yıldızlı, Berendi köylerinde öğretmenlik yapmıştır. Sonra da Abdurrahim ilköğretim okulunda uzun yıllar çalışmıştır. Bekir dünçtürk çalışmaları ile halkın gönlünde tuht kurmuş bi öğretmendir. Türkiye’nin ekonomik yönden gelişmesini, toplum yönünden, öğrencilerine öğretmiştir. Atatürk devrimlerini, Cumhuriyet Kavramlarını günlük derslerini için işleyerek kültürlü bir kuşak yetişmesini sağlayan değerli bir öğretmendir.


  

ŞEVKİ ANDAÇ
     Halkapınar ilçesinin Aydınkent(İvriz) köyünde 1950 yılında doğdu ilkokulu Aydınkent köyünde bitirdi. İvriz ilköğretmen okulunu 1972 yılında bitirdi. Öğretmenliğine kulu ilçesi açıkuyu köyünde başladı. Daha sonra Ereğli Burhaniye köyüne atandı. Bu esnada Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi sosyal bilimler bölümü tamamladı. 1991 yılında Sümer ilköğretim Okulu Müdürlüğüne atandı. Çalışmaları başarı takdirle dolu sevki Andaç Sümer okulunun bahçesinin tanzimi ve genişletilmesinde başarılı olmuş Belediye Başkanı Aydın Selaydan Çevre düzeni ile ilgili takdir belgesi almıştır. Ereğli halkının daktirine mashar olan Sevki Andaç 2000 yılında emekli oldu. Halkın talabi üzerine 2002 DYP ilçe başkanı halende DP ilçe başkanlığını yürütmektedir.

     SEBAHAT AKAR
     Sebahat AKAR, Karaman’da dünyaya gelmiştir. İlköğretimini Karaman’da tamamlayan Sebahat Hanım, kız öğretmen okuluna girip, öğretmen olmuştur. Şehit Kamil İlköğretim okulunda ilk göreve başlamıştır.
     Sebahat Akar’ın Beyi de Sümerbank bez fabrikasnda mühendis olduğu için, Sümer ilköğretim okuluna atanması olmuştur. Eşinin genç yaşta ölümünden sonra hiç evlenmemiş çocuksuz dul olarak görevini sürdürmüştür.
     Sebahat Akar dürüst, çalışkan öğretmenlik gururuna, onuruna laf getirmeyen bir öğretmendi. Zaman onun için çok önemliydi. Öğrencilerin yetişmesine özen gösteren ciddi bir bayan öğretmendi. Cumhuriyet yana, Türkiye topraklanını bölünmez bütünlüğüne sahipti. Atatürk ilke ve inkilapları doğrultusunda öğrencilerin yetişmesini isteyen biriydi. Bu tutumundan dolayı öğrencileri onu bu  gün, duyguları ile yaşatıyor. Yaşamaya da devam edecektir.

ŞÜKRÜ GÖKTEPE
     Ak Hüyük köyünde doğdu. İlköğreinimi Ak Hüyük köyünde bitirdikten sonra İvriz Köy Enstitüsüne girip altı yıl sonra köy öğretmeni olarak mezun oldu. Eğitim enstitüsü sınavına katılıp, başarılı olduktan sonra Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümünde okudu. Mezun olunca karaman ili ortaokul ve lise öğretmenliğine atandı. Sonra Ereğli lisesine geldi. Daha sonrada Endüstri Meslek Lisesi Matematik öğretmeni oldu.
     Şükrü Göktepe sempatik tavırları, düzenli aile yapısı ile topluma mal olmuş bir öğretmendir. Düzenli yaşamı, çalışkanlığı örnek davranışları, öğrencilerine yaklaşımı ile örnek bir kişiliğe sahiptir. Bu kişiliği ile öğrencileri, velileri onu hep arar sorar. Kalplerinde hep yaşar, Şükrü öğretmen yaşamaya da devam edecektir.

TAHİR ALP

1936 yılında Göleren köyünde doğdu. İlkokulu 3 sınıfa kadar köyünde okudu. 1947 yılında İvriz Köy Enstitüsünü 4 sınıfına kayıt olmuştur. 1956 yılında buradan mezun olmuştur. 1956-1960 yılında Gaziantep Oğuzeli ilçesi Tilbaşar köyünde çalıştı. 1960-1963 yılında Ereğli kamışlı kuyu köyünde görev aldı. 1963 yılında Abdurrahim ilk okuluna tayin oldu. 1982 yılın da ilçemiz yılın öğretmeni seçilmiştir. 1 mayıs 1983 yılında emekliğe ayrılmıştır. 1986-2001 yılları Ereğli’de dershanede görev almıştır.

 

 

HASAN ÇINAR
     1955 Sarıkamış doğumlu olup 2 yaşında Ereğli’ye gelmiştir.kendi ifadeleriyle; o günden beri cennetten bir köşk gibi gözüken Türkiye’mizin en güzide şehri Ereğli’de yaşam sürmektedir.  Ereğli’nin devamlı göç aldığını gelen insanlarında yeni bir kültur dokusu ve güzel bir çehre ile nufusun artışına katkı sağladıklarını belirtmektedirler
     Yine hocamızın ifadesine gore yerliler gelen yabancılara kucak açmış yerleşenlerde gönüllerini açarak her biri kökten Ereğli’li olmuş. Ulu cami sayesinde hep halkın içinde olduklarını ve halkında tebliğe müsait , nasihata yatkın uyarıdan hoşlanan uyarıda bulunana teşekkür eden bir yapıya sahip olduklarını belirtiyor.
     Yine hocamız yapmış olduğu uyarılara ve ahlaka uymayan tarzda yaşayan insanlara yapmış oldukları uyarılara bir tepki almadıklarını aksine saygı ve sevgi gördüklerini belirtmektedirler. Hocamız bu anlayışın Ereğli halkını manevi açıdan büyüteceğine Ereğli’nin gelişimini sağlıyacağına ve de il olacağımıza inanmaktadırlar.

RECEP ARLI
     Ereğli’nin tarihini inceleyen ciddi bir araştırma içinde olan Sami AKDOĞAN Bey benden de bir katkıda bulunmamı istedi.
     Ereğli’nin tarihi geçmişi benim alanım dışında. Ancak Ereğli’de yaşayan insanlar, onların hayata bakışları hususunda Ereğli dışında gelip şöyle objektif bir bakışla bakıldığı zaman dikkatimi çeken takdirlerimi her zaman belirttiğim güzel geleneklerimiz göreneklerimiz ve inançlarımıza, Müslüman Türk’ün örf ve adetlerine ters görenlerin duyanların yüzlerini kızartıp kafasını öne eğdirerek nahoş manzaralarla karşılaşıyor insan. Bunları anlatma yerine içimizi ferahlatan imrendiren hoş olayları hatırlamak yad etmek daha yararlı olur kanaatindeyim.
     1978 Mart ayında asker dönüşü tayinim Ereğli İmam Hatip Lisesine meslek derselir öğretmeni olarak çıktı bizzat halkla iç içe olunca Ereğli’yi tanıma imkanı oldu. Peşin fikirlerimi, görüşlerimi bir kenara bırakıp tarafsız bir gözle bakınca bazı tesbitlerim oldu. Deryada bir balık suyun farkında olmazmış. Beklide bu açıdan bakınca bir çok Ereğli’li kardeşlerim de bunun farkında değil. Buna bir misal verecek olursak; çevre il ve ilçelerde gördüğümüz gıybet, dedikodu, çekememezlik, kıskançlık gibi hem dinimizin yasakladığı ve hem de medeni insanların hoş görmediği duygu ve davranışlar Ereğli’de yok denecek kadar azdır. Ne kadar güzel bir şey gönül arzu eder ki bunların olmayışı vurdum duymazlıktan veya bana neden kaynaklanmasın.
     Türkiye’nin işlenmeyi bekleyen zengin madenleri gibi burada yaşan insanların da güzel güzel duyguları işlenmeyi harekete geçirmeyi bekliyor. Buna binlerce misal vermek mümkün Ayrancının Çat köyünden Belkaya’nın demircisinden Halkapınarın yasdıkayasından çeşitli okullara kaydını yaptırmış fakir, fukara öğrenci kardeşimin kalacak yeri yok bu ihtiyaç bizi harekete geçirdi ve işte o zaman Ereğli halkına daha iyi tanıma imkanı bulduk binlercesinden bir kaçını söylersek kendisiyle yeterince tanışmadığımız halde tanıştıkça sevdiğim saydığım duacı olduğum bize şehrin en güzel yerlerinde(Eti Mahallesinde) istediğimiz kadar arsayı gözünü kırpmadan veren Hacı Süleyman Zorlu Mahsülünün öşürünü içeriye almadan harman yerinde ihtiyaç sabihibinn olmasını bekleyen Hacı Mustafa Acar ve daha yüzlercesi hangisini sayayım. Bu güzellikler yerli yerinde hakkıyla değerlendirilirse ne aç kalınır nede açıkta kalan olur. Bu güzel insanların hayran kaldığım bu hoş duyguları istismar edilmesinden neler yapmaz neler.
     Nakdi veya Aynı bağışta bulunan bu insanların güvenleri itimatları sarsılmamalı mutlaka ve mutlaka bir belgeyle bir makbuzla güvence verilmelidir.
     Bu memleketin yabancısı olmamamıza rağmen dokuz sene gibi bir zaman da sıfırdan başlayarak 3 tane devasa binanın tam tekmil hayata geçirilmesi bunun en güzel misalidir. Bize güvenip yardımcı olan halkımıza teşekkürü bir borç bilir bu güzel duygularının daha nice nesillerce devamını dilerim.
     Geçmişini ecdadını ve eserlerini tanıyıp onlara kendini örnek olacak bir nesil’in yetiştirilmesine katkıda bulunan. Sayın SAMİ AKDOĞAN kardeşime de teşekkürlerimle birlikte başarılar ve kolaylıklar dilerim.

MUSTAFA   KAZIM  ÖZTURAN
1905 Yılında dünyaya geldiler.3 yaşında hafızlığa  başlayıp 7 yaşında mezın oldular.İmam Hatip ve Medresey.i.İlmiyeyi bitirip Saib Ata camiinde müezzinlik  yaptıktan sonra Durlaz köyünde öğretmenliğe başlayıp Ereğlide Dumlupınar ilkokuluna geldiler.1960 İhtilalinde Demokrat Partili diye açığa alındı.Daha sonra Konya Valisi  Rebii Karatekinin onayı ile İsmet paşa okulunda göreve başlayıp 1964 yılında emekli oldu. Ertesi yıl hacca gittiler .1980 yılında vefat etti.İki oğlu bir   kızı vardı.Büyük oğulları 1908 yılında İstanbulda vefat etti .Küçük oğlu Atila Selçuk üniversitesi öğr.gör olarak emekli oldu.Antalyada ikame etmektedirler.Herzaman Ereğlimize gelerek hasret gidermektedir.

 

AHMET SÜEL
     1928 Ereğli doğumlu olup ilkokulunu Dumlupınar’da ortaokulunu Ağrı’da sonrada Konya ve en son 1947’de Niğde’den mezun oldu. Askerlik bitiminden sonra 1953 yılında Ereğli matbaasını açtı. 1955 yılında Nafi Akğün’den orayı Devraldı.  ilk defa 1974 yılında kültür balıkçılığını Ereğli’ye getirdi. İvriz’e kooperatif kurup ivriz’de kültür balıkçılığına başladı. Ereğli’ye o dönemde 4 katlı ilk yüksek binayı yaptırdı.

SERVET AKKARTAL, TEVFİK GÖKBUDAK, DONDURMACI CELAL, ARTİN MIHÇI,
BAHATTİN KAZMAN, HAZIM SAMANCI, KAYHAN YÜZBAŞIOĞLU, ASAF SAYAR

 

VELİ BETTEMİR
Aslen Karaağaç köyündendir. Ereğli’de okumuş ve yetişmiştir. PTT. Genel Müdürlüğü yapmıştır. PTT’nin teknolojik imkanlardan faydalanmasını sağlayan PTT’yi uluslar arası rekabet ortamına sokan kişidir. Türkiye’nin neresine gidersek gidelim PTT’ye uğradığımızda bir Ereğliliye rastlıyoruz. Genç yaşta kaybettiğimiz veli BETTEMİRE Allahtan rahmet ailesine sabır diliyoruz.Aslında bu güzel abimizi sayfalar dolusu yazmak isterdik Çünki bu memlekete hayrı en çok dokunan bürokratımız idi.

HAMİ AKDOĞAN
     Ereğli’nin toplumsal faaliyetleri ile yakından tanıdığı kişilerden birisidir. Ereğli’nin genci, ihtiyarı, çocuğu, kızı ve kadını da dün tanıdığı gibi bugün ve yarında tanıması gerekmektedir. Çünkü; Hami AKDOĞAN Ereğli’de toplumsal gelişmelerin, tümünün içinde yer almıştır. Parasal yardımları cüzdanın gücünü sonuna kadar harcamıştır. Toplumsal faaliyet alan Ereğli’deki tüm okulları derneklerinde yer almıştır. Ekonomiye katkı sağlayan, Ersu fabrikasının Ereğli’de yapılması için etken rol oynamıştır. Fabrika Belceağaç’ta başladı Ereğli’de bitti.
     Hami AKDOĞANI Ereğli halkının dünü ve bugünü yarını niçin hatırlamalıdır. Ereğli halkı kültürlü bilinçli olarak Türkiye’de ve dünyada bilinip, değer kazanıyorsa bunda Hami AKDOĞAN’ın payı vardır. Çünkü Ereğli’deki sanat okulu, kız meslek lisesi, ticaret lisesi, toros ilköğretim, Dumlupınar ilköğretim okullarının yapımında Ereğli lisesinin yapılışı ve geliştirilmesinde rol oynayan okul yaptırma yaşatma derneklerinde okul aile birliklerinin aktif görevler almıştır. O sayade o günün gençleri ve bugün kiler yarınkilerde kız ve erkekleri eğitim ve öğretiminin zirvesine çıkıp Ereğli’nin toplumunun kültürlü olduğunu duyurmuşlardır duyurmaya da devam edeceklerdir.
     Toplumlara yararı olan kişileri insanlar unutsa da eserleri asla unutulmayacaktır ilelebet yaşayacaktır. Hami AKDOĞAN’ın adını unutturmayan olaylardan birisi Dumlupanar ilköğretim okuludur o okul Ereğli’nin şan söhreti ve tarihidir. Ereğli’nin tarihini yazanların şanını duyuranların yetiştirdiği bir okuldur Dumlupınar ilköğretim okulu kerpiç yapılı toprak damlı bir yerdir bu okulu yıkıp yerine yenisini yapmaya başlayanlar. O zaman inşaat sektöründe teknoloji yoktu. Okul baş öğretmeni olan Kazım Bettemir ile dernek başkanı olan Hami AKDOĞAN yeni okulun yapımına başlayanlar. Çimento elle karılıyor tuğlalar üst kata elle çekiliyor hasılı her şey insan gücü ile yapılıyor hortum yok harç ve çementolar yanık yapmasın diye kovalarla sulanıyor. Okul baş öğretmeni Kazım Bettemir ve dernek başkanı Hami Akdoğan ellerinde kovalarla inşaata su taşıyıp betonları sulayarak ağustos sıcağında yanmasını engelleyip betonun sağlamlaşmasını sağlıyorlar.  Bu arada bir akşam üzeri yine beton sularlarken  jeep ile milli eğitim bakanı gelir kendilerini teprik eder ve anadoluda sizin gibi gönüllüler olduğu müddetce eğitim hayatı başarılarla Yaşayacaktır diye buyururlar. İnşaattan malzeme kayıp olmasın diye, geceleri de inşaatı bekliyorlar hizmetli Halil Kartal’ı inşaatın başından bitimine kadar evine salmıyorlar inşaatta işçi gibi çalışıp koskoca Dumlupınar ilköğretim okulunun yapımını para gücü ile değil kalpten gelen, sevgi gücü ile bitiriyorlar.
     Bütün bu çalışmaların karşılığı olarak, okul binasının bitiminde okul aile birliği genel kurulu toplanıyor. Okul verilere hesap verecektir. Hesaplar verildikten sonra, genel kurul üyelerinden biri yada bir kaçı başkanlık divanına öneri veriyor. Hami AKDOĞAN’ın resmi okul koridorunun bir yerine asılsın alt kısmına da okul yapımında emeği geçeneler diye yazılsın öneri genel kurulca kabul edilmiştir. Sayın Hami AKDOĞAN’ın resmi asılmış.
     O resmin asılması gelecek nesle bir örnek olsun. Kendilerine çalıştıklarından çok topluma çalışmalarına karşın isimlerinin asırlık boyu yayacağına inansınlar. Resmi okulda hep asılı kalsın diye ama ne acıdır adı eğitimci olan bir meslektaşımız bu resmi kaldırmıştır..
     Yattığın yer cennet mekan olsun, senin yapımında emeği geçtiği okullarda okuyan çocukların çoğu okuyup büyük insanlar oldu. Sofralarında yemekten sonra sana dua ediyorlar. Mekanın cennet olsun Sayın HAMİ AKDOĞAN.Mehmet Ali Sılay.Emekli müdür Anılarından

                                                 CEMAL OKAY
        Ereğlimizin Köklü Esnafıdır.Uzun Yıllar otel İşletmeciliği yapmış halkımızın güvenini kazanmış 2010 yılında kaybettiğimiz bir büyüğümüzdür.Politika sahnesinde uzun yıllar boy göstermiş.Politika ve şakalarıyla Ünlü kendisi ile barışık bir sima idi.Rahmetli cemal okay ın en büyük özelliği ise yardım severlikleri idi .Aramızda olmayan merhum Hami  Akdoğan Faruk sukana stadın karşısında Cemal Okaya ait büyük bir arazinin olduğunu söyler .Aralarında konuşarak cemal  beye gelirler durumu anlatırlar oda mademki buralara okul yapılacak seve seve veririm der ve verir.Burayada 3 okul yapılır.Ereğlimizi diğer şehirlerden farklı kılan bu olayı sağlayan merhum CEMAL OKAY ,ı Rahmetle anıyoruz.  Belediye Başkanımız dan veya Milli Eğitim Camiasından Ricamız Bir yerlere CEMAL OKAY İsminin verilerek bu gibi değerlerin isminin yaşatılması yeni nesillere örnek teşlil etmelidir.

HALİS KÖKBUDAK
     Ereğ’nin son ağası idi. 1932-2005 yılları arasında yaşadı. Sofrası ünlü idi. Türkiye’nin her bölgesinde insanları misafir ederdi. Misafirleri arasında başbakan, Bakanlar ve Paşalar her zaman için yer alırdı. Atçılık sektörünün Ereğli’de yayılması için elinden geleni yaptı. Yetiştirdiği taylar Türkiye derecelerine ulaştı. Çok ünlü kupaları Ereğli’ye getirdi. Ereğli’nin en son 2 ağası vardı. Birisi Halis Ağa diğeri Kutören’e ilk değirmeni kuran sofrası açık Hüseyin Ağa(Tobbaş)dır. Garip bir olaydır. 2 ağada aynı gün Allahın Rahmetine kavuştu. Böylece Ereğli’de ağalık da bitti.

 

HALİTLERİN DR. OSMAN KAL
     Sıtma konusunda büyük mücadeleler etmiş salgın hastalıkların ortadan kalkması için mücadele etmiş bir memleket büyüğüdür.

FUAT AKSOY
     1937-1991 yılları arasında yaşamış. Aziziye doğumlu en büyük çiftçilerinden birisi idi. İlk traktörü 1952 yılında ilk biçerdöveri 1953 yılında Aziziye’ye getiren modern tarıma bölgemize tanıtan büyüğümüzdür. Ömer Ağa’nın oğlu idi. Ömer Ağa Ereğli esnafının yoğurt ihtiyacını hediye olarak karşılar ondanda büyük keyif alırdı.
     Merhum Fuat Bey Ereğli’ye ilk kapalı çarşıyı, ilk modern oteli, ilk yer altı çarşısını yaptırarak Ereğli’nin çağdaş görünümünde olmasına yardımcı olmuştur.
     Fuat Bey hayırsever bir işadamıydı Çakmak Karakolunun  hayrat çeşmesini babası adına yaptırdı.
CELALETTİN SET
    13 Ekim 1922 de Ereğlimizde doğmuşlardır.Babası Ahmet Hilmi ,Annesi Naima  Hanımdır.26 Ağustos 1945 Yılında Seniha Koçak ile evlenmişlerdir.Bu evlilikten Name Olcay Uygunlar,Emine Tülay Öztürk,Reşat Şemşettin doğmuşlardır.
                                 Celal Hocamız Adana Erkek Öğretmen Okulunu bitirmişlerdir.1941 Yılında Muş İlkokulunda göreve başlamış.1942 yılında Yedek Subay olarak askerliklerini ifa etmişler,1945 Yılında Teskere almışlardır.1945 1948 Yılları arasında Gezici Başöğretmen olarak görev almışlardır.”948 1951 arasında Ereğli Sümer okulunda 1951 1984 Yılları A       rasında İse Tanındığı Abdurrahim İlk Okulunda MüdürlüK Ve Öğretmenlik Yapmışlardır.
                                      Ereğli Fakir Öğrencileri Koruma Derneği,Kızılay Ereğli Şubesi,Öğretmenler Derneği,Sanat ve Musiki Derneği,Çocuk Esirgeme Kurumu ,Türk Kültür Derneği,HalkEvi,Atatürk Anıtı Yaptırma Derneği,Elma Şenlikleri Üst Komite Kurucu Üyeliğİ Görevlerinde bulunmuşlardır.
                                        Kendilerine Hizmetlerinden Ötürü Kırk kadar Hizmet vr Takdir ödülü verilmiştir.
                                          Hatıralar Demeti,Bir İlkokulun on yıllık seslenişi ,Dernek ,basın ve Eğitim Çalışmaları  Adlı basılmış eserleri bulunmaktadır.

RASİM AYDIN
     Birinci sınıf emniyet müdürlüğünde uzun süre hizmet eden 25 nisan 1942 de şehrimizde doğmuşpolis aksdemisi  mezunu olan sayın Rasim bey İstanbul Üniversitesi yönetim bilimler enstitüsünü bitirerek yusdumuzun değişik şehirlerinde küçük rütbelerde görev almışlardır.Daha sonraları ise il müdürlüğü ve emniyet genel müdürlüğü bünyesinde bulunan teftiş kurulunda başmüfettiş olarak ülkemize hizmet etmişlerdir.Görev yaptığı dönemde yıllarca Ereğliden kopmayarak iyi ilişkiler içinde olmuşlardır.İstanbula yerleşmesine rağmen Ereğli sevdalısı olarak81 evlerden ev alarak sık sık erğliye gelerek burada hasret gidermektedir

DR. FİKRET GÖKBUDAK
     Pratisyen serbest doktorluk yaptı. Uzun süre fakirlerden para almadan muayene etti. Fakirlerden para almadğı gibi ilacıda cebinen öderdi. Hayır derneklerini kuran ve yer alan bir memleket büyüğü idi
KOCA MENDUH
Ereğlimizin nikah memurudur.Eski Ereğlinin tamamını evlendirdiğini söyler.Doğrudur.Bizlerin menduh dayısıdır .Dayının en büyük özelliği gür sesidir.Gür sesin ifadesiyle anlattığı mavralar ve olaylar I dinlemeyen Ereğlili birisi çok şey kaybetmiştir.

 

 

YAYLALI

 

Bu isimde  eski Ereğlinin unutulmazlarından birisidir.Koca menduhla yaşadıkları şakalar insanı çok güldürür.Yaylalı dayının kulübü çok meşhurdu namı Türkiye çapına yayılmıştır.Yaylalı dayı hayırelli yardım sever birisi idi.
EŞREF ERGİN
 Kardeşi  Rızaile beraber Ereğlinin gazete ve Kırtasiye ihtiyacın güler yüzle karşılayan  kişi idi.İşyerlerine giderken sanki kendi dükkanımıza gider gibi davranırdık çok samimi bir hava vardı.Eşref abi Annelerinin Hac ziyareti karşılaması esnasında trafik kazasında kaybettik.Kardeşi  Rıza beyide genç yaşta toprağa verdik kendilerine Allahtan Rahmet istiyoruz.

HAKKI ABİ
  Ereğli halkı onu totocu Hakkı diye bilirdi.Akbank yanında uzun yıllar gazete bayiliği yaptı.Temiz giyimli çok efendi bir abimizdi.Yanında yetiştirdiği elemanlar bu günün ünlü işadamları oldular.

 

DSİ. 43. ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ
     1950 Yıllarında Bayındır Vekaleti Su İşleri Reisliği 7.Şube Şefliği Konya’da faaliyet gösteren DSİ, o yıllarda Ereğli ovasında İvriz çayı ve Deli Mahmutlu deresinden gelen suların kontrolsüz akışından kaynaklı taşkınları önlemek ve bataklıkların kurutulması faatiyeti ile çalışmalarını başlamıştır. 28.02.1954 yılında çıkarılan 6200 sayılı kanunla DSİ işleri Umum Müdürlüğü(DSİ Genel Müdürlüğü) kurulmuş. Konya ilinde ise DSİ IV. Bölge Müdürlüğü adını almıştır. Bu yıllardan sonra Konya IV. Bölge Müdürlüğü 43. Şube Başmühendisliği adı ile Ereğli’deki faaliyetlerine devam etmiştir. 1954-1976’lı yılların başına kadar Ereğli’de Taşkın koruma Faaliyetleri, Ereğli bataklığını kurutma projeleri ve değişik sulama projeleri kapsamında Regülatör inşaatları yapmıştır. Ereğli’de en büyük yatırım İvriz barajı projesinin etet çalışmalarını tamamlamışıtr.
     Konya kapalı havzasının güneydoğusunda yer alan Konya-Ereğli projesi gerek toprak, gerek su kaynağı ve gerekse projeden yararlanacak nüfus açısından iç anaolu’nun en önemli sulama projesi, diğer taraftan bölgenin en önemli tarımsal üretim merkezidir. Konya kapalı havzasının etrafı yüksek dağlarla çevrili olması, yeteri kadar yağış almasını önlemekte bu nedenle toprak yapısı ve topoğrafik bakımdan çok elverişli ve geniş bir alanda tarımsal ekononinin kararlı hale gelebilmesi için sulama bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.
     1976 yıllarına kadar Ereğli’de İvriz Çayı ve Deli Mahmutlu deresinden gelen suların barajı içerisinde kalan reğülatör vasıtasıyla bugünkü sol sahil sulaması içerisinde kalan alanlarda Ereğli Belediyesi sulamayı Miravlar(su dağıtım görevlileri) tarfından yaptırmaktaydı. Yine bugün Sağ sahil sulama sahası içerisindeki kalan suyunu Sinandı(B.Doğan) köyü ile Karayusuflu köyü arasındaki derede yapılan regülatörden Alan Alan Ark sulama birliği(Köy Muhtarların oluşturduğu birlik) tarafından sulama yürütmekteydi. Ereğli DSİ de Başmühendis ve şube Müdürü olarak görev yapan ve Ereğli’ye hizmetleri dokunan isimlerden Ferudun Cenkci KANAY, Emin ERDOĞAN, Abdullah GÖKBUDAK, Hasan ABAT, Sadettin KIZKAYASI, Selahattin GEVRİ, Faruk SARİI, Vahdettin BOZKURT, Muammer KELEŞ, Sabri BAŞYEMENCİ, Aladdin YILDIRIM, Mustafa KONUKSEVEN, i şükranla anıyoruz. Halen DSİ 43 şube müdürlüğünü Sedat ÇÖLMEKCİ yürütmektedir. 1984 yılında İvriz Baraj inşaatı tamamlanarak 1985 yılında işletmeye açılmış, sulama işletmesini(10 yıl) 1994 yılı daihl DSİ kendisi yapmıştır. 1995 yılında sulama işletmesini üç adet sulama birliğine devredilmiştir.


AKÖREN KÖYÜ HARPUTOĞLU HÜSEYİN
     1881-1951 tarihleri arasında Karacadağ Akören köyünde yaşamış, kurtuluş savaşı’nda isimsiz kahramanlarından birisidir. Kurtuluş savaşı başlayınca kendi imkanları ile hiç kimseden yardım almadan himayesindeki 2 kater(1 kater 7 deve) devesi ile Kuvay-i Milliye için Ege Cephesinde büyük mücadeleler vermiş. Bölgemizin saygın ağalarından biridir. Kurtuluş savaşı’nın bölgemizdeki isimsiz kahramanlardan biridir.
Harputoğlu Hüseyin ağanın çok ünlü deyişleri vardır. Bunlardan bazıları;
     -Deniz Gemi Yelkeni, Akıl fikirin dümeni, göreyim seni göster kendini.
Harputoğlu Hüseyin ağanın soyu ilaslan olarak devam etmektedir.


İSTASYON AÇILIŞI

Dr. HALUK Bey’in Hasta Muayenesi

 

EREĞLİ’de DEVE GÜREŞLERİ

EREĞLİ ESNAFININ SANAT GECESİ
ATLAR ve EŞEKLER
     Tarih boyunca Ereğli halkı bağ, bahce, tarla sahibi olduklarından hayvanlarla iç içe yaşamışlardır. Köylerden dağa doğru olanlar eşek ve arabasını ovaya doğru olanlar at ve arabasını tercih etmişlerdir. Bağ sahipleri yollaın darlığı sebebi ile eşekleri tercih ederlerdi. Tarla sahipleri atları tercih ederlerdi. At arabaları demir tekerlekli olurdu ot taşıma işini seleli at arabaları yapardı. Çift atlı seleli arabalar kullanılırdı. Katır pek kullanılmazdı.
     At ve arabaları biz Ereğliler için çok önemlidir. Koca dokuma fabrikası bunların sayesinde yapılmıştır.
     Kış gelirken yazlık mevkiinde sürüler halinde eşek ve at sürülerine rastlanılırdı. Oda bizlerin ayıbı idi bu hayvanlarına  bakmayan……insanlar hayvanlarını doğaya sürer……onca  hayvanda sürü halinde açık havada yaşardı. Uyanıklarda iyilerini seçer ahırına koyar ondan faydalanır yaz gelince satardı.Çok hayvanda telef olurdu.Köylüler yaz gelince hayvanları tekrar ararlardı bulduklarını çalıştırırlar bulamayanlarda satın alırdı.

BAĞ ve BAHÇE HİKAYELERİ
     Üzüm çalmak için bir bağa giren genci bağ sahibi yakalamış. Niye girdin deyince o da Abdest bozmak için demiş. Bağ sahibide uyanıkmış pisliğini göster deyince oda gözüne kestirdiği bir pisliği göstermiş. Bağ sahibi oğlum o eşek tersi deyine genç gayet olgunca insan şaşırınca böylesini de yapıyor demiş.

İvriz çayında bir yaşlı ağa karşıya geçememiş bunu gören bir genç ağayı sırtına alıp karşıya geçirmiş. Adamda gence beni bir beladan kurtardın dile benden ne dilersen demiş. Oda bir cigara ver yeter deyince ağa şaşırmış oğlum çok az istedin demiş. Bunun üzerine genç aman ağam nasıl olsa onunda yarısını elimden alacan demiş.
     Bağ, Bahçe işini eşekler yaptığımdan, eşek çok kıymetliymiş, eşekler pazarda alınıp satılırmış. Adam eşeğini satmak için ahıra geldiğinde eşek inat eder kalkmaz adamda kuyruğundan kaldırmak isterken eşeğin kuyruğu kopar. Çaresiz adam eşeği pazara getirir pazardakiler kuyruğu olmadığını sorduklarında adam siz pazarlığa bakın kuyruk cebimde der.
     Ereğli’de bir ağa ölmüş. Ağayı mezarlığa gömmüşler onu tanıyan bir hocaya da para verip bizim ağaya iyi bir dua yap demişler. Hoca başlamış düşünmeye hadi hocam demişler hoca yine düşünüyor hadi hocam demişler hoca düşünmeye devam etmiş. Çaresiz kalan hoca valla ağalar hangi duayı okuyup ağayı cennete sokayım diyorum ama keratayı bir türlü cennete sokamadım demiş.
            Ereğlide ağanın birinin düğünü varmış garibin birini dfavet etmişler.Elbise yok ayakkabı yok genç dedesinin iç           keten elbisesi varmış onu giymiş birde babasının kıravatı var onuda takmış.Ayakkabı yok ayağını güzelce siyaha boyamış,kenarınada beyaz cizgi çekmeyi ihmal etmemiş kekilleride güzelce ıslatıp taramış düğüne gitmiş ağanın birinin oğlu bizimkini görüp çok beğenmiş. gel elbiseleri değişelim demiş ve değişmişler alan razı satan razı hesabı.Ağa oğlunun elbise değiştiğini görmüş eve varınca keten işlik olduğunu görünce bildiği bütün küfürleri oğluna etmiş.
              Ereğlinin elmalarını bahçe sahipleri hep istanbula götürüp satarlarmış.Satış sonu paraları cukka yapanlar Beyoğlunun cazibesine kapılıp paralar bitince Ereğliye döndüklerinden elma parasının Ereğli Ekenomisine katkısı pek olmazmış.
            Ereğliler elma satmaya gittikleri zaman yol boyu dostlarına sandık sandık elma hediye ederlermiş.Satacakları şehre gelmeden elma satılmadan bittiği olurmuş.       
             Ereğlide hemen hemen herkesin bağı olurdu.Bağ evleri kışın boş kaldığından talebeler oralarda buluşur anı olacak malzemeler bol olurdu.      
AV MAVRALARI
     Avdan gelen adama komşusu sormuş ne vurdun diye oda tilki vurdum demiş. Tilki büyük müydü? Deyince kuyruğu 10 metre kadardı deyince oğlu öksürmeye başlamış. Avcıda herhalde 6 metre deyince oğlan yine öksürür adam bu sefer mahcup 3 metre idi dEyince oğlan yine öksürür adam bunun üzerine oğluna döner anasını sattığımın sıpası bu tilkinin hiç mi? Kuyruğu yoktu demiş.

AVCILIK KULUBÜ BAŞKANI AHMET ALNIAÇIK ANLATTI;
     Eski avcılardan biri Akgöl’e ava gider. 300 kadar ördeği görür sazlıklardan yavaşça ilerler tüfekle ateş etse 2 veya 3 ünü vuracağını hesaplar. Vazgeçer tüfegi bırakır belindeki ipi alır göle dalar 200 kadar ördeği ayaklarından beline bağlar bu arada bir avcı gelip ördeklere ateş eder ördekler havalanıp bizim avcıyıda havalandırır avcı yukarıda bağırır oğlum Alı tüfeği al sen eve götür bizim nereye konacağımız belli değil der.
     Eski avcılardan Mustafa ava gider ateş eder üsteki uçan ördeği vurur vuran ördek altaki ördeğin üstüne düşer alıp götürür bizim avcıda baka kalır.

(AVCILIK KULUBÜ BAŞKANI AHMET ALNIAÇIK’TAN AV RESİMİ)
KORELİ
     Kervansarayın yanında Naylondan bir çadır gibi yerde yaşardı. En sıcak ve soğuk günlerde kirden rengi belli olmayan bir yorganı ve yastığıyla sobasız bir ortamda yaşadı. Etrafı bit taşınca şikayet üzerine eşyaları yakılıp yenileri veriliyor kendisinide de hamama götürüyorlar güzelce yıkayıp yeni elbiseler giydirip bırakılıyor. Koreli temiz kıyafetlerle ve eşyalarıyla yattığı gece ölüyor. Eskiler anlattı bitle yaşayan uzun süre yıkanmayan insanlar yıkandığı zaman onları eskiden uyutmazlarmış. Uyursa zehirlenir ölürlermiş..

DELİ LAKAPLI GARİBİMİZ KEMAL GENÇ YAŞTA KAYBETTİK

ALİ FUAT
     Bu isim Ereğli için mavra anlamındadır. Eskiden Ereğliler bir araya geldimi Ali Fuat böyle dedi, şöyle söylemedim veya nasıl anlatmıştı diye her tarafta onun lafı geçerdi. Amerika’ya gider. Paris’den döner Hacılardan suya atlar  çıkar. Başbakanlar döver Cumhurbaşkanları ile yemek yer. Krallara misafir olurdu. Kısacası Ali Fuat ismi bizde tebessüm yapan adamdı. Okul medrese görmedi fakat kendi kendine okudu. Çok zeki bir insandı. İyi bir komedi uzmanıydı.
  Ali fuat arkadaiları ile Ankaraya yurtda okuyan öğrencileri ziyarete giderler.ALİ FUATIN elinde tesbih vardır.Öğrenciler tesbihe askıntı olurlar tesbihi  isterler ali fuat anam avradım olsunki 65 bin bedevi geldi ver bu tesbihi galata kulesinden atlayalım dediler yinede vermedim gözünüzü seveyim size nasıl vereyim demiş.

Ali fuat ve arkadaşları otobüse binip istanbula giderlerken mavraya başlarlar.Yolcuların hiçbirisi  uyumaz pür dikkat soluksuz dinlerler şöferde büyük bir keyfle yolculuğun nasıl geçtiğini anlamaz .Göz kapayıp açana kadar istanbula varırlar .Şöfer çok keyif almıştır Ali fuada döner kardaşım her gün sana otobüsün en önünden yer ayırtayım bütün masraflarını çekeyim senide maaşa bağlayayım demiş.Ali fuatda arkadaşına dönmüş kardeşim şöför arkadaşı kırmayalım ama bizim Ereğlideki fabrikalara kim bakacak demiş.Bunu duyan şöförün ağzı açık kalmış. 

Ali Fuat her zaman siyah takım elbise giyerdi .Çok şık gezerdi.Arkadaşları sorarlardı niye siyah giyiyorsun diye oda hep bir yakınını öldüğünü söylermiş bunun üzerine bir daha sormamışlar. Ali fuat bir gün parasız kalmış arkadaşları onu bir ağanın taziyesine götürmüşler. Ali Fuat güzel bir dua etmiş ev sahipleri de ona on lira vermişler dışarı çıkmışlar arkadaşları oğlum çok ucuza gittin demişler. Ali Fuat’ta sen bu duaları bir anlasan beş para vermezsin demiş.
 Ali Fuat ölmüş onu gömmüşler oda gözünü açmış her taraf yemyeşil her türlü meyveler ve çok güzel huriler varmış. Kendi kendine şöyle bir geziniyim deyip yola koyulmuş bakmış ileride bizim mahallerin ağaları o zaman ağalara dönmüş müsaade edin sizin bulunduğunuz cennetten ben çıkayım demiş.
 Bir okulun yapımını duyan Ali Fuat  ve gencin biri beraber okulun yapımında hayrına beraber çalışır. Daha sonra okul açılır. Ali Fuat müdüre çıkar genci okula hademe yaptırır. Eh oğlum der okumadığın okula abiyin  aklı sayesinde hademe oldun der.
      Ali Fuat’ın damı toprakmış. Her yağmur ve kar yağdığında ev akarmış. Bunu bilen arkadaşları lan oğlum ev atkımı diye takılırlarmış oda anasını satıyım musluk hariç her taraf aktı dermiş.
      Ali Fuat yağmurlu bir havada ıslanmamak için bir evin saçağının altında 2 saat beklemiş bir araba geçmemiş bunun üzerine yürümeye başlamış yarım saat geçmesine rağmen yine bir araba geçmemiş. Sırılsıklam olmuş bir halde yürürken bir arkadaşı onu görmüş ne bu halin oğlum çukuramı düştün deyince Ali Fuat Dünyada her şey geçer derler ama 2.5. saat bekledim bir araba geçmedi demiş.
      Laf olsun diye adamın biri Ali Fuat’a  Hazreti Ademi’n çamurunda saman varmı diye sormuş. Ali Fuat’ta anana bir bak çatlak bir yeri varmı  demiş.
      Ali fuatın hanımı ağanın birinin hanımına  gezmeye  gitmiş ağanın evinin içinde çeşmeyi görmüş kadıncağız su doldurmaya meydan çeşmesine gidip gelmekten imanı gevriyor  ,ağanın hanımınıda birazda olsa kıskanmış eve gelmiş ama yoldada ali fuata söyleniyormuş.Akşam olmuş ali fuata durumu anlatmış ali fuat bakmış kurtuluş yok ertesi gün ağaya gitmiş ağam senin yüzünden yuvam dağılacak bana acele bir musluk al demiş ağada almış ali fuat musluğu hemen eve götürüp kerpiç duvara çamurla yerleştirmiş ,Hanımınada  ivrizdende suyu bağlayacaklar demiş ve devam etmiş aman hanım  musluğu  açık bırakma evi su basar demiş,birde konu komşuya tembih etde sık sık eve su almaya gelip rahatsız etmesinler demiş.    
       Ali fuat  arkadaşı ile pavyona gitmiş loş ışıklar içinde süslü hanımları görmüş onları hayran hayran seyretmiş ,arkadaşları ile sohbet edip efkar dağıtmışlar gece puroğram bitmiş eve sallana sallana giderlerken arkadaşının aklına hanımı gelmiş benim hanım bunlardan çok güzel diye söylenmiş eve gelmiş lambayı yakmış üstünü çıkarıp  yatacak bir bakmış yenge yatakta şalvarla yatıyor ayağında yün çorap başı ağrımış başında tülbent sarılı aklına pavyondaki kadınlar gelmiş  onlar daha güzeldi bir onlara bak birde şu yaratığa  deyip   hemen lambayı söndürüp çocukların odasında uyumuş.Bu olayı ali fuada oda bize anlattı.
            Dünyada içki masaları mezesiz olmazmış Ereğlide ise Ali Fuadsız masayı masadan saymazlarmış.
     

 

 

İNSAN ÖĞÜTME DEĞİRMENLERİ
(Fitne-Ficir-Dedikodu-Makamı)
              Hep diyoruz ya Ereğlili olmak ayrıcalıktır diye doğrudur. Türkiye’mizde ilklerin ev akların yetiştiği ve yaşandığı örnekleriyle anlatıyoruz. Bu değirmende Ereğli’ye hastır. Her iyiliğin ve güzelliğin karşısında kötülük ve çirkinlikte olacaktır. Onun için biz bu kötülüğüde yazacağız.    
                              Ereğli’de Gılı Gılı çetesi vardır. Bu çete kendilerini adam gibi göstermek için hep tezgah içinde olurlar bunların en meşhur lafı olacağı bellidir. İyide olsa olacağı belliydi derler, kötüde olsa olacağı belliydi derler. Bu çete kalabalık değildir. Toru topu 6-7 kişidir. Ama dışarıdan gelen Ereğli’yi tanımayan insanları etkilemeye çalışırlar
                       Mevlana’nın bir sözü bunlara benzer;
                       Ne ADAMLAR gördüm üstünde elbise yok
                       Ne elbiseler gördüm içinde ADAM yok…
     Bunlar adam değildir ama kendilerini adam yerine koyarlar. Bu yazdığımız kitapta en büyük duayı bu insanlar için isteyeceğim. Tanrım ne olur bu şerler şerliklerinden kurtulup bizler gibi insanca yaşasınlar…


1952 YILI EREĞLİDEKİ MEMURLAR VE İŞÇİLER

Yavaş bisiklet yarışması..                                                                                                                                                
            TAHİR KILIÇ
YÖRESEL HALK SANATCIMIZ
         Yöresel sanatcımız 1943 yılıunda Beyören köyünde doğmuşlardır.1963 yılından beri halk ozanı olarak şenliklerin aranan simasıdır 1500 kadar eseri sazıyla çalıp  seslendirmektedirler.
            DERLEMELERİ
Yıkıla Kalaydıda Göybe Öreni
Aldın akgelini aştın yareni
Bana yoldaş ettin dertli keremi
Çıkmaz ormanlara saldın yolumu.
                                

İVRİZ ÖĞRETMEN OKULU FOLKLÖR EKİBİ

AKSU TUVANA KÜLTÜR YARDIMLAŞMA ve DAYANIŞMA DERNEĞİ
    
2004 Yılında kuruluşunu yaptılar. Eylülün ilk haftasında üzüm Kışın Arabaşı geceleri düzenleyerek ulusal kanallarda Ereğli’nin tanıtımı yapıyorlar. Geçmişimimizi unutmadan bu günü yaşamak geleceğimize kültürümüzü aktarmak en büyük dileğimiz diyor, Dernek Başkanı Necati TEKEMEN.


1920 li yılların buğday pazarı.
                                                                      

AYŞE TUNÇ 1926 DOĞUMLU ESKİLERE AİT BİR MANİ Yİ AKTARDILAR.
Ereğlimizde bir cingen oğlu varmış bu gencimiz bizim zenginlerden birinin kızına bir görüşte aşık olur .Kızımızda oğlana aynı şekilde aşık olur.Oğlan fakirdir bu durumu kıza anlatmak ister ama bir türlü söyleyemez en sonunda şarkı söyler gibi söylemeye karar verir
Anam elde ekmek yapar
Çoluk çoçuk saçtan kapar
Kimi aksak kimi topal
10 tane körümüz var
 
Anam elden bulur sacı
Ekmek kuru soğan acı
Duyda inan güzel bacı
Dili durmaz kaynanan var         DER BUNUN ÜZERİNE KIZ

Beylerden gelir soyumuz
Gayet mahmurdur halımız
Her nereye varırsak cingenim
Baş köşedir yerimiz

İnekler gelir sağılır
Koyunlar çift çift ayrılır
Develer dağa salınır
Soframız boldur tadılır.
     Ereğli kadını tarih boyunca moda ile ilgili giyinmiştir. Eski dönemlerde şalvar ve işlik giyenler üzerlerine de Osmanlı motifleri ile süslü salta giyerlerdi. Paçalar boğumludur ve dardır. Bilezik ve yüzük mutlaka olurdu. Başlarına altın çengelli fes giyerlerdi. Önüne Hamit ve Reşat altını dizerlerdi.Elbiselerinin Cizgili olanlarına  Meydanı düz olanlarına Harmani ismini verirlerdi.
     Bazıları üç etek giyerler içine gömlek altına ise dar bir şalvar giyerler başa fes ve altın mutlaka takılırdı.
 
ASLAN MUSTAFA EREĞLİ OYUNU. 

 

EREĞLİNİN  YAKIN ZAMAN ÜNLÜLERİ

 

SÜBÜLABA     Sebze pazarında yaz kış maydonos,soğan satarak çocuklarını şerefiyle okuttu.kimseden yardım almadan şerefiyle yaşadı.o aşırı soğuklarda açık pazarda satış   yaptı hiç şikayet etmedi.Oğlu iyi bir mühendisti.
AYŞABA     Pazarlarımızda yaz,kış yağ satarak cocuklarını şerefiyle yetiştirdi.
ÇİMENCİ AYŞANA     Çimen yapar satardı.Gençler o dönemde çimen ekmek yemeden duramazdı.Daha doğrusu bizler çimen ekmek yiyerek büyüdük.

 

FINDIKCI FADİMANA

 

Halamızın en büyük özelliği gece kulüplerine ,Pasvyonlara gidenlere karşı çıkar.Kadın başına kulübü basar oradakileri dağıdırdı.İyi bir insandı kötülüklerden korumaya çalışırdı.
    

 

ÇIĞLIK HACİMİN

 

Ereğlinin ilk Hurdacısıydı.

 

İSPİRTOCU ÇAKICI

Seyyar hurda alır satardı.

 

YARIM YILIK

Komedyenlik Yapardı.

 

DERVİŞ EMMİ

 

         Mani söylerdi.

 

        TAKSİCİ HAŞAT

 

        Taksicilikte harkesin tanıdığı renkli bir simadır.

          TAKSİCİ KUMBARA

            Taksi İşletirdi.
 
         ÜNLÜ PAVYON İŞLETMECİLERİ

 

Ali Debba,Pavyoncu yavuz,Berduş celal,Yapışık,Sıtkı

 

 

MEYHANECİLER

 

Eski dönemlerde bu işi ilk yapan ermenilerdi daha sonraları bizimkiler yaptı.
Meyhaneci Yavuz
Meyhaneci Necati
Kara Ahmet
Fikret Abi
İmdat Abi
Baba Salih
Kara bekir

 

SAMİ DALBUDAK

 

Her Ereğlinin düğününde yer alır .çOK SAF VE TEMİZ DUYGULARI OLAN BİR KARDEŞİMİZDİ.

 

SEBAHATTİN GÜNBEYİ

 

Sevilen kasaplardan biridir babacan bir abimizdi yardımsever bir insandı.Saygınlığı olan sevilen birisidir.

 

KONT AHMET

 

Sevilen sayılan  esnaf abimizdir.Lakabı ileTürkiyenin neresine gidersek tanınan birisi idi.Adres sorulduğunda bu ünlülerin yanında ötesinde berisinde diye tarif ederlerdi.

YORGANCI ERDOĞAN

 

Memleketin yerlilerinde sevdiğimiz bir kardeşimizdir.Evinden çıktığında önüne gelen her kişi ile hal hatır sohbeti yapan ,iyi ilişkiler içinde olan bir esnaftır.Halkımızın sevdiği bir kişidir.

 

TEHLİKE YUSUF

Gençlerin sevdiği birisi idi.Namı her tarafa yayılmıştı genç yaştada rahmetlim oldu.

 

HÜKÜMET MUSTAFA

Alagöz Bağlarının en eskileridir lakabı ile anılır.

KENAN ÜSTÜNDAĞ  Kasaplık yapardı.Eski kasaphane girişinde iş yeri vardı onu unutturmayan olay mangalı devamlı yanardı her gelene pişmiş et ikram eden bir gönül adamıydı.

 

KEL HACI

Her Ereğlinin bildiği bir esnaftı.

KEDİLİ MUSTAFA

 

Eski kasphane karşısında lokanta işletirdi.

 

BORLU CEMALA..CEMAL KUYUMCU.

 

Ereğlinin enlezzetli yemeklerin piştiği lokantası vardı.Giyinmesi ,taksisi ile ünlüydü.
Gelen misafirlerimize ikramlar yapardı.Oğullarıda çok sevilen insanlardı.Torunuda Bir yarışmada derece almıştı.

 

ÇOLAK REŞİT AĞA

 

İyi bir insandı.Kızları Semiha apla siyasi görüşü ile ünlüydü.Semiha aplamız çok fakirlere bakan bunuda reklam yapmayan bir kişi idi.

 

ÇÖRÇİL MUSTAFA

 

Ereğlinin Ağalarından birisi idi lakabı ile herkesin tanıdığı bir simaydı.

 

BODUK RIFAT

Çok güçlü bir insandı iyi bir marangoz iyi bir çatıcı idi.

MUHTAR NEBAHATTİN

Ereğlini n bu gün yaşayan mavra uzmanı

 

ARNAVUT ZEKİ

Sohbetleri ile ünlü kardeşimiz.

CIRRIĞIN HACİMİN.
ERKEK ABDULLAH
ARAP HÜSEYİN
SÜSLÜ SÜLEYMAN
DAKTİLOCU KAMBER
YORGAN YAŞAR
KINALI BIYIĞIN ABDULLAH
İBRAHİM KARGA
MARMARA HÜSEYİN
AVUKAT SELAHATTİN MAÇ
ARAP ÇETİN
ÇAMUR ŞEVKET
HIRLAK MEMET
KARABİT USTA
MUSTAFA SEYRAN
NECDET ELMAS
ABDURAHMAN KARATEKE
BERDUŞ CELAL
SAĞIR AZİZ
BETO USTA
ŞALGAMCI AYDOĞAN
KÖSE SÜLEYMAN 
CANAVAR OMAR
 

 

 AŞAĞIDAKİ RESİM ESNAIFN SANAT GECESİ M..NECDET DURSUN FARUK SUKAN VE ESNAFLAR.                                                                                                                             

     Ereğli’de su gücü ile çalışan değdirmenler çoktu. İnsanlar harmanları kaldırdı mı buğdayı rüzgarda savurur tozun uçmasını sağlarlar. Bazı ailelerde buğdayı yıkar kurutur çuvala doldurarak değirmenlere yollar orada un yaptırırlardı. O dönemde ekmek evde yapıldığından bol miktarda una ihtiyaç olurdu. Halil ağa değirmeni, Gümüşbahçe değirmeni, Hacı Aziz değirmeni, Zanapa değirmeni, Kutören değirmeni çok meşhurdu. O dönemde yine suyla çalışan Hacı Kanber ve Hasan Efendi Un fabrikası vardı. En güzel özlü undur yufkalar olurdu.

BUĞDAYIN İNSAN GÜCÜYLE ELENMESİ
Ereğli osmanlı dönemi un deoposuydu 30 değirmen vardı

TAŞ EVLER

     Çocukluğumda taş evlerin yaz döneminde, bayramlarda önemi çokfazla idi. Burada şenlikler düzenlenir Bayramlarda buraya kumpanyalar gelir Sümer dokumanın 4 nisan şenlikleri burada yapılırdı. Kavuklu üsdat İsmail dümbüllüyü, Vasfı Rıza Zobuyu, Sohbet üstadı bal Mahmut’u, Orhan Boran’ı gibi ünlü sanatçılarımızı burada seyretme imkanı bulduk. Hacıvat’lı Karagözlü orta oyunlarını, Palyoçaları, Tahta bacaklı sihirbazları, her türlü hayvanat bahçelerini buralarda seyrettik. Bayramları bayram gibi şenlikleri şenlik gibi buralarda kutladık burada bulunan Havuzu da hayal gibi hatırlıyorum.Bu Lale Gercek nesli tükenen ossmanlı lalesi.Toroslarda Dede Yunus Gürsoy Keşvetti.
                                       BİLİM ADAMLARININ DİKKATİNE

HAN
Eskiden otel olmadığı için bu görevi yapan hanlar vardı. Cumhuriyet döneminin en ünlü hanı ağalar hanı idi. Ereğli’yi ziyarete genleler bu handa kalırlardı. Bu hanın yanında sakızcıların bir simit fırını vardı inanın bu fırında çalışıp ta okuyan Türkiye’mizin en iyi mevkilerinde bulunan Büyük abilerimizi gördük .Bu hanın çok hikayeleri vardır.Bu Hanın yanında iki han daha vardı.

ENDER BULUNAN KELEBEK.Dede Yunus gülsoy Albümünden.

    
SU DEĞİRMENİ

     Ereğli’nin her tarafından sular aktığından su yolu bazı yerlerde çok derinden geçtiğinden yukarıda kalan arazilere su çıkmazdı. Ereğlilerde bu yerlere çıkrık koymuş çıkrığa tenekeler bağlamış suyun akış şiddeti ile çalışan değirmen çarkı tenekelerin akdığı suyun akış şiddeti ile tenekelerden aldığı suyu tahta oluğa döker tahta oluktan akan sularla bahçe sulanırdı. Bahçe sulaması bitince tahta oluk çekilir tenekelere dolan su akara tekrar boşalır çok güzel bir şelale sesi çıkarırdı. Çarklar döne döne suyun içinde kaldıklarından tahta yosun tutar çok güzel bir görüntü ortaya çıkardı. Bu çarklar sayesinde gökkuşağı gibi renk cümbüşünü Ereğli sularında yaşanırdı.

BAKIRCILAR
(İBRİKCİLER KALAYCILAR)

     Eski dönemlerde mutfak aletleri mikrop barındırmadığı ve lezzet verdiği için bakırdan yapılırdı. Onun için bakırcılık önemli bir meslekti. Bu malzemelerin yapımını ve bakımını ve meslek sahibi ağabeylerimiz yaparlardı. Bakır malzemeleri döve döve şekle sokup üzerinde motifler bezenir onların değeri artardı. İbriklere daha da bir önem gösterilirdi.
     Bakırcılar sahan, sini, kazan, camca, kaşık, ibrik, cezve, tepsi, çatal, lamba, gaz ocağı, ızgara yapılırdı.
     Ünlü bakırcılar; Kuduz Nami, Artin usta, Koca Kirkor, Şevket Usta, Nejdet Usta, Abidder Usta, Avni Sarısaltuk, Ali Usta.Mansur Güvenç,Duran Sarıkafa.
 

ESKİ YIlLARDAN KALMA BAKIRCI DÜKKANLARI


                        
MARANGOZLAR

 

İlk marangozların çoğu ermeni imiş daha sonraları Türkler bu mesleğe sahip çıkmışlar o dönemde marangozun dükkanı olmazmış Keseri,Bıçkısı.Çekici,metresi ile çalışacağı yere gelir İnşaata temelden başlar çatıdan anahtar teslimi çıkarlarmış.Evin her şeyinide marangoz yaparmışGazer usta,İbrahim Bülbül,Ömer Bülbül,Adil dayı.Memet dayı,ibrahim dayı.Sami Ünlü,Hikmet Aladağ,Osman Canyürek,Mehmet Ali Ünlü,Halil Öğül,İlhami Kesikli,Durmuş Tunç,Tevfik dayı,Bildik Ailesi,Osman Ceylan,Yakar Ailesi,Osman Arslan,Yusuf Çakır,

PALANCILAR
     Ereğli’nin gözde mesleklerinden birisi idi. Ereğli’de dokunan halı ve kilimler sazlıklardan topnanan kamışlarla  şekillendirilir. Semer olur, Yastık olurdu. Yastıklar üzerine kilim veya halı geçirilerek evlerimizin aksesuarı olurdu. Hayvanlar için yük taşıma semerleri yapılırdı. Yaz geldi mi palancılar pek boş kalmazdı. Bugün bu işi yapan  iki esnaf anca kaldı.
     Osman usta, Hasan usta, Muzaffer usta, Hüseyin usta bu mesleğin öncüleri idi.

                                 


GÜLLER
              Yedi veren güllerinin vatanı Ereğli’de bugün bu güller yok. Rengarenk Konya güllerimizden neslini yok ettik. Asırlık Taş güler anılarda kaldı. Reçeli yapılan güllerimizin reçeli de artık yok. Çiçeklerini yediğmiiz yabani güller vardı onlarda artık yok. Gülleri ile ünlü semtimizin sadece Gülbahçe Mahallesinin ismi kaldı.
     Ereğli’den  Trenle geçen kişiler’le konuştuğumuzda anlattıkları bir Ereğlili olarak bizleri hep menmun etmiştir. Gül vakti ereğliden geçerken yolculuğumuz sabaha veya akşama denk geldiğinde trene önce bir serinlik çöker ardından da nefis bir koku gelir alır insanı hayal dünyasına götürür diye anlattıklarını çok duymuşumdur. Ereğliyi hoş kokusu ile anlatırlardı.
  
        7 VEREN KIRMIZI GÜLLER                                           RECELİ YAPILAN GÜL

ARTVİNLİLER
     Ereğli’de tarım sektöründe büyük katkıları oldu, çok çalışkan insanlar. Çukurova da nasıl bir sene içinde üç kere verim alınıyorsa bu insanlar biz Ereğlilere çok şey öğrettiler.
Tembel olduğumuzu gösterdiler
Bir sezonda tarlayı 3 kere ektiler
Pırasa, Ispanak, soğan ve sarımsak ekim alanını genişlettiler.
Modern Patates ve domates yetiştiriciliğini bize öğrettiler. sebzecilikten para kazanmayı bize öğrettiler


BİCER DÖVER MAKİNASIYLA MAHSUl ALMA

TRAKTÖR YARDIMIYLA TARLA SÜRÜMÜ

 

PEKMEZ
     Ereğli’de bol miktarda üretilmelerine rağmen sanayileşmesini tamamlayamamıştır. Bu malzemeleri üreten esnaf bile yok. Bağ, bahçe sahipleri amatörce doğal olarak üretiyorlar. Pazarlarda da ihtiyaç fazlasını satıyorlar.
     Üzümlerin olması ile birlikte pekmez kazanları da kaynamaya başlar. Ürünler küplere doldurulur. Cevizler olunca da kazanlar tekrar kaynar ipe dizili cevizler kazanlara batırılarak kuruması için asılırlar.
     Bizim bölgenin ürünlerinde en ufak katkı maddesi yoktur.
     Köylüler topladıkları beresiz üzümleri tavana asarlar kış geldimi misafirlerine ikram ederler. Yaş üzümler sıralaşarak daha da tatlanırlar.
 PEKMEZ KAYNARKEN

EREĞLİMİZİN KÖYLERİNDE MEŞHUR OLAN CEVİZLİPEKMEZ SUCUGU
SALEP
     Doğal salep K.Maraş bölgesinde bulunur. Türkiye’de ünlü dondurmacalar ihtiyaçlarını bu bölgeden temin ederler.
     Burna’lı Tarih araştırmacısı Mehmet Kılıç yıllardan beri büyük uğraşlar vererek en kaliteli salep’in burada yetiştiğini bizlere göstermiştir.
     Burna’dan elde ettiği hakiki doğal salepleri ücretsiz olarak Türkiye’mizin değişik yerlerdeki dostalrına yollamakta bu konuda şehrimizin tanımını yapmaktadır.

GILAN BÖREĞİ
     Eski Ereğliler besledikleri koçları kışa girerken keser kemiğinden sıyırırlar. Kıyma haline getirirler. Bahçeye konan kazanda odun ateşinde sabahtan akşama kadar yavaş bir ateşle pişirirler. Yufka bu kıymanın içine batırılarak afiyetle yenirdi. Pişen etin üstü bez ve tahta ile kapatılır sabaha kadar kazanda donan pişmiş kıyma kalıp halinde kesilerek saklama kaplarına konurdu. Saklama kabı diyorum bunların esası sırlı çömleklerdir. Kış geldi mi yanan sobada yufkanın içine kıyma ve soğan karıştırırlar. Afiyetle yenirdi. Buzdolabı olmadığı dönemde ette bu şekilde pişirilerek küplere basılır kışın yenirdi.
PASTIRMA ve SUCUK
     Sucuk’un vatanı Ereğli’dir. Türkiye de ilk sucuğu imal eden minas ve parmak aileleri idi. Bu aileler ürettikleri ürünleri satarlardı. Kayserililer bu işin sanayisini yaparak bizim sucuk ve pastırmaya sahip çıktılar
     Eski Ereğli’ler kışa girerken pastırma ve sucuk ihtiyaçlarını kendileri karşılar. Balkonlarda buz saçaklarını oluşmadan önce kurumayı bekleyen sucuk ve pastırmalar asılırdı. Öğrenciler akşam bir araya gelerek kendi sucuklarını çalarak ateş yakıp yerlerdi.Sabah olunca analarımızda kara kediye söylenirlerdi.

DOMATES

     Türkiye’nin en lezzetli domatesi burada yetişir. Bu domatesleri yiyen Ereğlili diğer domatesleri yer ama tat alamaz. Okuyanlarımız yazın Ereğli’ye geldiklerinde bahçeye elini yarım ekmek, tuz alıp çıkar. An’ın başına oturup kopardığı domatesi, biberi, salatalığı yer annesinin yaptığı yemeği yemezdi. Bu domateslerin tek kusuru uzun süre dayanmazdı. Bugün için Ereğli’de sırık diye bildiğimiz uzun süreli domatesler yetişiyor. Bu konuda Ersu’ya çok şey borçluyuz. Üreticiye her türlü destek verdiler salça imal ettiler ama bizler onlar kadar destek göstermedik.

 

. BALCILAR
     Ereğli ekonomisine önemli katkı sağlayan sektörün başında gelmektedirler. Bu konuda üterim yapanların öncüsü Muhittin AKBEL’dir. Arılar yazın Ereğli ve Berendi’de kışın Milas, Bodrum, Marmaris gibi ılıman yerlere götürülerek buralarda üretim yapılıyor. Kendi imkanları ile de Pazar bulunup satılıyor.

Köyden yaşayan bal üreticileri

 

 

 

 

 

FOTOĞRAFÇILAR

 

     Memleketin manzarası güzel, sosyal yaşamı da olunca bu meslek ön planda olmuştur.
     Bu mesleği ilk yapanlar Ermenilerdir. Hepimizin evinde kara kalemle yapılmış aslının bire bir anılarımızı paylaştığımız resimleri görmek mümkündür.
     Türkiye’de kolay kolay bulunmayan eski eserleri Ereğli’de bulmak mümkündür. Bu kitap’ta birkaçını yayınlama imkanı bulduk.
     Ünlü fotoğrafçılarımız Avni ÜÇER, foto Mehmet, Foto Nafiz, Foto Orhan.
     Bu konuda sergiyi ilk açan orta yaş kuşak’ın ünlülerinden Seyit DEMİR’dir.

 


TERZİLER
     Eski Ereğlilerin moda deyişi vardır. Moda Paris’te doğar, Beyoğlun’da olgunlaşır, Ereğli’den yayılırdı.
     Onun için Ereğli’de insanlar zenginde olsa fakirde olsa şık giyinmeyi severlerdi. Zenginin 10 takımı varsa fakirinde 1 takımı mutlaka olurdu. İnsanlar temiz ve şık olarak gezerlerdi.
     Foter, şapka, mendil, flor, dopyes takımları şık abiye kıyafetleri,takım elbeseler, kravat iğneleri, Kemer, çanta, yaka iğneleri, kol düğmeleri insanımız tarafından mutlaka kullanıldığı için bu mesleğin elemanları Ereğli’de en çok olan grubu oluşturmuştur.
     Bayramlar gelmeden bütün terziler sabahlara kadar iş yapardı. Ünlü terzilerimizden bazıları; Hüseyin Saltuk, Ali Çorbacı, Gafur Atiyer, Hacı Süleyman Zorlu,Burhan Usta,Ömer Tutar, Şükrü Kaptan, Badri Usta, Adanalı Tat Mehmet, Osman Pala, Kıvırcık Şaban, Muzaffer Çıkrık, Erol Usta.
    
NALBANTLAR VE SARAÇLAR

     Ereğli At merkezi olduğundan ulaşımda fayton ve eşek arabaları ile yapıldığından bu hayvanların nalları Ereğli’de imal edilir ve çakılırdı. Bu işle uğraşanlar. pehlivan gibi güçlü idiler. Nalbantların ateşi sabah bir yanar bir dahada sönmezdi. İhsan usta, Mustafa usta, Şahabettin usta, İsmail usta ünlü nalbantlarımızdı. At çiftliklerinden dolayı hala bu mesleği yapan arkadşalırımız bulunmaktadır.
      

     Faytonların, at arabalarının ve hayvanların aksesuar işini bu saraç arkadaşlar yapardı. Saraç dükkanları rengarenk olur. Her renk boncuğun ve derinin işlendiği bu dükkanların kendine has bir kokusu olurdu.


ESKİ YILLARDA ÇEKİLMİŞ ATA NAL ÇAKILMASI

PEYNİR VE YOĞURT
     Tarih boyunca gezginlerin bahsettiği meşhur çayırlıklar Ereğli de olduğundan bu çayırlıklarda ot çeşitliliğide fazlaydı. Bu otların içinde kekik, yayşan, çıtlık, gelincik, yabani şeytan, papatya, dede sakalı, turp otu, sümbüller bol miktarda bulunduğundan bunları yayılan hayvanlar yiyerek beslenirlerdi. Bu ineklerin sütüde çok kokulu olurdu. Bunlardan yapılan Peynir ve yoğurtlarda lezzetli olurdu. 
     Zeoteknik araştırma çiftliğinde üretilen peynirler Fransa’ya giderdi. Aldığımız haberler bu peynirlerin Fransa da hala üretilip yenildiğidir.
     Bugün için Ereğli’nin en başarılı olduğu sanayileştiğimiz tek konu bu sektördür. Bu konuda oldukça başarılı olduk. Bu kahraman kardeşlerimiz sayesinde her yerde ismimize rastlamak mümkündür.
     Kitapta değerlerimizi kaybettiğimizi anlatıyoruz. Fakat iki konuda biz değer kaybetmedik değer kazandık o sektörlerden biriside bu sektördür.
  
PEYNİR YAPAN KÖY KADINIMIZ                    DERİ TULUM PEYNİRİ
DİVLE OBRUĞU ve PEYNİRCİLİK
     Ayrancı ilçesinin Divle köyünde bulunan Karamanoğlu ve Osmanlılar dönemizden beri bilinen doğal buzhanedir. Bu ortamda saklanan peynirlere ayrı bir lezzet vermektedirler.
 
               DİVLE OBRUĞUNDAN BİR GÖRÜNÜM                   EREĞLİNİN MEŞHUR KÜFLÜ PEYNİRİ

ELMACILIK

     Türkiye’de tanındığımız bu sektörde eskiden çok başarılı idik. 67 çeşit elmamız vardı diye hep hava attık. Gün geldi elmacılıkta da bittik.
     Son yıllarda Hatay, Adana, Mersin, Tarsus, Ceyhan gibi yerlerden yatırımcılar buraya gelerek bodur elma bahçeleri yetiştirmeye başladılar. Bu insanlar sayesine  Ereğli yine bu sektörde söz sahibi olacak kapasitedir. Avrupalılar meyve suyu ihtiyacını Türkiye’den sağlayacaklarını biliyoruz. Bu konuda alt yapıyı oluşturmak bizlerin elindedir. Bu sektör Ereğli’nin istihdamını sağlayacak kapasitedir.
     Avrupa standartlarında tesisler Ereğli’de yapılıyor. Bu örnek tesisler görmek mümkündür. Fakat bize düşen bu insanlara yapılacak destektir.

  
           BODUR GOLDEN ELMA                STARGIN ELMAEvliya
EVLİYA ÇELEBİ ye gore 84 Çeşit  Elmamız var.
KATİP ÇELEBİ ye Göre 90 Çeşit Armudumuz Var
Elma eski dönemlerde Ereğliden en çok İstanbula gidermiş.Ereğliden kamyon İstanbula yüklenip yola çıkarmış Fakat hiç bir zaman tam yükü ile varan olmazmış.Yolda her dostuna bir sandık ıkram ede ede kamyonun yarısı anca istanbula varırmış.
KİRAZ

     Kirazın vatanı Ereğli’dir. Ereğli iklimi kirazın yetişmesine elverişlidir. Ereğli belediyesinin  Yeni sembolü Beyaz kirazdir.Eskiden Elma idi.Bu Konunun  kamu  Oyu Önünde Tartışılmasında fayda vardır İVRİZ KAYA Anıtı neden olmasın.
     İtalyan bir bayan kirazı peşin ödeme yaparak Alıyor. bu konuda Halkı kiraz ekmeye yönelterek Ereğli ekonomisine  büyük katkı sağlıyorlar.Ereğlinin kirazını avrupaya yollamaktadırlar..      
     

                  
BEYAZ KİRAZIN BAŞKENTİ EREĞLİ !Ben Kirazı Dalında Yemezsem O Sene Kiraz Yedim Demem”
                                                                                Ereğli ATASÖZÜ

 

ASALET
     Bayanımız veya Erkeğimiz düzgün duruş sergileyen Beyefendidir, Hanımefendidir. Bu özellik Ereğlilere eş değerdir. Ereğli’de yaşanan iki olayı yazacak olursak.
     - 2 katlı evi olan bir kardeşimiz şeytana uymuş kumar oynamış her şeyini kaybedip kanter içinde kalır evine gitmek istemez. Çaresiz olarak sıkıla sıkala eve gelir, hanımına durumu anlatır. Evden çıkmaları gerektiğini söyler hanımı durumu anlayışla karşılar. Canın sağolsun herifim bu malı sen kazandın, sen kaybettin der konuyu kapatır. Adam çok utanır hırs yapar 3 sene içinde 4 daire sahibi olur ömür boyunca bir daha kumar oynamamaz.
     - ömür boyu kumar oynamamış kumar oynayanı sevmezmiş bir gün kardeşinin kumar oynadığını ve kaybettiğini duyunca kulube gelmiş dışarıda beklemeye başlamış. Oradan geçenler sormuş işte x abi burada ne arıyorsun diye sormuşlar oda bizim oğlan ütülmüş parasız kalıpta mahçup olmasın diye onu bekliyorum para vereceğim demiş.       
     Bu iki kötü örnek Ereğli insanının asaletinin güzelliğini anlatmakla yeter.

KABADAYILAR
     Ereğli’de hak ve hukuksuzluk yayılınca bunların karşısına kendilerine göre hak ve hukuk anlayışı olan insanlar çıkmış bunlara kabadayı demişiz
ÜNLÜ KABADAYILAR
Muacır Abdurrahman
Boksör Şahabettin
Gözükızılın Hacı
Muacır Deli Zabit

Muacır Sebahattin
Abdurrahman Çakıcı
Çerkez Ayhan

HALICILAR
     Ereğli kültürünü, sanatını, adetlerini motiflere döküp hali, kilim, yastık olarak Dünyaya yollayan sabır taşı kardeşlerimizdir. Arısama modellerini başta Amerika ve İstanbul piyasasında en iyi borsa yapardı. Bu işi yapan büyük tüccarları kötü emelli kişiler çarpınca sermayesini kaybedip piyasadan çekildiler. Onlarda bizlerde piyasadan yok olduk.     
           HALI DOKUMA TEZGAHI          EREĞLİ’de BİR HALICI DÜKKANI
Azmi Ünerin anlattıklarına gore Kök boyanın merkezi burası olduğundan halılarımız çok uzun ömürlü idi. Bu işi dağ kesiminin insanları çaresizlikten hala sürdürmektedirler. Divlenin kilimi 3 mihrap, 5,7 mihraplı nesli kalmayan kilimler vardı. Adına saf kilim derlerdi. İlk Ermeniler üretmiş. 7 mihraplıyı çanakkaleye götürmüşler.Efsane 9 mihraplı bir kilim varmış bu kilimin dünyada benzeri yokmuş.Ne olduğuda bilinmiyor.Azmi Üner  aslen borludur. 
     Merkezde kilim dokuma el tezgahları çoktu. Her mahallede bir el tezgahı bulunurdu.Bu tezgahlar  yaz döneminde sıra kuyruk şeklinde olurdu.Her eve kilim lazımdı.Divan örtüleri bile kilim dokuma olurdu. Fazla motifli olmazdı. Davut ışıkçı, Kerim Erdal, Mustafa Avlanmaz.Ünlü halıcılarımız.         
      KÖK BOYASINDAN YAPILMA EL              KÖK BOYASINDAN OSMANLI MOTİFLİ
          DOKUMASI KİLİM                            EL DOKUMASI HALI
GÖÇMENLER

     Balkanlardan geleni insanlarımızdır. Selanik, Makedonya, Üsküp, piriştina, Bosna ve Hersek’ ten yoğun olarak ülkeye gelen bu insanlarımızın bir kısmı da Ereğli’ye yerleşmişlerdir. Yoğun olarak bölgemize Selanik muacırları yerleşmişlerdir.
     Gelen insanımız örf ve adetleri ile geldiklerinden yakın zamana kadar haremlik, selamlık  kapılardan girilen ev düzenleri vardı. En güzel yemekli ikram yaparlardı.Balkonları çok meşhurdu.
     En önemli ikram yemekleri tepsi böreğidir. Hakikaten bu muacır böreği çok lezzetlidir.
     Muacırlar kendileri ile barışık espirili insanlardır. Bizlerede hep takılırlardı medeniyeti size öğrettik derlerdi.Tuvalet konusunda ama yanılıyorlar

 


MUACIR BÖREĞİ
ÇERKEZLER

     Ereğli’mizde Köyü ve mahallesi ile Kültürleri gelenekleri ile yaşayan özü süzü bir kardeşlerimizdir. Ereğli’de 5000 kişiye yaklaşan nüfusta yaşadıklarını biliyoruz. Devamlı dışarı göç verdiklerinden nüfus yoğunluğunu kaybettiler.
     Merhum Hanifi KARAÇAY bir sohbet esnasında anlatmıştı. Hanifi dayılara o dönemin fayton sahibi bir ağa sı kız istemeye gelir en son geldiğinde kız verilir. Hanifi dayılar oğlan babasından adetten hediye para isterler. Fakat adam vermez. Misafirler uyuyunca hanifi dayı ve arkadaşları arabayı sökerler caminin minaresinin şerefesinde monte ederler. Sabah kalkan adam arabayı göremez caminin minerisinde görünce şoka girer parayı bayılır. Gençlerde arabayı tekrar aşağıya indirirler.
     Ereğli’mizin ilk okuyan mühendisleri, diğer meslek sahipleri Çerkezlerden çıkmıştır. Türkiye’mizin her tarafında çok iyi mesleklerde ağabeylerimiz ve ablalarımız vardır. Ereğlide kendi atlarında Çerkez Köyü ve Çerkez mahallesi Bulunmaktadır.Ereğlimizde Çerkez ismi cesaretin ve Dürüslüğün sembolüdür.Memleketin sahipleri iken şimdi ziyeretci olmuşlardır.

 

EREĞLİ GAZOZU

     Ereğli’mizin kendine has kosusu olan içtikçe içmek istediğimiz bir yerli gazoz imal edilmekte idi. Rehası çok güzeldi. Bakkallarda satılırdı. Mesire yerlerimize gelenler mutlaka bu gazozu içerdi. İstasyona gelenlere bu Ereğli gazazu satılırdı. Fakat kapandı çıkmaz oldu. Onun yerine son yıllarda Niğdeliler aynı isimde bir gazoz çıkarıp Ereğli’de satıyorlar. Gazozda da yok olduk.

GAZOZ AĞACI TOMURCUK HALDEYKEN

EREĞLİMİZİN İLK SANAYİCİSİ NEÇDET VE KAZİM BAŞKOL
Bu isim bugün Türkiyede her tüketicinin tanıdığı ve tercih ettiği markadır
Çocukluğumuzda bu isimle bisküvi, gofret üretilmekte idi. Ereğli’de ETİ şirketini de Necdet ve Kazım BAŞKOL kardeşlerin kurduğunu biliyoruz.
     Bu isimle uzun yıllar üretim yaptılar ama Necdet BAŞKOL çok genç yaşta kaybettik
     ETİ.ETİ.ETİ.ETİ            

İVRİZ BARAJI

 

    

CENNET İVRİZ
KARA TREN
     Kurtuluş savaşına, Milli Mücadeleye katılan Ereğlili büyüklerimizin bu askerlik dönemleri. 16-17 yıl sürmüş gidenlerin çoğu da dönmemiş. Normalde 16-17 yıl sonra dönenlerin yanında esir düşüp gelemeyenler olmuş o dönemlerde Her kara tren geldiğinde kara bir haber gelmiş onun için Kara tren gelmez ola düdüğünü çalmaz ola diye Türkü yazılmış. Bu içli Türkü Ereğlilere çok duygusal anlar yaşatmıştır.

290 NUMARALI KARA TREN
ARA TREN    Eski dönemde Ereğlide Meşhur olmuş Konya ile Ereğli arasında Düzenlenen tek vagonlu sefere bu adı varmişler.Ereğliler günü birlik konyaya gidip gelsinler diye günlük tren olurmuş Parası olan gidip gezermiş.

TEVFİK NECATİ BEKDEMİR
     En ünlü sözü Genç öl cesedin yakışıklı olsun derdi.(çokça bu sözü kullanırdı)s. Dediği gibi genç yaşta öldü ama hayat dolu bu deli oğlana ölüm yakışmadı. Yaşama hep ti ye aldı. Mavra ve şaka onun olmazsa olmazlarıydı.
           Bizim deli oğlan ve arkadaşları lisede okurken okul müdürünü pencereden atmışlar kendi  ifadeleri allahtan farkında olmadan birinci kattan atmışız bir kaç sıyrıkla atlatmış dedi.
     Yine bir şaka sonucu bizimkiler Hakimin karşısına çıkmışlar .Hakim Sanık ayağa kalksın demiş bunlar kalkmamış tekrar etmiş yine kakmamışlar.Oğlum niye kalkmıyorsunuz deyince bizimkilerde bizim adımız sanık değil diye akıllarınca  gırgır  geçmişler.Hakim beyde çok şakacı biriymiş.Mübaşıra evladım telofon kaplosunu buraya çekiver demiş  .Ahizeyi eline alıp alo orası hiltonmu demiş ardındanda 4 kişilik bir kıral dairesi ayırın misafirimiz var demiş bizimkilerinde aptesi bozulmuş,bayılmışlar.
    Tevfiğin kafası iyi kendi gibi kafası iyi olan birine vurmuş adamın sidik torbası patlamış.Üre kana karışmış adamı hastaneye kaldırmışlar adam komada tevfiğe sorduk oğlum nasıl vurdunda sidik torbasını patlattın diye  oda bize adam o kadar içmişki şöyle bir dokundum kendiliğinden patladı dedi.Tarihe geçen bu olaydan sonra rahmetli anneleri çok iyi bir insandı nur içinde yatsın bana devenin üzerinde insanı kuduz dalarmı dalıyormuş dedi.Bizim ufak yaramazlıklarımızın boyutu bazen boyumuzu aşıyordu.
  

 

 

 

GANGASTER
     Bu la        fın meşhur olduğu yer Amerikadır  Sicilyalılar. Amerika da kirli işe girerler ve aralarında alpocino diye bir gangaster çıkar oda dünya tarafından tanınır.
     Ereğlili bir tanıdığımızda bu Gangaster tabirini ilk Türkiye’ye öğretti.
     Ereğlili bu kişi bir bankanın şubesini soymaya karar verir soymadan önce polisi arar ben falanca bankadayım burayı soyacam haberiniz olsun der polisler’de o banka şubesine gelirler küçük bir inceleme yaparak gülerek oradan ayrılırlar. Biri bizi işletti diye. Neyse bu kişi bankayı soyar bütün gazeteler aylarca gangaster şurada, burada işte şöyle soydu diye birinci sayfadan manşet haber yaparlar bizlerde okuduk.Bu gangasteri polis sıkıştırır oda o günün şartlarında geri geri 90 km. hızla polisin elinden kurtulur. İnanın bu konuda destanlar yazıldı yok sattı. Bütün millet bu olaya kilitlendi. Biz Ereğlilerde TRAJ kelimesini öğrenmiş oldu....                      
              DESTAN
Şeftali çiçek açtı
İki Güzel Bir Kaçtı
Halil Murada Ermeden
Cahideyi kara Topraklara Yolladı.           

Evli Bir Ereğlili Bir Kız Kaçırır ve Bir Sure Sonra Kız Ölür Oda Bu DESTANI  Yazar.

 

 

BU GAZİNODA YANDI YOK OLDU       
     Bu Kitabı okuyanlarlar bizi affetsinler hep var olan bir şeyin yok edilişini yazdık Ereğlileri tebrik etmek lazım çünki onlar en büyük sihirbaz var olani yok ediyorlar.Ama yok ettiklerimizi var edemiyorlar. 

 

FAYDALINILAN KAYNAKLAR.
KARAMAN TARİHİ,
DEVLET İ OSMANİYE TARİHİ
İSLAM ANSİKLOPEDİSİ SULTAN MUSTAFA
TAŞLICALI YAHYA EFENDİ MERSİYESİ
SÜMER İN RESİMLİ TARİH DERGİSİ
İSLAM ANSİKLOPEDİSİ KARAMANLILAR BÖLÜMÜ
İSLAM ANSİKLOPEDİSİ 11 MEHMET BÖLÜM
ŞİKARİNİN KARAMANOĞLU TARİHİ
OSMAN TURAN SELCUKLU TÜRKİYESİ
İSLAM ANSİKLOPEDİSİ KILIÇ ARSLAN BÖLÜMÜ
TABERİ TARİHİ
AHMET REFİK UMUMİ TARİH
İSLAM ANSİKLOPEDİSİ HARUN EL REŞİT
NUTUKs
ŞEMŞETTİN GÜNALTAY YAKIN ŞARK
TAHSİN ÜNAL ANADOLUDA ESKİ BİR KIRALLIK TARİHİ
KONYA MEÇMUASI
 CEBESOY MİLLİ MÜCADELE
MEYDAN LARUS ANSİKLOPEDİSİ
İSLAM ANSİKLOPEDİSİ MEHMET MADDESİ
İSLAM ANSİKLOPEDİSİ CEM SULTAN MADDESİ
NAİMA TARİHİ
DERVİŞ İZBUDAK HATIRALARI
SAMİ BAŞBUDAK HATIRALARI
RASİM EREL HATIRALARI
HAMİ AKDOĞAN HATIRALARI
MEHMET ALİ SILAY HATIRALAR
SEYFETTİN ELALDI
KAYMAKAM KAZIM ATAKUL
TAHSIN ÜNAL ANADOLU DA ESKİ UYGARLIK
KATİP ÇELEBİ CİHAN NÜMA
EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAME
OSMAN TURAN İSLAM ANSİKLOPEDİSİ
ANADOLU SELÇUKLULARI TARİHİ FERİDUN NAFİZ UZLUK
AYLIK ANSİKLOPEDİSİ
FERRUH SENAN
AGOP MIHCI
SÜFYAN İ SUHREVERDİ
AHMET BİN İBRAHİMİM EREĞLİ HATIRATI
FUAD GÖKBUDAK HATIRATI
TÜRABİ MUSTAFA CELEBİ
OSMAN AĞA HATIRASI
SADİ EFENDİ HATIRATI
HOCA SALİM EFENDİ HATIRATI
JAMES GEORGE FRAZER ADONİS ESERİ
OTTER HATIRATI
İSLAM ANSİKLOPEDİSİ TÜRKİYE GAZETE DERGİSİ
SÜMER DOKUMA KAYNAKLARI
İVRİZ ÖĞRETMEN OKULU KAYNAKLARI
KONYA MERKEZ KÜTÜPHANESİ
EREĞLİ İZZETTİN SÜLLÜ KÜTÜPHANESİ
HALUK ŞAHSÜVAROĞLU TÜRK İSLAM ANSİKLOPEDİSİ
AFET İNAN HATIRATI
RESİMLER YENİLER ECZACI MENDUH EKİCİ
ESKİ RESİMLER SAMİ AKDOĞAN ARŞİVİNDEN
ESKİ RESİMLER ÇOK AZI İNTERNETTEN İNDİRİLDİ
HALİT KAYNAKCI İ Ş ADAMI
PROF.FUAD YÖNDEMLİ
ÖMER SÜLLÜ AKGÖL FOTOĞRAFLARI
METRO TELEVİZYONU VE ATİLLA ATMACA
HALİT KAYNAKCI.
İSMAİL HAKKI OSMANLI TARİHİ
              
          

      BU KİTAP ÇALIŞMASINA BAŞLADIĞIMDA EREĞLİNİN İÇİNDE VEYA DIŞİNDA YAŞAYAN İNSANLARIMIZIN YÜZDE YÜZ DESTEĞİNİ ALDİM.KİMSEDEN PARASAL DESTEK İSTEMEDİK KABUL ETMEDİK,KENDİ İMKANLARIMIZLA SAĞLADIK.BU ÇALIŞMAMIZDA HATALARIMIZ OLMUŞTUR AF DİLİYORUM.
                 KİTABIMIZIN AMACI KENETLENELİM BİR OLALIM  İSTEDİK ELBİRLİĞİ İLE HER OLAYIN ÜSTESİNDEN  GELİRİZ .EREĞLİYE HİZMET YAPMIŞ İNSANLARIMIZI UNUTTUK ONLARI HATIRLAMAK VE İSİMLERİNİ BİR YERLERE VEREREK YAŞATMAK İSTİYORUZ.BU ŞEHİRE  EL BİRLİĞİYLE  SAHİP OLALIM BİRLİKTELİK SAĞLAYALIM  İSTEDİK İNANIN OLMAYA BAŞLADI.
            

 

HİÇ BİR EMEKTEN KAÇMADAN KİTAP ÇALIŞMAMIZA İMLA ve YAZIM YÖNÜNDEN DÜZELTME YAPAN EREĞLİ DOSTU DEĞERLİ ABİMİZ "Muhammet Necdet Dursun"'a BİR MİLYON EREĞLİLİ ADINA SONSUZ TEŞEKKÜRLER. Abi ailenle mutlu bir yaşam temennisi ile saygılarımla.
Muhammet Necdet Dursun;
     SAMİ BEY, EREĞLİ TARİHİ’ ni okurken büyük TAD aldım. Pek çok değerinin varlığını, tarihi geçmişini,kültürel ve sosyal yaşantısını öğrendim. Oldukça külfetli ve zor bir işe girişmişsiniz. Sanırım bunun bir güzel karşılığı vardır: EREĞLİ’ye DUYULAN BAĞLILIK ve AŞK. Allah gayretinizi artırsın; SONUCA ERİŞMEYE MUVAFFAK EYLESİN...
     Müsade ederseniz ben de EKMEĞİNİ YEMİŞ, SUYUNU İÇMİŞ, ÇOCUKLUK ve İLK GENÇLİK YILLARIMIN MASAL ŞEHRİ EREĞLİ hakkında birkaç şey söylemek isterim: Doğum yerim Beyşehir-Doğanbey olmakla birlikte bebeklik yıllarımda Beyşehir’den EREĞLİ’ye geldiğim için doğduğum yeri bilmem.Ama EREĞLİ’nin –bana sonsuzluk duygusu veren- bahçesinde ve bağlarında çok dolaştım; elmadan kiraza meyvesini yedim; ceviz başakladım; vişne terletip sığırcığını yedim. İlkokuldan liseye okullarında tahsil ettim. Bütün mahrumiyetlerine rağmen ömür çizgimin altın yılları EREĞLİ’de geçti. Bir eğitim emekçisi olduğum için rahatlıkla söyleyebilirim: “Keşke bazı öğretmenlerimiz dayak yerine elimizden tursaydı; bazı müdürlerimiz öğrencileri SİNEK GİBİ görmeseydi” diyorum... Rahmet dilemek bizden,MAĞFİRET(bağışlama) Allah’dan. Acı gerçek ama bizden önceki nesiller ve bizim nesil SİNDİRİLMİŞ nesillerdir.Açık delili de şu: Bugün hiçbir anne-baba “ETİ SENİN KEMİĞİ BENİM” diyerek evladını okula göndermiyor. Hiçbir öğrenci de yolda öğretmenini görünce yolunu değiştirme ihtiyacını duymuyor. EREĞLİ Tarihinde yapıcı eğitimcilere,öğrenci sevgisiyle dolu ÖĞRETMENLERİMİZE yer vermeniz ne kadar isabetli olmuş...

     Dikkatimi çeken bir husus da şu oldu: Eski Bld.Bşk.ve İçişleri Bakanı Merhum DR.FARUK SÜKAN başkanlığında  EREĞLİ’nin İLK SANAT GECESİ’nin siyah-beyaz resmi var. Kişiler yönünden bu fotoğrafın açılımı yapılırsa iyi olur. O gecenin solisti Arkadaşımız ORHAN SEÇİLEN’di. Resimde papyon kravatlı. Soldan çömelmiş vaziyette çıkmış olan benim(Muhammet Necdet Dursun). Pek çok kişiyi tanıyorum ama aradan 50 küsür yıl geçtiği için karıştırmaktan korkuyorum.Arkadaşlarım Veli Ceylan ve Orhan Seçilen herbirini tek tek isimlendirebilirler. O siyah-beyaz resimde EREĞLİ’nin yegane TÜRK SANAT MÛSİKÎSİ BESTEKÂRI ve İCRACISI  MERHUM MUSTAFA SEYRAN  da mı vardı? Ayırt edemedim. Takdir edersiniz ki aradan 50 yıldan fazla zam

an geçmiş...Garip değil mi?: Önceden İNTERNET aracılığıyla gönderdiğiniz “ŞEHR-i EREĞLİ”de “İLK SANAT GECESİ” resmi varken, kargoyla gönderdiğinizde yok.Onun yerine “EREĞLİ ESNAFININ SANAT GECESİ” resmi var. Sanırım “ŞEHR-İ EREĞLİ”nin düzeltilip nihayete erdirilmiş FİNAL nüshasına korsunuz...
     Aslında pek çok şeyin yazılıp konuşulması gereken bir konunun öncülüğünü yaptığınız için çok geniş yürekli olmanız gerekiyor SAMİ BEY. Allah Size hem sabır versin; hem de SEMERE konusunda muradınız ve amacınız ne ise o da gerçekleşsin. Şahsen ben de bu konuda duyarlı olmaya gayret sarfedeceğim: Ola ki –manevi yönden- çorbada tuzumuz olur...Selam ve başarı dileklerimle saygılarımı,sevgilerimi sunuyorum: ALLAH YARDIMCIMIZ OLSUN.
 Emekli Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni : Muhammet Necdet Dursun  12.04.

        PARA İLE SATLMAZ.

 

 

Farklı Kültürlerin ,dillerin ve dinlerin bir ovada birleştiği,kaynaştığı  ŞEHR İ EREĞLİ de Hititlerin,Selçukluların ve Osmanlı Medeniyetlerinin izleri üzerinde doğmak büyümek dostluklar kurup Türkiye ye dağılmak Ereğlili olmanın erdemidir.

                 Atalarımızın ömrüne bir il olmayı sığdıramadık.geri kalan ömrümüze sığar inşallah.

                   İvriz suyu,ivriz öğretmen okulu ,sümer dokuma müessesesi, gülbahçe, nişasta fabrikası,un fabrikaları,gazoz fabrikası,akgöl,alanakar,göbetlerimiz ve balkonlarımızı  ağaç dallarını ve  kapı girişlerini süsleyen yedi veren güllerimiz yok.gözlerimizi kapıyoruz nostalji bir özleyişse kaybettiğimiz yitik şehri arıyoruz.

                   Bir Yılı  aşkın süredir ,elimizden geldiğince bu çalışmamızı ortaya çıkarmaya çalıştık.Katkı yapan gönül dostlarına sonsuz teşekkürler ediyoruz.

                  Türkiye genelinde yaşayan bir milyon Ereğlili nin hislerine ve hayallerine tercüman olup doksan asrı EREĞLİ de bir nefes aldırabilirsek ne mutlu bizlere.


                                                                SAYGILARIMIZLA.

 

                            

     SAMİ AKDOĞAN                                                                       HALİM AKTAŞ        
İşletme Fakültesi mezunu                                                Elektronik işletme Mezunu      
               ESNAF                                                                              ESNAF                                    
EVLİ İKİ ÇOCUK BABASI                                                                  BEKAR                                  
         ÖZ EREĞLİLİ                                                                      ÖZ EREĞLİLİ                             
                               
    UMUR TEVFİK AKDOĞAN                                                            Nihat TETİK
Bilgisayar ve İşletme mezunu                                      Elektronik ve Haberleşme Mühendisi
     YARGITAYDA MEMUR                                                                    ESNAF          
         BEKAR                                                                                     BEKAR         
     ÖZ EREĞLİLİ                                                                           ÖZ EREĞLİLİ